Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Hamlet, ilk oynandığa günden (1601) bu yana Shakespeare’in en sevilen ve en iyi tanınan oyunlarından biri olmuÅŸ. Öyle ki, daha yazılışından (1601?) iki yıl geçmeden bir “korsan” basımı piyasaya sürülmüÅŸ ve bu basım sonraki yıllarda Shakespeare araÅŸtırmacılarının başına dert açmış. Bu bozuk metinden (”Bad Quarto”) sonra, 1604 yılında, Shakespeare’in el yazmasına dayalı “bir saÄŸlam” metin (”Good Qu-arto”) yayınlanmış ve bunu 1623 yılında yayınlanan ilk toplubasımda ki (”First Folio”), biraz sahne etkisi taşıyan, yine güvenilir, Hamlet izlemiÅŸ. Günümüzdeki Hamice metinleri genellikle bu üç metinin karışımından oluÅŸur.
Shakespeare’in, Hamlet’in konusunu, 1590′dan önce yazılmış bir oyundan aldığı sanılıyor. Shakespeare araÅŸtırmacıları bu oyuna Ur-Hamlet (İlk Hamlet) adıyla deÄŸinirler.
Hamlet son derece uzun (oyunun kesintisiz oynanması altı saati aÅŸkın bir süreyi gerektirir), oldukça ağır, dili çapraşık, “havası” sürekli deÄŸiÅŸen, incelikli bir oyun. Oyundaki kiÅŸilerden bir bölümü, özellikle Kral Claudius, Polonius, Mezarcılar ve Osrick kendilerine özgü bir üslupla konuÅŸurlar.
Oyun, çok yönlü bir eÄŸlence türü olarak tiyatronun iyi bir örneÄŸi. Bu anlamda hem çok doyurucu hem de oynanması özel beceriler, hünerler ve hazırlık gerektiren bir oyun sayılır: Bir hayalet, “oyun içinde oyun,” delilik sahneleri, bir düello ve ölümler, Hamlet’i ayrıcalıklı kılan öÄŸeler arasında.
Shakespeare bu oyunda da tragedya ile komediyi bir arada, zaman zaman iç içe, yürütür. Ölüm bile hem bir acı hem de eÄŸlence kaynağıdır. YaÅŸamın ve ölümün, varlığın ve yokluÄŸun anlamı ve deÄŸeri sürekli olarak deÄŸiÅŸen bakış açılarıyla birlikte deÄŸiÅŸjr. Her bir kavram, her bir deÄŸer toplumsal ve evrensel ölçütlere göre baÅŸka görünümler kazanır. Prens Hamlet’in yüzyıllar boyu tiyatro seyircisi için çekiciliÄŸini korumuÅŸ olması, belki de onun tutarlı, kolayca bir kalıba sokulabilecek bir kiÅŸi olmayışında yatar.Hamlet’in kiÅŸiliÄŸini yeterince yansıtabilmek için onu, üç ya da dört aktörün birden oynaması gerektiÄŸini söyleyenler olmuÅŸtur. Hamlet’in kendine sorduÄŸu sorular arasında belki de her seyirci kendi sorularını tanımış, bulmuÅŸ çıkarmış, cevaplarını bulamasa bile, aynı soruların baÅŸka nasıl sorulabileceÄŸini, soru sorma, düÅŸünme sanatını görmüÅŸtür.
Hamlet’in nasıl bir insan olduÄŸu üzerinde çok konuÅŸulmuÅŸ, çok yazılmış olmasına raÄŸmen kiÅŸiliÄŸi yine de avuçlardan kayar gider. “Sana düÅŸündürdüklerimi kâğıda döküp kendini baÄŸlama,” der gibidir Hamlet. Yine de, deÄŸiÅŸik bir iki yönü dile gelebilir belki.
Oyun içinde, davranış ve tepkileri (hem kendine, hem baÅŸkalarına karşı) çoÄŸu kez ters ve beklenmedik tepkiler. Özellikle sahnede tek başına yaptığı konuÅŸmalarda duyarlı noktalarının hangileri olduÄŸu ortaya çıkar. Ne var ki, kullandığı üslup gibi, kiÅŸiliÄŸi de sürekli bir baÅŸkalık gösterir. Hamlet’in bu yanı onun için hem bir sorun hem de kolaylık: Bir yandan kiÅŸiliÄŸini bulamamanın, bilememenin acısıyla kıvranırken, öte yandan esnekliÄŸi sayesinde herkese uyabilir, her kılığa girebilir.
Hem acı çeken, hem çektiren ve bunu bildiÄŸi halde önüne geçemeyen insanoÄŸlu Hamlet.
Hamlet yalnızca, var olmanın mı yoksa olmamanın mı daha iyi olduÄŸunu deÄŸil, var olup olmadığını ve var olmakla olmamanın bir anlam taşıyıp taşımadığını soran kiÅŸi. Hamlet, sorularını cevapsız bırakan bir evren karşısında düÅŸünen, düÅŸünmek zorunda olan kiÅŸi. Hamlet, yalan dolanla, dolap düzenle, küçük hesaplarla dolu bu dünya ile; beklenmedik kılıklarda anlaşılmaz buyruklar gönderen öteki dünya arasında gidip gelen kiÅŸi; insanı aynı anda hem yarı tanrı hem de bir toz parçası gibi görmenin acısıyla bunalan kiÅŸi. Oyun içinde ustaca oyun yönetecek ve sergileyecek; soytarıyla soytarı, saraylıyla saraylı, en akıllı kadar akıllı, kusursuz bir deli olabilecek kadar oyunculukla yoÄŸrulmuÅŸ, ama bir oyuncunun nasıl olup da kılık, kimlik ve varlık deÄŸiÅŸtirdiÄŸini kendi kendine soran kiÅŸi Hamlet. İnsanın insanlığını biliÅŸinden bu yana belki hep var olmuÅŸ; her Hamlet oyununda bir baÅŸka Hamlet olarak var olan ve gerçekte var olmayan bir kiÅŸi, bir oyuncu, bir “gölge” Hamlet, her efsane gibi, sınırlarından taÅŸmış, kaynağını silmiÅŸ bir simge.