<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erkan Hirik &#187; Türkoloji</title>
	<atom:link href="http://www.erkanhirik.com.tr/kategori/turkoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erkanhirik.com.tr</link>
	<description>Bir Tutam İroni</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Feb 2010 10:10:41 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>77.Dil Bayramı Etkinlikleri</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/77-dil-bayrami/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/77-dil-bayrami/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 00:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[77.Dil Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Bahaeddin  Yediyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Emel Kefeli]]></category>
		<category><![CDATA[Hendrik BOESCHOTEN]]></category>
		<category><![CDATA[Lars Johanson]]></category>
		<category><![CDATA[Melek Özyetgin]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İsen]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dil Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili ve Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[TDK]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Karasoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=735</guid>
		<description><![CDATA[
77. Dil Bayramı Kutlamaları çerçevesinde Türk Dil Kurumu, 26–27 Eylül 2009 tarihlerinde Uluslararası Türk Dili Araştırmalarında Yeni Arayışlar, Yurt Dışındaki Enstitü ve Bölüm Başkanları Çalıştayı düzenleyecektir. Çalıştayda akademik Türkiye dışındaki Türkoloji Bölümü temsilcileri bölümleri tanıtılacak, bölümlerin geçmişleri, şu anki durumları ve ileriye dönük beklentileri üzerinde konuşulacaktır. Türkolojinin farklı ülkelerdeki sorunlarının dile getirilmesi, deneyimlerin paylaşılması, Türkoloji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.erkanhirik.com.tr/wp-content/resim/bayrak.jpg" alt="bayrak" title="bayrak" width="196" height="272" class="alignleft size-full wp-image-738" /></p>
<p>77. Dil Bayramı Kutlamaları çerçevesinde <strong>Türk Dil Kurumu, 26–27 Eylül 2009</strong> tarihlerinde Uluslararası Türk Dili Araştırmalarında Yeni Arayışlar, Yurt Dışındaki Enstitü ve Bölüm Başkanları Çalıştayı düzenleyecektir. Çalıştayda akademik Türkiye dışındaki Türkoloji Bölümü temsilcileri bölümleri tanıtılacak, bölümlerin geçmişleri, şu anki durumları ve ileriye dönük beklentileri üzerinde konuşulacaktır. Türkolojinin farklı ülkelerdeki sorunlarının dile getirilmesi, deneyimlerin paylaşılması, Türkoloji Bölümleri arasında işbirliği imkanlarının araştırılması, yeni gelişmelerin Türkoloji için taşıdığı risk ve fırsatların konuşulması açışından çalıştay bir fırsat olacaktır. Tarama sözlüğünün internet ortamındaki halinin açılışı da bu etkinlikler çerçevesinde yapılacaktır.<br />
Çalıştay herkese açıktır.</p>
</p>
<p>09.30 Anıtkabir’de Tören</p>
<p>11.00 Açış Oturumu</p>
<p>Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı</p>
<p>Açış Konuşmaları:</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Haluk AKALIN Türk Dil Kurumu Başkanı</p>
<p>Prof. Dr. Bahaeddin YEDİYILDIZ Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek</p>
<p>Kurumu Başkanı</p>
<p>Prof. Dr. Mustafa İSEN Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri</p>
<p>Tarama Sözlüğü’nün sanal ortamda açılışı</p>
<p><span id="more-735"></span></p>
<p>12.30 – 13.45 Öğle Yemeği</p>
<p>Avrupa Ülkelerinde Türk Dili Araştırmaları Oturumu I</p>
<p>Başkanlar: Prof. Dr. Litip TOHTI &#8211; Prof. Dr. Musa DUMAN</p>
<p>14.00-14.20 Prof. Dr. Lars JOHANSON (Almanya-İsviçre)</p>
<p>14.20-14.40 Prof. Dr. Abdurishid YAKUP (Almanya)</p>
<p>14.40-15.00 Prof. Dr. Hendrik BOESCHOTEN (Almanya)</p>
<p>15.00-15.20 Prof. Dr. Eva A. JOHANSON CSATO (İsveç)</p>
<p>15.20-15.50 TARTIŞMA</p>
<p>15.50-16.00 ARA</p>
<p>Avrupa Ülkelerinde Türk Dili Araştırmaları Oturumu II</p>
<p>Başkanlar: Prof. Dr. Lars JOHANSON &#8211; Prof. Dr. Ülkü ÇELİK ŞAVK</p>
<p>16.00-16.20 Dr. Uwe BLAESİNG (Hollanda)</p>
<p>16.20-16.40 Doç. Dr. Kutlay YAĞMUR (Hollanda)</p>
<p>16.40-17.00 Dr. Fikret TURAN (İngiltere)</p>
<p>17.00-17.20 Dr. Eva Kincses NAGY (Macaristan)</p>
<p>17.20-17.40 Maria IVANICS (Macaristan)</p>
<p>17.40-18.00 TARTIŞMA</p>
<p>19.00 Aksam Ymeği</p>
<p>Asya ve Orta Doğu Ülkelerinde Türk Dili Araştırmaları Oturumu</p>
<p>Başkanlar : Prof. Dr. İgor KORMUSHIN- Prof. Dr. Yakup KARASOY</p>
<p>10.30-10.50 Prof. Dr. Litifu TUOHUTI (Çin)</p>
<p>10.50-11.10 Prof. Dr. Aersilan ABUDULA (Çin)</p>
<p>11.10-11.30 Prof. Dr. Bin LIU (Çin)</p>
<p>11.30-11.50 Prof. Dr. Kadirali KONKOBAYEV (Kırgızistan)</p>
<p>11.50-12.10 Prof. Dr. Emir İchem İDBEN (Irak)</p>
<p>12.10-12.30 TARTIŞMA</p>
<p>12.30-13.45 Öğle Yemeği</p>
<p>Balkan ve Kafkas Ülkelerindeki Türk Dili Araştırmaları Oturumu</p>
