Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Bir süredir yazmadığımın farkında olduğumu söyleyerek başlayayım sözlerime. Hele dün gece bu saatlerde Hüseyin ve Kaan ile muhabbet ederken iyice farkına vardık ki bu aralar kimse günlüklerine bir şey karalamıyor/karalayamıyor. (Kaan’da burada yazmış zaten.)Hüseyin’in tabiriyle recessiona (durgunlık) girdik resmen. Neden diye kendi kendime sorduğumda bir sürü cevap ve bahane alabiliyorum. Bunun en büyük sebebi gece saatlerinde bilgisayar başında bulunmam. Bilgisayar başına insan gece gece oturunca yazacağı varsa da o yazacak gücü bulamıyor. İkinci sebebi de mezun olduğum Gazi Üniversitesi’nin finallerinin beni çok yormuş olması. Öyle yordu ki bu sınavlar beni elimi eteğimi çekip her şeyden ahirete doğru yol alasım geldi. Yapmam gereken onca şey var ki bir ben daha olsa belki tam olarak yetişebilirim hepsine. Ufak ufak şeyler belki ama o kadar çoklar ki…
Neyse efendim Gazi Üniversitesi bitti ve “Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni” ünvanını aldım. Hayırlı olsun dediğinizi duyar gibiyim. Sağ olun sağ olun. İşsiz bir edebiyat öğretmeniyim artık. Öğretmenlerinin işsiz kaldığı kaç ülke daha var acaba gerçekten çok merak ediyorum. Şuradaki işsizlik tablosunu görünce bir başkadır benim memleketim dedim. Bir bakın bence siz de dersiniz.
Bugün olağan geleneksel 8. Ankaralı Günlük Yazarları Toplantısı vardı. Oradaydım. Ankaralılar oradaydı ama konu sanki sadece İstanbul’du. Çok sıkıldım hatta öylesine sıkıldım ki “bir daha gelmesem mi acaba” diye bile düşündüm. Hüseyin, Kaan ve ben kaynattık zaten arkalarda. Bir de öylesine yorgundum ki her söylemek istediğimi Kaan’a söyledim. Tam ben söylerken içimi mi okuyor ne Hüseyin seslendirdi. Aklın yolu mu bir? Hiss-i kable’l vuku mu? Bir de hep aynı kişiler konuşmasın kardeşim. Farklı sesler de duymak istiyoruz. Gelip gık demeden giden arkadaşlar oluyor. Konuşmak isteseler de konuşamıyorlar. Bir başıboşluktur, bir yönetimsizliktir gidiyor. Kaç buluşma oldu hala ortada somut bir şeylerin olmaması da belki bu yüzden. Toplanıyoruz, toplanıyoruz, ee sonra? Yine herkes kendi kendine günlüklerini yazmaya devam ediyor. Bir topluluk ruhu göremiyorum açıkçası. Bir kafe köşesinde toplanıp yemek yiyip, gülüp eğlenmek midir sadece maksat? Kızdım mı ne!
Şimdilik gücüm bu kadar…
08 Şub 2009 - 01:52
Hadi, unvanın hayırlı olsun kardeşim. Allah kullanmayı da nasip etsin.
Vallahi bugün şeytanın bacağını kırdım ben.
08 Şub 2009 - 02:09
O ünvanın ki uğrunda 40 yıllık köleliğe değer. Allah başındaki uğursuz sıfat olan ‘işsiz’den de kurtarsın inşallah.
İç sesinden ziyade mantıklı olanı söyledim keşke sen de duygularını açıktan söyleseydin, ben ancak aktarırken kafasını gözünü yarıyorum.
Bu yazıyı saymayız hala recessiondasın.
