Erkan Hirik

Önce Su Sonra Çay

Kategorisi (Komik, İronik) Yazan Erkan Tarih 22-08-2008

Anahtar Kelimeler : , ,

Yepyeni bir huy daha edindim. Adres sorup dinlemiyorum. Ne biliyim, o tarifi hiç dinleyesim gelmiyo. Nasıl olsa bi şekilde bulurum diye düşünüyorum. He baba, ke baba diye de baş sallıyorum, sanki süpersonik dinlemiş de muhteşemsonik anlamışçasına. Evet muhteşemsonik.

Çayın, bir anlık konturpiyde kalıp da, basiretimiz bir anda bağlanıp da, bardağa, önce suyunu, sonra çayını töhtüğümüz o andaki, o çok ince mutsuzluk hissinin, çok sahici bir gerçekliği var. İnceden midesi de bulanıyo insanın, birdenbire, hiç beklemezken, sımsıcak bembeyaz suyu gördüğü o anda. * Duş başlığının, tazyikli akarken su, bir anda boşda kalıp da, kendini deli danalar gibi sağa sola dönerken bulduğu o andaki, o duş başlığının, kurtarın lan beni, başım döndü burda, içim dışıma çıktı der gibi olan o hali yok mu, işte bu beni çok hüzünlendiriyor.

Bir de, bantı elimizle koparamadığımız, kopmuyo, uzadıkça uzuyo deyus, koparamadığımız o anda, dişlerimizle banta çentik atmaya karar veriyoruz ya, çentikten doğru kolaycana koparırız diye, dişlerimizle çentik attığımızda banta, o banttan kopan o minicik çentiğin, evet çentik, o iki dişimizden birine, alt veya üst, yapışıp kaldığını hissettiğimiz, fakat o hayın parçayı, bir türlü o dişlerimizin üzerinde bulamadığımız, daha sonrasında ise, aaman ya, ölüm yok ya ucunda, gayrı aramıyorum, en fazla yutarım gider dediğimiz o andaki, o boşvermişlik duygusunun, çok ama çok sahici bir gerçekliği var. Bi de bant yine kopmuyo ya çentikten sonra, o çok fena oluyo işte. O anda insanın sinirleri boşalıyo, ağlayası geliyo. Devamını Okumak İçin Tıkla »