<p>Başkanlar: Prof. Dr. Hendrik BOESCHOTEN &#8211; Prof. Dr. Emel KEFELİ</p>
<p>14.00-14.20 Prof. Dr. Miryana TEODOSİYEVİC (Sırbistan)</p>
<p>14.20-14.40 Prof. Dr. Fadıl HOCA (Makedonya)</p>
<p>14.40-15.00 Prof. Dr. Ağamusa AHUNDOV (Azerbaycan)</p>
<p>15.00-15.20 Prof. Dr. Tofik HACIYEV (Azerbaycan)</p>
<p>15.20-15.50 TARTIŞMA</p>
<p>15.50-16.00 ARA</p>
<p>Rusya’da Türk Dili Araştırmaları Oturumu</p>
<p>Başkanlar : Prof. Dr. Ağamusa AHUNDOV &#8211; Prof. Dr. Melek OZYETGİN</p>
<p>16.00-16.20 Prof. Dr. Vikt?r GUZEV (Rusya)</p>
<p>16.20-16.40 Prof. Dr. İgor KORMUSHIN (Rusya)</p>
<p>16.40-17.00 Prof. Dr. Dmitri VASİLYEV (Rusya)</p>
<p>17.00-17.20 Prof. Dr. Dmitriy Mihaylovic NASİLOV (Rusya)</p>
<p>17.20-18.00 TARTIŞMA</p>
<p>Değerlendirme Oturumu 18.00 – 18.30</p>
<p>Baskan : Prof. Dr. Nurettin DEMİR</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2F77-dil-bayrami%2F&B'+rc+'=77.Dil+Bayram%C4%B1+Etkinlikleri&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/77-dil-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jean-Paul Roux Vefat Etti.</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/jean-paul-roux-vefat-etti/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/jean-paul-roux-vefat-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 21:54:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Paul-Roux]]></category>
		<category><![CDATA[Roux]]></category>
		<category><![CDATA[Türklerin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=719</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyası ve İslam Kültürü çalışmaları ile tanınan, Fransız Bilim Akademisi’nde bir dönem yöneticilik de yapan Jean-Paul Roux 84 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Türklerin Tarihi adlı eseri ile tanıdığımız Fransız oryantalist ve Türkolog Roux “l’Ecole du Louv” da öğretim görevlisi olarak da çalışmıştı. 1925 doğumlu tarihçinin Türk Dünyası ile ilgili bir çok araştırmasının yanı sıra kitabı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dünyası ve İslam Kültürü çalışmaları ile tanınan, Fransız Bilim Akademisi’nde bir dönem yöneticilik de yapan <strong>Jean-Paul Roux</strong> 84 yaşında hayata gözlerini yumdu.<br />
<strong><img class="alignleft" style="border: 0pt none; margin: 10px;" title="Türklerin Tarihi" src="http://img15.imageshack.us/img15/7181/tfcrklerin20tarihi2.jpg" alt="" width="217" height="325" />Türklerin Tarihi</strong> adlı eseri ile tanıdığımız Fransız oryantalist ve Türkolog Roux “l’Ecole du Louv” da öğretim görevlisi olarak da çalışmıştı. 1925 doğumlu tarihçinin Türk Dünyası ile ilgili bir çok araştırmasının yanı sıra kitabı da bulunmaktaydı.<br />
Türk devletinin, yüksek devlet nişani ile ödüllendirdiği, kalabalıklaşan Türklerin,  Sovyetleri ne büyük bir sorunla yüzyüze bıraktığı, bir atom soykırımıyla yok edilmezlerse, Sovyetlerin başına daha ne belaların geleceğini, dile getirerek, Türk soykırımına davetiye çıkaran Jean-Paul Roux Türklerin Tarihi adlı kitabında <em>Azeriler için İran’da yaşayan Türkler, Kürtler için ise Türkiye’de yaşayan İranlılar</em> tanımlamasını kullanmaktaydı.<br />
Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar adlı eserinin önsözünü sizlere sunuyorum…Toprağı bol olsun.</p>
<p><em>&#8220;&#8230;.inceledigim topluluklar kuskusuz, bugun cagdaslarimiz olan haleflerinden &#8230;bozkir hayvanbicimi sanatini inceledigimizde ikibin yil uzaktadirlar. o donemde yasayan turkler, en azindan iclerinden bazilari, fransizlardan daha uygardirlar, hatta fransizlar yokken turkler vardi. ama cogunlukla evrimlerinin ilkel donemlerindeydiler. ote yandan bu topluluklarda yasamin belli basli sorunlarina karsi buyuk bir duyarliliga, son derece bilincli ve derin bir varlik anlayisina rastladim. deneyimlerinden cikarttiklari derslerin, her ne kadar yuzyillarin ve kulturlerinin yok oldugu donemlerin yikici etkisiyle bozulsa ve ozlerinden uzaklassa da, kalplerinin en derinlerinde bir yerde hala varligini surdurdugune ve genetik miraslarinin bir parcasi olduguna inandim. bu derslerin en azindan dusuncelerini ve yasamlarini bicimlendirmede buyuk pay sahibi olduklarini soyleyebiliriz. belki de anadolu koylusunu dunyanin en saglam toprak insani yapan vatan topragina baglilik duygusu bu koklerden gelen bir duygudur. belki de sehirlilerin koy yasamina duyduklari buyuk sevgi buna baglidir; sayisiz bahcesi ve agaclarin arasindaki evleriyle eski turk sehirleri buna en iyi ornektir.</em></p>
<p><em>cikarilacak dersler cok fazladir ve birkaci yasamsal onemdedir. bu topluluklarin hayvan ve bitkilere yaklasimlari, yasam ilkeleri ve bir butun olarak gordukleri farkli yasam bicimlerine verdikleri onemi gostermektedir.<br />
