İzlenilesi Bir Film AVATAR

Uzun süredir yazamıyorum ile başlayan bir yazı olacak bu maalesef. Dünya işlerinin yoğun oluşu beni buraya yazmaktan mahrum ediyor maalesef. Yazamamanın vermiş olduğu vicdani rahatsızlığı şu anda atıyorum çok şükür. Buna sebep olan ise bir film.
Uzun süredir yazmak bir yana uzun süredir de film izleyemiyordum. 3 hafta Ankara’da IMAX’de izlemek için bekledim; ancak bir türlü işlerimden fırsat bulup da IMAX’e gidemedim. Bir kez gittim ama onda da bilet bulamadım.
Aylardır beklediğim “Avatar” sonunda çıkmıştı ve artık izlemeliydim. Karar verdiğim sırada işim ile alakalı durumlar çıktı ve izleyemedim. İşlerim bittiği vakitlerde de sinemada yer bulamadım. Ancak 3 haftalık bu süreç sonucunda inadımı bırakmadım ve bu kez dikkatli davranarak biletlerimi internet üzerinden aldım. MyBilet hakikaten bu konuda çok iyi. Güvenerek alabileceğinizi belirteyim.
Ankara Panora AVM’nde Cinebonus’da altyazılı ve Real 3D olarak izlediğim filme gelince kesinlikle harikulade diyebilirim. Avatar 14 yıllık bir maziye sahip bir film. Böylesi bir özellik de merak duygularını uyandırmaya yetiyor zaten. Beni tanıyanlar benim hayal ürünü gerçek üstü şeyleri barındıran filmleri sevmediğimi bilir. Lakin bu filmde bu gerçek üstü şeyler aslında fark edemediğimiz gerçekleri öylesine güzel dile getiriyor ki.
Filmin başından sonuna kadar ekrandan gözümü ayırmadım. Filmin görselliği hakkında söylenenler gidip de göreceklerinizin yanında bence sönük kalır. Elbette film her şeyini görselliğe borçlu değil. Mükemmel kurgulanmış bir senaryo olmasa o görsellikler de gölgede kalır.

Gişe hâsılatı (Box Office) listesinde gelmiş geçmiş filmler arasında da 2.sıraya girmesi James Cameron’un iyi bir iş çıkardığının ve filmin de başarılı olduğunun bir diğer belirtisi zaten.

Her zaman yaptığım gibi filmin içeriği hakkında bilgi vermiyorum ve izlemenizi tavsiye ediyorum.

Kesinlikle izleyerek insanoğlunun yaşanan dünyaya karşı ne kadar da acımasız olduğunu görmelisiniz. Belki de Pandora’nın kutusunu anlamanın vakti gelmiştir…

Ha unutmadan, gözlükler sizde kalmıyor :)

Meçhul Biyografi

Bilinmeyenin biyografisini yazmak istiyorum. Onun kaderini ben belirlemek, ona hayatı, umudu yaşatmak istiyorum. Bir kader yazmak istiyorum bilmediğim kişiye tüm saflığın saflığında. Doğduğu yerlerin kokusunu hiç unutmasın istiyorum. Sevdikleri her zaman yanında olsun istiyorum. Sıradan ama mutlu birisi olsun istiyorum. Avcunun içinde hayallerindeki yumuşacık ellerin somut halinin olmasını istiyorum. Onu hissetsin, yaşasın istiyorum. Diline sabah kalktığında bir türkü pelesenk olsun ve gün boyu bunu unutmaya çalışsın istiyorum; ama unutamasın istiyorum.
Hava ne kadar soğuk olursa olsun bilinmeyenimin gönlü sıcak olsun, sadece kendisini değil herkesi ısıtsın istiyorum. O üzülünce gözlerinde ışık yok olmasın istiyorum. Umudu hiç kaybolmasın, umudu umud etsin istiyorum. Belki de istiyorum uzunca bir boyu olsun ve melankolik anlarında zaman kırıntılarına bıraksın her şeyi. Rahat olsun ama bir o kadar da kaygısı olsun istiyorum hayata dair. Hayat onu önce onu üzecekmiş gibi yapsın ama sonunda hep sevindirsin istiyorum.
Bilinmeyenim çizgelere basmadan yürüsün, duvardaki eğri duran tabloyu düzeltsin istiyorum. Bazı takıntıları olsun böyle. Mesela dolaptaki kolanın sonunu içebilmek için kendisiyle yarışsın, gece yatarken bir dileğinin gerçekleşmesini içinden o anda yapması sinir bozan bir şeye bağlasın istiyorum.
Yalnızlığını paylaşmasın istiyorum. İçindeki belirsiz hasreti türkülerde yanarak hissetsin istiyorum. Bir yolculuk yapsın istiyorum zihninde ve orada yaratsın istiyorum aslında dünyasını…Ve orada yaşasın son nefesinde gülümseyene kadar…

Cacık – Barış Manço

Sözüm meclisten dışarı dostlar
Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum
Hani dilim dilim doğrasalar beni
Marmara Ege Karadeniz ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum

Derdim öylesine büyük ki dostlar
Kırka yarıp yine kırka bölseler
Ve kırk bostana gübre diye serpseler
Kırkbin tane ot biter de kırkbin derde deva olur diyorum

Ne oldu bana böyle durup dururken
Oğlan aldı başını gitti kız zaten lafımı dinlemezdi
Düğmem kopuk paçam sökük oramda buramda çengelli iğneler
Bir de çengelli iğne nazar bozar derler

Hanımın çorabı kaçık başında bigudiler
Karabaş bile, karabaş bile suratıma bakıp bakıp havlıyor
Öğünmek gibi olmasın ama dostlar
Kendimi hıyar gibi hissediyorum

Hani ince kıyım doğrasalar beni Akdeniz cacık olur diyorum
Ve hatta Atlas okyanusu ve hatta Hint okyanusu
Ve hatta hatta Büyük okyanus bile cacık olur diyorum
Böyle cacığa rakı mı dayanır

Çivi çiviyi söker derler soğuktan donanı buzla ovarlar
Ben zaten yanmışım dostlar peki beni fırına mı koysalar
Zeytin suyuna kuru ekmek böyle gelmiş böyle gidecek

Barış Manço

En Fazla İçimde Ölürsün

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz

En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım

En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Devamını Okumak için »

En Kötü Oyun

Bir zamanlar Hüseyin Mert göndermişti bu fotoğrafı…Hayat, şimdiye kadarki en kötü oyun.