İstanbul ve Biz-1

Kategorisi (Diğer) Yazan Erkan Tarih 21-08-2008

Anahtar Kelimeler : , , , , , , , , ,

Bilmem kaçıncı İstanbul ile ilgili yazım bilmiyorum bu. Ama inanın İstanbul yazıldıkça yazılası bir şehir. Her ne kadar içinde yaşayan halik değerini bilmese de bizler uzaktan gelip onun büyüsünü alabiliyoruz. İstanbul ile ilgili şeyler yazıldıkça biliyorum ki eksik kalan, ardımızda bıraktığımız bir çok cümle olacak.
Sabahın ilk ışıklarıyla daha bir ay evvel gittiğim Dersaadet‘e güzel geçen bir yolculuk sonrası yavaş yavaş giriyorduk. Giriyorduk diyorum bu kez yalnız değildim. Ona kimsenin benzemeyeceği (bkz.benzemez kimse sana) kişi ile birlikteydim.
Güneş biz İzmit’te iken kendisini göstermiş ve artık aydınlatıcı ışıklarını İstanbul’u daha iyi görmemiz için kullanıyordu. Otobüs yolcuları yavaş yavaş indirirken sanki İstanbul ile başbaşa kalmamız isteniyor gibiydi. İlk kez birlikte geliyorduk İstanbul’a ve hayran oluş noktamızdı orası bizim…Orası bizim için yalnız bir şehir değildi. Aşktı, tarihti belki de bir sergüzeştti. Bu sergüzeştin lezzetini görerek, koklayarak almak mümkündü yalnız.
Bu kokuyu almak için, İstanbul’un temaşasına doyabilmek, karmaşasını da anlayabilmek için düştük yollara.
Tüm yolların birbiri ile kucaklaştığı, insanların sağdan sola, soldan yukarı, bir kısmının aşağı gittiği yere geldik, Taksim’e… Biliyorduk ki sabah saatlerinde İstiklal caddesinde yürüyenler ya işe gidenler ya da geceden kalanlardı. Onları izleyerek yaptığımız kahvaltı (bkz.ayvalık tostu) ardından yoldan gelmiş olmamıza rağmen düştük caddeye. Adım adım geziyorduk. Günümüz boldu ve bakacak o kadar çok şey vardı ki. Bir binanın etrafındaki süsleme ve mimari yapılar bize sürekli aynı cümleyi kurdurmaya yetiyordu.”Ulan ne varsa eskide var.” Eski ruhlu, eskici hevesli birisi olunca insan bir de doyamıyor bakmaya tarihi yapıların sağına soluna. Bakmakla da yetinmeyip fotoğrafını da çekiyordum. Aa! O da ne yanımdaki şaheser de bana benzemiş. Pazar olması hasebiyle St.Antuan’dan insanlar çıkıyor ve aynı inançta olmayan diğer insanların arasına karışıyordu. Biz de bu arada boş durmuyor ve onların arasına karışıyor ve izliyorduk onları. Mistik hava bırakmıyordu peşimizi. Oradan çıktığımızda ise Galata Mevlevîhanesi bizi daha içine girmeden kapısı ile büyülüyordu bile. Bahçe önünde dolaşan kediler ise adeta tasavvufu yaşıyorlar ve akşamki semâya hazırlanıyor gibiydi…
Oradan çıktık yola artık gitmemiz gereken yer Arnavutköy’ün eski evleri ve sahiliydi. Taksim heykeline çaktık selamı ve bindik metroya…
Devamını yazacağım efendim…

Cümlemize Devam…

Kategorisi (Diğer) Yazan Erkan Tarih 19-08-2008

Anahtar Kelimeler : ,

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi noktalı virgül başlayan bir ara vermiştim. Nihayetinde kaldığımız yerden kelamlarımıza devam edebileceğiz. İstanbul’da geçen 14 gün içinde çok güzel olaylar yaşadım. Bunları ayrtıntıları ile anlatacağım lakin üzerinize afiyet biraz kırgınlık var üzerimde, halim yok. Bu sebeple İstanbul günlerini biraz sonraya erteliyorum.
Ben yokken sitemde istenmedik olaylar olmuş sanırım. Bunun için özür dilerim.
Tekrar yazabilecek olmak gerçekten güzel.

Noktalı Virgül;

Kategorisi (Diğer) Yazan Erkan Tarih 02-08-2008

Anahtar Kelimeler : , , , , ,

Noktalı virgülSamet ve Kaan‘dan sonra bir imla işareti koymam gerekiyorsa o gün bugündür. Ben işaretimi noktalı virgülden yana kullanıyorum. Bir süre buraya yazamayacağım. Bugün İstanbul’a gidiyorum. Aslında gezmek maksatlı olmasa da biraz geziye çevirmeye niyetimiz yok değil. Bir ay evvel İstanbul’dan gelmiş olmama rağmen tekrar gitmem gerekti. Katıldığım bir kongrede [İstanbul Kültür Üniversitesi II. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci Kongresi (TUDOK 2008)] hazırladığım bildirimi sunmam gerekiyor. Kısmetse onu sunduktan sonra bir süre İstanbul’da gitmediğim yerlere gitmeye çalışacağım. Adalar güzel olur mesela. Tekrarlıyorum “kısmetse”. Değilse erken dönerim :)
Görüşmek üzere…

Yan Yana

Kategorisi (İronik) Yazan Erkan Tarih 01-08-2008

Anahtar Kelimeler :

yan yana” yan yana yazılmıyor ki ! Halbuki nasıl da bağırıyor beni yanyana yazın diye. Bizse inadına ayırıyoruz yan yana olmak isteyenleri.

Yan yana, dip dibe hiç fark etmez.