boyle bir yaklasim ve bu kadar acik bir bilinc elbette en gelismisinden en basitine tum yasam bicimlerine saygi duymayi getirecekti; ama bu saygi, yasamin sine qua non [olmazsa olmaz] kosulu olumu ve oldurmeyi yasaklamiyordu, cunku oldurulen sey besin kaynagiydi ve insan, hayvan ya da bitki fark etmiyordu, oldurmek hep ayniydi. acaba hangi uygarlik, altaylilar gibi, av cemberinde kalan hayvanlarin bir kacinin kacmasina goz yumup turlerin yok olmamasini saglamak istemis, ya da meyve agacinda mutlaka birkac meyve kalmasina dikkat etmistir? toroslu bir oduncunun birazdan kesecegi agactan ozur dilemesini saglayan nasil bir duygudur? ya da birazdan kurban edecegi horozun boynunu ozenle, neredeyse sefkatle oksayan koylunun heyecani nasil bir heyecandir?</em></p>
<p><em>bitki ve hayvanlarla ilgili bu calismayi tamamladigimda henuz ekoloji kavrami ortalarda yoktu. ama yillar sonra tekrar okudugumda bir ekoloji kitabi, daha dogrusu ekolojiye saygili ve tutkulu bir toplumun kitabi oldugunun farkina variyorum. eski insanlar dogaya saygi gosteriyor ve mirasini koruyorlardi. eger bu kitabin hic olmazsa tek bir yarari olacaksa o da bunu simdiki kusaklara hatirlatmasi olacaktir.&#8221;</em></p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Fjean-paul-roux-vefat-etti%2F&B'+rc+'=Jean-Paul+Roux+Vefat+Etti.&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/jean-paul-roux-vefat-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hirik Nedir, Ne Demektir? &#8211; Bir Soyadın Anatomisi</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/hirik-nedir-ne-demektir-bir-soyadin-anatomisi/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/hirik-nedir-ne-demektir-bir-soyadin-anatomisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 06:32:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İronik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Coşkun Hirik]]></category>
		<category><![CDATA[Attila]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Lugatit Türk]]></category>
		<category><![CDATA[eksisozluk]]></category>
		<category><![CDATA[firik]]></category>
		<category><![CDATA[gazi üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[girik]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Hirik]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Etimolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[hirik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hitit]]></category>
		<category><![CDATA[Kelkit]]></category>
		<category><![CDATA[nekudot nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Reşat Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Reşat Genç]]></category>
		<category><![CDATA[İbrani Alfabesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=714</guid>
		<description><![CDATA[Soyadımın yalnızca bizim sülalemize münhasır olmasından dolayı çocukluğumdan beri bir çok olay yaşadım. İlginç, dikkat çekici, akılda kalıcı olduğu kadar unutulabilen ve merak uyandırıcı bir soyadı. Üstelik dalga geçmeye de gayet müsait. Çocukken özellikle “erik erik” hahaha nidalarını az duymadım. Ama umursamamayı bildim. Nereye kadar ama değil mi?
Nevşehir-Ankara, Ankara-Nevşehir arası gide gele otobüsçülere bir çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soyadımın yalnızca bizim sülalemize münhasır olmasından dolayı çocukluğumdan beri bir çok olay yaşadım. İlginç, dikkat çekici, akılda kalıcı olduğu kadar unutulabilen ve merak uyandırıcı bir soyadı. Üstelik dalga geçmeye de gayet müsait. Çocukken özellikle “<em>erik erik</em>” <em>hahaha</em> nidalarını az duymadım. Ama umursamamayı bildim. Nereye kadar ama değil mi?<br />
<em>Nevşehir-Ankara, Ankara-Nevşehir</em> arası gide gele otobüsçülere bir çok kez soyadımı yazdırmak zorunda kaldım. Her seferinde farklı bir soyadını oraya yazmayı başardılar. Doğruyu tutturma oranları % 2 falan olmuştur. Tabi ki bu durum sadece otobüsçülere ait bir şey değil. Nereye gitsem soyadımı kodlamak zorunda kalıyorum.  Çok varyantları çıktı bu soyadın…<strong><em>Firik, Girik, Hitik, Hitit</em></strong> vs…Bu işin “<strong>vs</strong>”kısmı daha enteresan emin olun…<br />
Erkan “<strong>Irk</strong>” yazıyordu en son otobüs biletimde. Irk ne arkadaş, hiç mi duymuyor kulağın. Yeter artık ama kimlik çıkarmaktan ve kodlamaktan bıktım. Anlayın beni. Kendisini aşarak “<strong>Geyik</strong>” anlayan bile var. Vallahi.<br />
Hiç iyi yanı yok mu bu soyadın. Var elbette. Uzun bir listede adımı ararken Yılmazlar, Özdemirler arasında kaybolmuyorum. Hemen buluyorum kendimi ya da bizden olanı. Bizden olan da unutulmuyor soyadımız dikkatini çekmişse kişinin. Hemen hemen her okuduğum okulda hocalarım bana sorardı “<strong>Ali Coşkun Hirik</strong>” senin neyin olur? “<strong>Hakan Hirik</strong>”i tanır mısın? İz bırakmak için de fena bir yol değil yani…<br />
Velhasılı kelam çok bilimsel olmasa da biraz araştırdım soyadımın anlamını. Çünkü her sorana açıklamakta zorlanıyordum.<br />
Bu konuda <strong>5 rivayet</strong> var. Öğrenme zamanımın kronolojisine göre verecek olursam şu şekilde açıklamalar getirebilirim.<br />