08 Şub 2009 - 16:44
toplantılarda konuşulacak konular bir dahakine belirlensin ya, ben de böyle bir istekde bulundum. İstanbul hakkında konuşmak bir sürü kişiyi sıktı haklısın:)
10 Şub 2009 - 01:11
“Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl-i bahâdır
Bir sengine yekpâre Âcem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında
Hurşid-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
Elhâk bu ne hâlet bu ne hoş âb u hevâdır”
Mezuniyetiniz hayırlı uğurlu olsun, darısı tüm bildiklerinizi öğrencilerinizle paylaşmaya…
10 Şub 2009 - 01:14
Erkan, kusura bakma da senin aklında sadece İstanbul konusu kaldıysa ben n’apayım? Benim yazdığım yazıyı okursan, orada -fikir sahiplerine sormadığım için yazmadığım- fikirler falan da dahil olmak üzere 15′e yakın konu konuşuldu. Sanki buluşmanın tamamında İstanbul konusu konuşulmuş gibi yazarsan (ki 45 dakikadan fazla konuşulmadı) buna ben “zorlama eleştiri” derim. Kaldı ki eleştiriye kapalı bir insan da değilim yani, bu buluşma hakkında yazan diğer arkadaşların eleştirileri çok daha “tutarlıydı”. Seninki son derece tutarsız zira hem “toplantıda” (ki biz “buluşma” demeyi tercih ediyoruz) ciddi olunması gerektiğini iddia ediyor, hem de ciddi olarak konuşulan tek konu olan İstanbul konusundan da sıkıldığını, arada diğer arkadaşlarla “kaynattığını” ifade ediyorsun. Ciddi konu dediğin 5 dakika içerisinde geçiştirilmez, bizim yaptığımız gibi 45 dakika ayrıntılarıyla konuşulur. Sen bundan sıkılıyorsan niye “Bir kafe köşesinde toplanıp yemek yiyip, gülüp eğlenmek midir sadece maksat?” gibi küçümseyici cümleler kullanıyorsun veya “toplantı”da ciddiyet arıyorsan neden “kaynatıyorsun”?
Ayrıca amaç aynen dediğin gibidir: Bir kafede toplanıp (ki kafede toplanılan yerin bir köşe olması can sıkıcı bir etmen olmak zorunda değildir) gülüp eğlenmektir. Ha, bu gülüp eğlenme sırasında ciddi konular da konuşulur mu, konuşulur. Ama sen de onaylıyorsun, sıkılır insan bir süre sonra. O yüzden münazara ciddiyetinde toplantılar da yapılamaz, herkesin kafasına göre bağırdığı laubali toplantılar da yapılamaz. İkisinin arası bir şey yapılmalıdır ve bizim 8 buluşmadır yaptığımız da budur. Diğer toplantılarda da aynı sistem gitmişti, şimdi de aynı sistemi işlettik.
Her neyse. Böyle “başıboşluk, yönetimsizlik” gibi hakaretvari kelimeler kullandığına göre kararını çoktan vermişsindir. Vermediysen de içgüdülerine güven ve “Bir daha gelmesem mi acaba?” şeklindeki sorunu artık kendine yanıtla derim.
10 Şub 2009 - 01:16
Ha, bir de şunu söyleyeyim: Toplantıda kimsenin ağzını kapadığımız yok. İsteyen herkes konuşabilir ve oradaki herkes birbirlerinin sözünü kesmeyecek kadar kibar insanlar. Yani “Farklı sesler duymak istiyoruz.” demek yerine farklı bir ses çıkarmaya çalışman daha iyi olacaktır. Ama blog’unda değil, buluşmanın kendisinde.
10 Şub 2009 - 02:25
Barış öncelikle yazdıklarını okuduktan sonra genel olarak çok içerlediğini hissettim. Yazık etmişsin kendine bu kadar içerlenecek şeyler yazmadım ben. Eleştirdim sadece. Üstelik eleştirilerimin hiç birisi de sana yönelik değildi. Huyum kurusun ki eleştirirken lafı (taşı) tam gediğine oturturum ki o taş da böyle ses çıkarır işte.
Aslında ben söyleyeceklerimi hem yukarıdaki yazımda yazdım hem de olması gerekenleri Hüseyin Mert’in konu ile ilgili yazdığı yazıya yorum olarak not düştüm. Madem ki bu kadar gocundun dur sana biraz daha açıklayıcı olayım madem yeterince anlatamadım ya da anlayamadın;
Eleştiriye açık birisiyim diyen birisi en başta benim bu yazdıklarımda art niyet, hakaret falan aramaz. Hele ki benim gibi bir adam böylesi bir konuda asla ve keza hakaret etmez. Neyse konuya gelecek olursam Kaan da yanımda oturan birisi olarak şahittir ki toplantıya geliş saatim olan 18.47 ile 20.30 arası “İstanbul-Microsoft-Bizi de çağırın ulan” üçlemesi döndü. Takdir edersin ki hiç de 45.dk değil. Durum böyle olunca doğal olarak yukarıda javacıkizin da belirttiği gibi “bir sürü kişiyi sıktı”. Sen sıkılmadıysan Barışcığım bu diğer insanların sıkılışını değiştirmez. Gel gelelim 15’e yakın konu konuşuldu olayına. Lütfen, istirham ediyorum toplantıya katılan kişiler bana bu 15 konuyu saysın. Sen elindeki listeden sayma Barış, katılımcılar saysınlar. “Siz” toplantı değil “buluşma” diyormuşsunuz, söyler misin Barış arkadaş siz kimsiniz? Ben bu organizasyona isim verirken hiç düşünmedim, toplantı mı olsun, buluşma mı olsun diye. Toplantı dedim gitti. Senin böyle bir ayrımı yapman da “zorlama değil mi” be Barışcığım.
