Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Uzun süredir film izlemiyordum ya da izleyemiyordum. Malum hayat koşuşturmaları bazen bırakın film izletmeyi buraya bir şeyler yazmama dahi engel oluyor. Ve şu an fark ediyorum ki yazmaya insan ara verince nasıl gireceğini şaşırıyor. Laf kalabalığını bırakayım da konuya gireyim.
Geçen gece otururken film izleyeyim dedim ve elimde olanları kurcalarken Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı “Üç Maymun” -Three Monkeys- adlı filmi izlemeye kadar verdim. Kahvemi aldım yanıma ve ışıkları söndürüp başladım filmi izlemeye. Filmin ilk 5 dakikasında anladım ki bu filmde sesler önemli bu sebeple kulaklık ile izlemek ve sesleri net olarak duymak istedim. Ne de olsa 61. Cannes Film Festivali’nde (2008)ödül almış bir film. Öyle ki KPSS’de soru olarak bile geldi bu. Dikkatli izlemek lazım diye düşündüm ve başa aldım.
Filmin başında geçen bilgilendirme yazılarında “Türkiye – Fransa – İtalya ortak yapımıdır” ibaresini görünce birden huylanmaya başladım filmden. Hani eleştireceğim ya filmi öküz altında buzağı arayacağım ya işte ondan. Acaba dedim ödülü bu yüzden mi verdiler. Böylesi güçlü ve üçlü ittifak ödülü hak ediyor değil mi? dedim. Yanıldığımı anladım. Nuri Bilge Ceylan gerçekten de yönetmenlik yeteneğinin müthiş olduğunu göstermiş ve o ödülleri hak etmiş. Her zamanki gibi filmin konusuna değinmeyeceğim. İzleyince görürsünüz. Lakin filmin konusu ile ilgili şunu söyleyebilirim, filmin adı ile konusu arasında güzel bir ilişki kurulmuş. Duymak, görmek ve söylemek…Filmde öne çıkan karakterlerin de üç kişi olması acaba tesadüf müydü?
Filmde öyle uzun uzun diyaloglar yok, hatta diyalogları toplasanız belki bir iki sayfa metin elde edersiniz. Film genelde ses efektleri, görsel kamera yerleşimleri ile derdini anlatıyor. Bu da zaten yönetmenin yeteneğinin göstergesi. Ses efektleri bir iki sahnede çok absürt olsa da genel itibariyle güzel diyebilirim. Mesela şu an aklıma gelenlerden birisi Yavuz Bingöl’ün yani filmdeki adıyla Eyüp’ün açık bir alanda yüzünü yıkarken suyun çıkardığı ses banyodan gelen ses gibiydi. Görüntü efektleri için gözüme çarpan bir hata ise filmin sonunda Eyüp’ün evlerinin balkonundan etrafı seyrettiği sırada ekranın sol altından geçen tren görüntüsünün devamlılığında bulunuyor. Tren o sahnede ikiye bölünüveriyor anlık bile olsa.
Filmin eleştirebileceğim daha doğrusu hoşuma gitmeyen bir diğer yönü ise konuşma olmayan sahnelerin çok uzun olması. Bu durum bazen esnememe sebep oldu.
Oyunculara gelince filmde Hacer karakterini canlandıran Hatice Aslan yeteneğini ve cesaretini göstermiş. Oyunculuk açısından söylenebilecek hiçbir lafım yok. Sadece gözlerindeki lensler çok iticiydi. Bu da benimle alakalı bir durum, sevmiyorum lensleri. Yavuz Bingöl’ün oynadığı sahnelerde de başarılı bir oyunculuk vardı. Benim asıl dikkatimi çeken ise filmde Eyüp ve Hacer’in çocukları rolündeki Ahmet Rıfat Şungar’ın (filmdeki adıyla İsmail) oyunculuk performansıydı. Bir sahnede baygın baygın bakışları vardı ki gerçekten o anı müthiş yansıtıyordu.
Sonuç olarak filmi izlediğimde çok keyif almadım ama sanatsal açıdan başarılı olduğu kesin. Bir çok ödül toplayan filmin en önemli katkısı ise Ceylan’ın ödülünü alırken yaptığı konuşmaydı sanırım.
Bu ödülü birisine ithaf etmek istiyorum… Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkem Türkiye’ye…”
24 Mar 2009 - 22:33
Ben de beğenerek izlemiştim bu filmi. Öyle kalabalık ile izlenecek bir film değil. Tıpkı sizin yaptığınız gibi ışıkları kapatıp da izlenecek bir film.
Ceylan bir demecinde filmdeki bazı şeylerin tesadüf olmadığını izah ediyordu. Mesela çocuğun annesine tokat attığı sırada arkadan ezan sesi gelmesinin tesadüf olmadığını, ezanın kendisinde bir günah duygusunu, utanma duygusunu çağrıştırdığını ve bu yüzden çocuğun annesine tokat atarken utanması gerektiğini düşündürüyor.