<strong>1-</strong>Rahmetli anneannem “<strong>Hirik</strong>” kelimesinin <strong>Kelkit</strong> ve yöresinde zayıf, çelimsiz olanlara hitaben kullanıldığını söylerdi. <strong>Halk etimolojisi </strong>gibi bir şey elbette bu.<br />
<strong>2-</strong>Lisede bir Tarih hocam vardı. Bana Tarih dersini sevdiren, yorumlamayı öğreten hocalardan birisi. <strong>İsmail Bozkurt.</strong> Her ne kadar sert ve notu kıt bir hoca da olsa sevmiştim kendisini. Halen de özlerim derslerini. İşte bu hocanın yaptığı açıklamaya göre Şanlıurfa civarında iki tür koyunun çiftleşmesinden yeni melez bir tür koyun elde edilmiş. Buna da “<strong>Hırik</strong>” denirmiş. Hoca hangi kaynaklara dayanarak bu açıklamayı yaptı ben de bilmiyorum.<span id="more-714"></span><br />
<strong>3-</strong>İnternet aleminde kesin bir bilgi vardır diye “<strong>Hirik</strong>” sözcüğünü arattım ve bana bazı bilgiler verebileceğini düşündüğüm sayfaları açarak okudum. Enteresan bir bilgiye rastladım bunlar arasında. <strong>İbrani Alfabesi</strong>nde “<strong>nekudot</strong>” adı verilen noktalar ile iki tane yan yana “<strong>ee</strong>” harfine “<strong>Hirik</strong>” deniyormuş. Sheep kelimesindeki iki ee’de olduğu gibi.<br />
<strong> חיריק Hirik</strong></p>
<p><strong>4- Eksisözlük</strong> yazarlarının verdiği bilgiye göre ise,<br />
•	elazığ ve civarı bölgelerde kıl, tüy, deri gibi malzemelerden yapılmış ve eskiden ayakkabı yerine kullanılan ayak koruyucu. (bkz: çarık)<br />
•	hırik : (boyabat-sinop yöresinde) sıpa.<br />
•	herik şeklinde telaffuz edilen kelimedir.baştaki h nin biraz hırıltılı,sondaki k nin biraz g ye yakın telaffuzu şarttır.eğer nasıl söyleneceği bilinmiyorsa elazığlıların yanında konuşulmamalı,madara olunmamalıdır.ayrıca şahsım için elazığcadaki en güzel kelimedir.<br />
•	yod&#8217;un ekürisidir.</p>
<p><strong>5- </strong>Son olarak ise<strong> Gazi Üniversitesi</strong>nde master yaparken <strong>Prof.Dr.Reşat Genç</strong>’in bana söylediği bir açıklama vardı. Kendisi <strong>Karahanlı Tarihi</strong> üzerine belki de Türkiye’deki en önemli isim. <strong>Karahanlılar</strong> döneminde yazılmış olan<strong> Divan-ı Lugati’t Türk</strong>’te “<strong>Arık</strong>” diye bir kelimenin olduğunu ve bunun da temiz, pak anlamına geldiğini söylemişti. Bu bilgiyi aldıktan sonra <strong>Avrupa Hun Devleti</strong>nin önemli hükümdarı, Avrupa’nın haritasının çizilmesinde önemli rolü olan<strong> Attila</strong>’nın “<strong>Hrekan</strong>” adında bir eşinin olduğunu, Hrekan kelimesinin de <strong>Arık+kan</strong> kelimelerinden türediğini <strong>Prof.Dr.Ahmet Bican Ercilasun</strong>’un “<strong>Başlangıçtan 20.yüzyıla Türk Dili Tarihi</strong>” adlı eserinden öğrendim.</p>
<p>İşte soyadımdan ötürü yaşadıklarım ve soyadımın anlamına dair öğrendiklerim bunlar. Elbette ki anlamının ne olduğunu kesin olarak öğrenmek için bilimsel bir disiplin ile çalışmak gerek. Ancak böyle bir çalışma sonucunda kesin yargılara varabiliriz. <strong>Etimoloji </strong>de bilindiği gibi zor bir alan. Bir kelime için belki yıllarca uğraşırsınız ve sonuca ulaşamayabilirsiniz.</p>
<p>Bu yazıyı 100 kişiye forward edin. Guguklu saat kazanın. <img src='http://www.erkanhirik.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Fhirik-nedir-ne-demektir-bir-soyadin-anatomisi%2F&B'+rc+'=Hirik+Nedir%2C+Ne+Demektir%3F+%26%238211%3B+Bir+Soyad%C4%B1n+Anatomisi&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/hirik-nedir-ne-demektir-bir-soyadin-anatomisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/eski-turk-edebiyati-calismalari-2/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/eski-turk-edebiyati-calismalari-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 08:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[eski turk edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Ali Esir]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan KAvruk]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Menderes Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Mertol Tulum]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Öztoprak]]></category>
		<category><![CDATA[Selim S. Kuru]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili ve Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[yildiz teknik universitesi]]></category>
		<category><![CDATA[YTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Hakkı Aksoyak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=679</guid>
		<description><![CDATA[Dört yıldır Nisan ayının son Cuma günü yapılan &#8220;Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları&#8221; çalıştayının beşincisi 24 Nisan 2009 günü toplanacak. Çalıştay, Yıldız Teknik Üniversitesi&#8216;nin Yıldız/Beşiktaş&#8217;taki oditoryumunda yapılacak ve başlığı da &#8220;Şiirin İnşası: Düzyazıda Dil, Üslûp ve Türler&#8221; olacak.