Gel gelelim benim tutarsızlığıma, ciddi toplantı olmasından ziyade yerel tabirle davara koyuna faydası olan toplantılar yapılmasından yanayım. Toplantı bittiğinde birileri “bakın Ankaralılar şunu yapmış, yapıyor, yapacak” desin. Çok basit bir şey bile olsa pragmatist bir yanı olsun diyorum. “eee sonra” diyişim de bundan zaten. Ciddi bir şey derken takım elbise kravat kastetmedim Barış. Yani gülelim, eğlenelim ama ortaya somut bir şeyler koyalım. “Sizler” uzun uzun aynı şeyi konuşunca ceketimi kravatımı çıkardım, Hüseyinle Kaanla keyfe daldım Barış, senden izin mi almalıydım/almalıydık ? Pardon. Kafe köşelerindeki küçümseme de tamamen senin yaratımın, küçümsesem o kafelere ben de gelmezdim, bunu sen de ben söylemeden anlayabilirdin Barış. İşte sinirinden böyle bir yanlış anlama durumlarına gelmişsin :]
Uzun konular çok ciddi bile olsa sıkar, işte bu yüzdendir ki “sizin” “45dk” “ayrıntılarıyla” konuştuğu”nuz” şeyler sıkıntıya sebebiyet verdi.
Hani diyorsun ya “Ayrıca amaç aynen dediğin gibidir: Bir kafede toplanıp (ki kafede toplanılan yerin bir köşe olması can sıkıcı bir etmen olmak zorunda değildir) gülüp eğlenmektir.”
Sorarım sana bu amacı sen mi belirliyorsun? Ya da siz mi belirliyorsunuz? Tekrar sorarım siz kimsiniz? Ben hala davarın faydasının peşindeyim Barışcığım. Hüseyin’in yazdığı yazı, oradaki yorumum fikrimin açıklayıcısıdır. Fikirdir sadece olur ya da olmaz, kabul görür ya da görmez o başka bir şey. Buluşma sonrasındaki yazılan diğer yazılar zaten durum tasvirinden ibaret. Belki onların da vardır söyleyecek sözleri. Ayrıca kafe köşesi derken gittiğimiz kafenin gerçektende en köşesinde olmamıza ironi yoluyla bir vurgu yapmış, 7.buluşmadaki mekanın beğenilmemesine rağmen yine aynı ortamın seçilmesine “ironi” ile cevap vermiştim. Ama anladım ki “nedir” köşesine “ironi nedir” eklemeliyim.
“Başıboşluk, yönetimsizlik” lafını hakaretvari görmen de gerçekten çok acayip. Bunların neresi hakaretvari yahu. Bana bu laflarla hakaret edebilir misin Barış? Toplantının ya da buluşmanın her neyse bir yöneticisinin olmayışı uğultuya sebebiyet veriyor. Bu da başı boşluğu doğuruyor hacı. Eğer ki sen kendini yönetici yerine koyduysan o zaman alınmanı anlarım. Ama ardından da sorarım seni kim “yönetici” seçti Barış ? “Siz” mi? Sen organizatörsün ve bu işi çok güzel yapıyorsun ona lafım yok. Bin kere de teşekkür ederim organizelerin için.
“Bir daha gelmesem mi acaba?” sorusunun cevabını iç güdülerimle değil aklımla veririm Barış. Sen içgüdülerinle mi verirdin bu soruya cevabını? Cevap verip vermemem de bana kalmış değil mi, tıpkı gelip gelmememin bana kalmış olması gibi.