&#8220;Sebk-i Hindi&#8221; konulu birinci çalıştay ile &#8220;Eski Türk Edebiyatına Modern Yaklaşımlar&#8221; konulu ikinci ve üçüncü çalıştaylarda sunulan bildiriler, Turkuaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yıldır Nisan ayının son Cuma günü yapılan &#8220;<strong>Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları&#8221;</strong> çalıştayının beşincisi <strong>24 Nisan 2009</strong> günü toplanacak. Çalıştay, <strong>Yıldız Teknik Üniversitesi</strong>&#8216;nin Yıldız/Beşiktaş&#8217;taki oditoryumunda yapılacak ve başlığı da &#8220;<strong>Şiirin İnşası: Düzyazıda Dil, Üslûp ve Türler</strong>&#8221; olacak.</p>
<p>&#8220;<strong>Sebk-i Hindi</strong>&#8221; konulu birinci çalıştay ile &#8220;<strong>Eski Türk Edebiyatına Modern Yaklaşımlar</strong>&#8221; konulu ikinci ve üçüncü çalıştaylarda sunulan bildiriler, Turkuaz Yayınları&#8217;nca basılmıştı. &#8220;<strong>Şiirden Nesre Eski Türk Edebiyatında Türler</strong>&#8221; başlıklı dördüncü toplantının bildiri kitabı da bu yılki çalıştaya yetiştirilecektir.</p>
<p>Çalıştay dizisi, Yıldız Teknik Üniversitesi <strong>Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü</strong>&#8216;nden <strong>Hatice Aynur</strong> ile  <strong>Ali Emre Özyıldırım</strong>, <strong>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü</strong>&#8216;nden <strong>Müjgan Çakır</strong> ile <strong>Hanife Konçu </strong>ve <strong>University of Washington Department of Near Eastern Languages and Civilizations</strong>&#8216;tan <strong>Selim S. Kuru</strong> tarafından düzenlenmektedir ve düzenleyiciler konuya ilgi duyan herkesi aralarında görmekten mutluluk duyacaklardır.</p>
<p>Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları V<br />
Şiirin İnşâsı: Düzyazıda Dil, Üslûp ve Türler<br />
24 Nisan 2009, Cuma<br />
(Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu, Beşiktaş)<br />
Düzenleme Kurulu: Hatice Aynur (YTÜ), Müjgân Çakır (MSGSÜ), Hanife Koncu (MSGSÜ), Selim S. Kuru (UW), Ali Emre Özyıldırım (YTÜ)<br />
09.30-10.00 Açılış Konuşmaları<br />
10.00-10.30 Çay Molası<br />
I. OTURUM<br />
Oturum Başkanı: <strong>Nuran Tezcan</strong> (Bilkent Üniversitesi)<br />
10.30-10.50<strong> Hayati Develi</strong> (Kültür Üniversitesi) “Söze Boğulan Tarih: Osmanlı Tarih Yazıcılığının Dili”<br />
10.50-11.10<strong> Hasan Kavruk </strong>(İnönü Üniversitesi)  “Türk Nesir Geleneğinde Tahkiye Dili”<br />
11.10-11.30 <strong>Musa Duman</strong>-<strong>Enfel Doğan</strong> (İstanbul Üniversitesi) “Nesir Cümlemiz Ne Kadar Değişti?”<br />
11.30.11.50 <strong>Menderes Coşkun</strong> (Süleyman Demirel Üniversitesi)  “Eski Türk Edebiyatında Nesir Üslûpları”<br />
12.00-14.00 Öğle yemeği<br />
II. OTURUM<br />
Oturum Başkanı:<strong>Nihat Öztoprak</strong> (Marmara Üniversitesi)<br />
14.00-14.20 <strong>Mertol Tulum</strong> (İstanbul Üniversitesi, emekli) “Orta Osmanlıca Edebî Nesrinde Okuma, Anlama ve Aktarma Yönleriyle Karşı Karşıya Bulunduğumuz Ana Meseleler”<br />
14.20-14.40 <strong>İsmail H. Aksoyak </strong>(Gazi Üniversitesi) “Eski Nesir Üzerine Bazı Düşünceler”<br />
14.40-15.00<strong> Hasan Ali Esir</strong> (Karadeniz Teknik Üniversitesi) “Klasik Edebiyatımızda İnşa ve Lâmiî Çelebi’nin Münşeât’ı”<br />
15.00-15.20 Çay Molası<br />
15.20-15.40 <strong>Rıdvan Canım </strong>(Atatürk Üniversitesi) “Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında Dil ve Üslûp”<br />
15.40-16.00 <strong>Hakan Karateke</strong> (University of Chicago) “Osmanlı Nesrinin Cumhuriyet Devrinde Algılanışı”<br />
16.00-17.00 Kapanış Oturumu ve Değerlendirme: <strong>Selim S. Kuru</strong> (University of Washington)</p>
<p>Bir toplantı dizisi, hem iyi hem düzenli olabilir: Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları</p>
<p>Pek çok araştırma sahasında düzenli toplantılarla karşılaşmak olanaklı, hatta çağımızda “kongre turizmi” diye bir şey var. Ancak sözkonusu olan -her ne kadar iyi kötü yükselen değer olsa da- eski edebiyatımız olunca, bir durmak gerekiyor. Değişik toplantılarda eski edebiyatımızla ilgili münferit bildiriler sunulmaktadır, kimileyin eski edebiyatımızla ilgili tek bir konu etrafına örülmüş toplantılar da düzenlenmektedir. Ne var ki düzenli olarak yapılan ve odağında eski edebiyatımız olan toplantılar yok denecek kadar azdır. Hatice Aynur’un Osmanlı Araştırmaları’nın XVIII. sayısında verdiği bilgiye göre 90’lı yılların başından 2007 yılına kadar doğrudan alanla ilgili ve kapsamlı sayılacak yalnızca dört toplantı yapılmıştır. Veriler düşündürücü; ama son yıllarda hareketlenme olduğu da söylenebilir.</p>