Evet bu son toplantıda yorgunluktan ötürü konuşasım yoktu ama hep aynı kişileri dinleyesim de…Buna senin yapacağın bir şey yok zaten, yapmaya da çalışma. Diğer toplantılarda yeri geldikçe konuştum zaten. Oradaki herkesin kibarlığından zerre şüphem yok. Sözümün kesilmeyeceğini de biliyorum Barış müsterih ol, avukat değil.
10 Şub 2009 - 02:55
Mecburen maddeleyeceğim:
- Eğer İstanbul muhabbeti dediğin gibi 18.47′den 20.30′a kadar sürmüş olsaydı, diğer konulara 30 dakika kalmış olurdu çünkü tam 21.00′da bitirdik toplantıyı. Beyn’de bahsettiğim konuların tamamını yarım saatte konuşmuş olamazsın, değil mi? Ayrıca İstanbul muhabbetine masa krizinden hemen sonra (yani toplantının en başında) başlamadık, öncesinde sürüyle şey konuştuk. Muhtemelen 19.47′yi 18.47 olarak görmüşsün. Bahsettiğin süre boyunca (1 buçuk saat) konuşmuş olmamızın imkanı yok. Daha hala aksini iddia ediyorsan susar otururum çünkü daha fazla laf anlatmaya gücüm yetmez.
- Birkaç kere “siz” demişsin. “Siz”den, daha doğrusu “biz”den kastım toplantıya/buluşmaya katılan herkestir. İki kelimenin arasındaki farkı açıklamamın sebebi istediğin şu gereksiz ciddiyete dikkat çekmek istemem, ötesi yok. “Siz” de yok, “biz” de yok. Sanki gruplaşma yaratmaya çalışıyormuşum gibi söylemediğim şeyleri söylemişim gibi gösterme lütfen. Ha, şu var: 8 buluşmadır kimse çıkıp da buluşmaların münazara havasında geçmesini istemedi. O şekilde “siz” ve “ben” diye ayırabilirsin kendine göre.
- Bir yerde de “Seni kim yönetici seçti?” demişsin. Hüseyin’le bu akşam WLM üzerinden konuşurken de üstüne basa basa söyledim: Ben toplantıyı yalnızca organize ediyorum. Hiçbir zaman da yönetici olarak ilan etmedim kendimi. Hatta bir-iki buluşmadır bu toplanmaların yöneticisi olmaması gerektiği üzerinde duruyorum, fark ettin mi bilmem. Buluşmalara gelenler çocuk değil ve son buluşmada da gördüğün gibi bir yönetici olmadan da insanlar gayet eğlenebiliyorlar.
- Sanma ki İstanbul olayı beni çok eğlendirdi – aksine, son 15 dakikasında (yani yarım saatten sonra) senin çok istediğin gibi bir yönetici olmaya çalışıp konuyu bağlamaya çalıştım ama kahretsin, 15 dakikada ancak bağlatabildim. Tabii sen “kaynatırken” bu çabamı görmemiş olabilirsin. Görmeden, duymadan yorum yapman da ayrı bir acayiplik.
- Son olarak şunu diyeyim: Elbette ki gücendim. Kesinlikle iyi niyet göremediğim bir yazıda “Bir daha gelmesem mi acaba?” gibi bir soru cümlesinden elbette ki organizatör olarak ben alınacağım. Veya ne bileyim, “Somut bir şeyler ortaya koyulmuyor.” diyerek toplantıların gereksizliğine vurgu yapıyorsun ve aynı cümleden bu toplantıların düzenlenmesinin gereksizliği anlamı da çıkabiliyor. Dolayısıyla gücenmeme şaşırmaman gerekir. Tekrar söylüyorum: Eleştiriye açığım ve fakat yapılan eleştirilerin yapıcı eleştiriler olması gerektiğini savunurum. “Şu şöyle kötüydü, bu böyle pisti.” tarzı Yemekteyiz tarzı eleştiriler yapmak kolaydır ama “Onun yerine şöyle olmalı, şu olmasa da onun yerine bu yapılsa şahane olur.” gibi yapıcı eleştiri yapmak daha zordur. Hüseyin, Veysel, Seval bu yapıcı eleştiri olayını becerebilen biri ama maalesef sen eleştiri (en azından yapıcı eleştiri) yapamıyorsun.
Bu arada Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olmuşsun, tebrikler.
10 Şub 2009 - 03:31
Maddeli cevaplayayım;
***Evet İstanbul muhabbeti adım gibi eminim söylediğim gibi sürdü. Beyn’de bahsettiğin konuların bir çoğu (duyurular Ankara Kalesi, Pardus… falan) bu konu devam etmekteyken aralarda söylendi tekrar İstanbul konusuna dönüldü. Buluşmaların saatinin değişmesi mesela senin konuların arasında mıydı? Ben mesela bunu konu kabul etmemiştim, oylama şeklinde karar verildi bitti. 1dkmızı almıştır, almamıştır bile. “her ay ikinci bir Ankara etkinliği yapılmasının iyi olup olmayacağı tartışıldı.” Bu etkinlik de kısa sürede bitiveren bir mevzu oldu. “blog yazarları mangalını konuştuk” aynı şekilde,
“blog yazarları buluşmaları için bir site hazırlanması kararı alındı.” Çok güzel bir konuydu, biraz daha ayrıntılarına inemez miydik?
“Bu arada Okan Yüksel, bitirmek üzere olduğu kitap projesini anlattı.” Okan arkadaşımızın söyledikleri ve ona gelen tepkiler ile espriler ne kadar süremizi aldı Barışcığım?
“Blog Ödülleri konusu konuşuldu.” Bu konu da mesela uğultu doluydu. Başıboşluk işte ne olacak :]
18.47’yi 19.47 olarak yanlış görmüş olamam çünkü toplantı 18.30 da başlıyordu ve biz Kaan ile 17’dk geç kalmıştık. (tekrar özür). Susabilirsin bu konuda.
***(ki biz “buluşma” demeyi tercih ediyoruz) diyen sensin arkadaş. Ben de siz kimsiniz diye soruyorum. Gerekirse isim de veririm ancak münazara+muhabbet şeklinde geçmesini isteyenler var Barış. Hiç kimse istemedi diyemezsin bu durumda.
*** WLM üzerinden Hüseyin ile yaptığın konuşmaları nerden bilebilirim ben? İşte bu konuda ayrılıyoruz ya Barış, ben yönetici olması taraftarıyım. Yine söylüyorum genel kabul görür ya da görmez, uygulanır ya da uygulanmaz o başka. Gocunman garip. Evet buluşmaya gelenler çocuk değil ve “yönetici olmadan da eğlenebiliyorlar” zaten ben yönetici eğlendirsin falan demedim ki. Ayrıca kimse eğlenmesin de demedim. Eğlenmeden iş mi olur ya hu.
***Hocam başımız boştu kaynattık kusura bakma. :] Neyi görmedim duymadım da yorum yaptım vallahi bravo bana.
***Yazımda iyi niyet göremedin çünkü bakmak ve görmek farklı şeyler. Nasıl bakarsan öyle görürsün derler hah işte tam öyle. İstediğin gibi gördün. Bunca okuyan bir insan kötü bir niyet göremezken senin görmen, senin niyetini yansıtır arkadaş. Organizatör olarak vallahi bak sen iyi yapıyorsun işini. Bir konserde organizasyon güzel fakat sanatçı iyi değilse organizatör üzülmez, gocunmaz Barışcığım. Somut bir şeyler ortaya koyulmuyor diyerek gereksizliğe vurgu falan yaptığım da yok. Gereksiz olsa ben bu üçüncü iştirakimi gerçekleştirmezdim. Sadece daha iyisini (organize olarak demiyorum ) istiyorum ama sen gocunuyorsun. Eleştirilerim de gayet yapıcı ama o gözle bakana. Hem toplantı kötüydü deyip bırakmıyorum keza bu tartışmalara girmeden evvel Hüseyin’in ve javacikiz’in sitesinde yazdığım yorumlar da delildir. Ayrıca bakınız javacıkızın yorumlarında da Kaan’da benzer önerilerde bulunmuş. Neymiş gayet yapıcı eleştiriymişiz. Kötü diyip bırakmamışız. Senin tabirinle “zor olanı” başarmışız. Demek ki bilmeden, okumadan yazan ben değilmişim Barışcığım. Şimdi dikkatimi çekti Hakan Yamanoğlu’da javacikızın sitesindeki yorumunda toplantı demiş :] Neymiş? İnsan sıfat verirken art niyet düşünmüyormuş.
Tebriğin için teşekkür ederim :]