<p>Son dört beş yıldır ise birkaç inatçı akademisyen “Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları” başlığını taşıyan düzenli toplantılar -kendi sözleri ile çalıştaylar- düzenlemeye giriştiler. Öyle böyle değil, gerçekten düzenli, her yılın Nisan ayının son Cuma günü. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen toplantının “yazarları tarafından geliştirilerek makale olarak düzenlenmiş” bildiri kitabı da bir sonraki toplantıya yetiştiriliyor. İlk toplantı 2005 yılında sebk-i hindî üzerine olmuştu, bu yıl düzenlenen son toplantı ise edebî türler hakkındaydı. Bu yazı ise arada kalan ve “Eski Türk edebiyatına modern yaklaşımlar” başlığını taşıyan iki toplantının bildiri kitapları üzerine bir değerlendirmeyi içeriyor. <span id="more-679"></span></p>
<p>*    *    *</p>
<p>Bildiriler ya da yeni biçimleri ile makaleler iki kitapta dört başlık altında yayımlanmış. “Eskide Yenilik” başlığını taşıyan birinci bölümde, eski edebiyat geleneğinin sonunda ama yine de içinde yer alanlarda “eski”nin “dönüşüm”ünün nasıl gerçekleştiğine odaklanılırken “Yeninin Gözünde Eski” başlıklı ikinci bölümde bu “dönüşüm”ün geleneğin bittiği yerde başlayan “yeni”lerce nasıl algılandığı ve yorumlandığına odaklanılıyor. Üçüncü bölüm “Eski Edebiyatın İnşası” ise Cumhuriyet’in erken dönemlerinde eski edebiyata bakışın değişik araçlarla nasıl şekillendiğini incelerken, “Eski Edebiyata Yeni Bakışlar” adı verilen dördüncü bölüm Cumhuriyet döneminin edebiyat tarihçilerinin kişisel olarak eski edebiyata yaklaşımlarını ele alan makalelerden oluşuyor. Bir bütün olarak ele alındığında ise makaleler, hepsinden önemlisi, “eski” ile “yeni” arasında keskin bir ayrımın ya da dönemlendirmenin o kadar da olanaklı olmadığını, ikisinin içiçe geçtiğini ve bir arada varolduğunu gösteriyor.</p>
<p>*    *    *</p>
<p>18. yüzyılın ortalarından başlanarak 20. yüzyıla kadar sürecek olan dönüşümün izinin sürüldüğü ilk dört makalenin ilki dönemle ilgili başka çalışmaları da bulunan Kayahan Özgül’ün eski şiirin taşıyıcı unsurlarından olan mazmûnun geleneğin artık sonlarına doğru nasıl evrildiği, geçmişin algısının nasıl altüst olduğu üzerine odaklanıyor. Özgül, bu arayışlar, denemler üzerinden bir şiir tarihi ihtimalinin kapılarını aralıyor. Bu dönüşümün biçim üzerinden nasıl gerçekleştiğinin “vaka çalışması”nı ise Müjgân Çakır, Encümen-i Şu’arâ ve Mehmed Memdûh Paşa üzerinden gerçekleştiriyor. Çakır, klasik edebiyata bağlı ve onun takipçisi olarak algılanan bu şairlerin aynı zamanda yeniliğe ne kadar açık olduklarını da sorguluyor. “Eski” ile “yeni”nin nasıl harman olduğunun resmi çiziliyor. İsmail Güleç, eski şiirimin temel kaynaklarından olan Mesnevî’nin 17. ve 20. yüzyılda yapılmış şerhleri üzerinden yorumlama değişikliklerinin ya da benzerliklerinin izini dört şerh üzerinden sürüyor. Sonunda “tahsilli ama tasavvuf bilgisi olmayanlara”<strong> Gölpınarlı</strong>’nın,  “Mevlevî geçmişi olanlara” Tâhirü’l-Mevlevî’nin, “genel tasavvuf birikimi olan, İbn Arabî anlayışını benimseyenlere” Ahmet Avni Konuk’un şerhlerini öneriyor. Hatice Aynur’un “derleme” geleneğinin neleri içerdiğine odaklanan ve bir de “vaka çalışması”nı içeren yazısı da “müntahabât” terimi çerçevesinde temel ve yan metinler bağlamında edebi kanonun nasıl oluşturulduğu konusuna odaklanıyor. Bu konular, “Osmanlı dönemi şiir geçmişini yansıtmakla kalmayan, kendisinin şiirden ne anladığını pratiğe dökmüş, okurlarının edebî zevkini yönlendirmek istemiş, hatta gelecekteki şiir anlayışına da katkıda bulunmaya çalışmış” Mîr Nâzif’in “içeriğiyle klasik Osmanlı şiiri ve anlayışını temsil eden” ama “okuyucuya sunulma biçimiyle yeni bir biçimi/tutumu temsil eden” Müntahabât’ı üzerinden tartışılıyor. Dört makalenin bir arada bir anlamı varsa o da her ne kadar “yeni” olana ya da “yenileşme”ye odaklanıyor gibi görünseler de mana, biçim, yorum ve metinler bağlamında eski edebiyatın çerçevesinin çiziliyor olmasıdır.</p>
<p>İkinci bölüm ise modern ya da modern-öncesi dönemin araştırmacılarının eski edebiyat ile ilgili yaptıkları yorumların, özgül yaklaşımların içermelerinin neler olduğuna odaklanıyor. Selim Kuru’nun “Giriş”te bölüme verdiği ad da zaten buna işaret ediyor bir bakıma: “Eskinin icâdı”. Fatih Altuğ’un yazısı bir geçiş dönemi “münevver”i olarak Nâmık Kemâl’in eski edebiyat tahayyülü üzerinden eski ile yeni arasında kalmasını, belli türden bir yarılmayı yaşamasını hikâye ediyor. Hanife Koncu da daha önce üzerine Muğla Üniversitesi’nde bir bilimsel toplantı düzenlenen ve bizim edebiyat tarihine yaklaşımımızda derin izler bırakan <strong>E.J.W. Gibb</strong>’in Osmanlı Şiiri Tarihi’ne yönelik, bu kapsamda ve bu yöntembilgisi ile yazılmış Türkçe varyantı bulunmadığı bilgisini de gözardı etmeden eleştirel bir metin kuruyor. Ali Emre Özyıldırım da erken dönem şiir tarihi [ders] kitaplarında eski şiirimizin nasıl ele alındığını ilk örnekler bağlamında değerlendiriyor. Bu kitaplarda edebiyat tarihi tahayyülünün nasıl şekillendiği, eski edebiyatın hangi bağlamlarda değerlendirildiği ve edebiyat tarihinin nasıl icadedildiği temel tartışma konusu. “Tanzimat ve II. Meşrutiyet ruhunu temsil eden A. Memdûh ve M. Hayreddîn’in önyargılı, taraflı ve ideolojik bakış açısı” ile “Ş. Süleymân ve F. Reşâd’ın dönemin elverdiği ölçülerde objektif ve bilimsel bir bakışla eski şiiri değerlendirmeleri” ayrı ayrı inceleniyor. Son makale ise belli türden bir “dokunulmazlık”ı olan Fuad Köprülü’nün 1910’lu yılların sonlarında edebiyat tarihine nasıl yaklaştığı Selim S. Kuru’ca elden geçiriliyor. Kuru, eski edebiyat anlayışını dört temel ilke etrafında topladığı yazısında Köprülü’nün erken döneminde bir “edebiyat tarihçisi” olarak nasıl konumlandırılabileceği olasılıklarından birini sunuyor.</p>
<p>İkinci kitabın “Eski Edebiyatın İnşası” başlıklı ilk bölümü ise yine Selim S. Kuru’nun Köprülü yazısı ile açılıyor. Ama bu sefer Köprülü’nün geç dönemidir tartışma konusu edilen. Kuru, Köprülü’nün hem İngilizce hem Türkçe İslam ansiklopedilerinde yer alan “Türkler (Edebiyat)” / “Turks: Ottoman Turkish Literature” makalesinden yola çıkarak ve karşılaştırmalı bir çalışmayı da içeren yazısında, “Köprülü’nün Anadolu’da gelişen edebiyatı nasıl değerlendirdiği konusunda bazı saptamalarda” bulunuyor. Orhan Okay ise yazısında, Dârü’l-Fünûn’un müfredatına 1870 yılında Selim Efendi’nin “Türk Edebiyatı” dersleri ile giren Türk edebiyatı öğretimi sorununa el atıyor. Önce konunun anlaşılması için gerekli arka planın çizilmesi ile işe başlayan A. Azmi Bilgin, “saray” &#8211; “tekke” &#8211; “halk” edebiyatları ayrımının kökenlerini, bu ayrımı ortaya çıkaran ihtiyaçları ve içermeleri tartışıyor. Hatice Aynur, ilk kitapta Cumhuriyet öncesi derlemeler için yaptığının bir benzerini bu sefer de Cumhuriyet dönemi antolojileri için yapıyor. Jusdanis’in de dediği gibi “antolojiler… kanon hakkında yapılacak araştırmalar için önemli birer kaynaktır” ve Aynur da bunun arkeolojik çalışmasını yapıyor bizler için. Fatma Sabiha Kutlar da Banarlı, Kocatürk, Kabaklı ve Levend’in Türk edebiyatı tarihlerini öncelikle tek tek sonra da karşılaştırmalı olarak elden geçiriyor. Selim Kuru’nun sözleri ile “üçü Köprülü’nün gölgesinde” ve “eski edebiyatı anlamada milliyetçiliğin tarihsellik dışı bir kıstas olarak kullanıldığı” bu dört edebiyat tarihinin iskeleti çıkarılıyor yazıda.</p>
<p>“Eski Edebiyata Yeni Bakışlar” başlıklı son bölüm Hanife Koncu’nun Albülbaki Gölpınarlı’nın “eski edebiyatı mahkum eden” Divan Edebiyatı Beyânındadır başlıklı çalışmasının yakın okumasını yapan yazısı ile açılıyor. Koncu, “kitabın bölümlerinde hangi konular üzerinde durulduğunu”, “Gölpınarlı’nın bu kitabı hangi ortamda ve niçin yazmış olabileceği” sorunlarını tartıştığı yazısında, kitabın biraz da yazıldığı dönem bağlamında okunması gerektiğini söylüyor. Bahriye Çeri’nin bildiri yayımlanmadan “geliştirilip düzenlenmiş şekli” kitap olarak da çıkan yazısı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eski edebiyat hakkındaki görüşlerinin izini sürüyor. Arka arkaya yer alan bu iki yazı aynı zamanda “Gölpınar’lı ve Tanpınar’ın eski Türk edebiyatı ile ikircikli ilişkilerini ayrıntılarıyla sergilerken… tutkularının karmaşıklığını da açığa çıkarıyorlar”. Derlemenin son yazısı Fatih Altuğ’un Nurullah Ataç, Hüseyin Cöntürk ve Ahmet Oktay’ın divan edebiyatı anlayışlarını tarihsellik sorunu bağlamında tartıştığı yazısı. Altuğ, akademi dışı divan edebiyatı eleştirisinin niteliklerini belirlemeye çalışırken farklı kavramsal zeminlerde hareket etseler de “sırasıyla izlenimci, nesnel ve toplumcu eleştiri okullarına yakın olan” bu eleştirmenlerin eski Türk edebiyatını “çağın terimlerine ya da meselelerine indirgeyen bir eleştirel yaklaşımı benimsedikleri” sonucuna ulaşıyor. Makaleler bölümü Sabahattin Küçük Hoca’nın toplantıya ilişkin “Değerlendirme”si ile kapanıyor.</p>
<p>*    *    *</p>
<p>Bu iki toplantı ve bildiri kitabıyla ilgili bu kadar sözden sonra belki de en iyisi Selim S. Kuru’nun ikinci kitaba yazdığı “Giriş”teki sözlerine kulak vermektir. Kuru’nun kullandığı “köprü” eğretilemesi, iki kitap arasında “köprü” kuran iki “Köprülü” makalesinin yazarı olduğu düşünülünce pek de tesadüf değil gibi: “…eski Türk edebiyatı konusundaki bilgimiz ile bu edebiyat arasında toplumsal dönüşümler sonucu oluşmuş uçurumlar var. Bu uçurumlar üzerinde ise bu toplumsal dönüşümlerin etkisi altında kurulmuş köprülere benzetebileceğimiz bir çok çalışma… Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları çalıştaylarının son ikisini hazırlarken amacımız çalışma nesnemizle aramızda köprüler kuran eski Türk edebiyatı çalışmalarını tartışmaya açmaktı… Umuyoruz bu iki kitapta derlenen yazılar, eski Türk edebiyatı çalışmalarında yazarlar ve eserleri kadar, bu gelenek hakkındaki çalışmalarda içkin yaklaşımların da önemli olduğunu ortaya koyacak ve… eski Türk edebiyatı hakkındaki genelleşmiş tanımların gölgesinden kurtararak yeni yaklaşımların oluşturulması yolunda bir katkı oluşturacaktır.”</p>
<p>Toplantıların bildiri-makale derlemelerinin birer de hediyesi oluyor her kitapta, toplantıda sunulan bildirilerin yanında konuyla ilgili bir “ek yazı”. Genç işi söylemek gerekirse “bonus track”. “Sebk-i Hindî” üzerine olan ilk toplantının kitabında İhsan Yarşâtır’ın İran sebk-i hindîsi hakkında bir yazısı vardı.  “Modern Yaklaşımlar”ın ilkinde Köprülü-zâde Mehmed Fuâd’ın Selim S. Kuru’nun çeviriyazısı ile sunulan Yeni Mecmu’a’da çıkmış “Harâbât” yazısı yer almıştı. İkinci kitapta ise Hatice Aynur’un hazırladığı “Cumhuriyet dönemi antolojilerinde tekrarlanan şiirler antolojisi” var ek olarak. Eski edebiyatın türlerini odağa alan son toplantının ekinin de edebî türler ve türleşme konusunda kuramsal bir yazı olacağını sanıyorum. Aslında her kitabın yanına eski edebiyatın özellikli bir metninin küçük bir kitapçık olarak sunulması tasarısı da var, biliyorum; ama bunu söyleyip “tertip heyeti”ni zorda bırakmak istemem.</p>
<p>Toplantının önümüzdeki yıl bir terslik olmaz ise 24 Nisan 2009 günü yapılacak 5’incisinde nesir/düzyazı konusu ele alınacak. Yine eski edebiyat çalışmalarının eksik kalmış yönlerinden biri konu edilecek ve muhtemelen bir eksik giderilecek.</p>
<p>Aynur, Hatice, Müjgân Çakır, Hanife Koncu, Selim S. Kuru (haz.). Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları I: Sözde ve Anlamda Farklılaşma: Sebk-i Hindî. İstanbul: Turkuaz Yayınları, 2006<br />
Aynur, Hatice, Müjgân Çakır, Hanife Koncu, Selim S. Kuru (haz.). Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları II: Eski Türk Edebiyatına Modern Yaklaşımlar I. İstanbul: Turkuaz Yayınları, 2007.<br />
Aynur, Hatice, Müjgân Çakır, Hanife Koncu, Selim S. Kuru, Ali Emre Özyıldırım (haz.). Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları III: Eski Türk Edebiyatına Modern Yaklaşımlar II. İstanbul: Turkuaz Yayınları, 2008.</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Feski-turk-edebiyati-calismalari-2%2F&B'+rc+'=Eski+T%C3%BCrk+Edebiyat%C4%B1+%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/eski-turk-edebiyati-calismalari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Cihana Sığmazam</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/bu-cihana-sigmazam/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/bu-cihana-sigmazam/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 22:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=661</guid>
		<description><![CDATA[Mende sığar iki cihân men bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam
Sûrete bak vü ma&#8217;nîyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim velî [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mende sığar iki cihân men bu cihâna sığmazam<br />
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam</p>
<p>Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim<br />
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam</p>
<p>Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş<br />
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam</p>
<p>Sûrete bak vü ma&#8217;nîyi sûret içinde tanı kim<br />
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam</p>
<p>Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât<br />
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam</p>
<p>Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş<br />
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam<br />
<span id="more-661"></span><br />
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün<br />
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam</p>
<p>Gerçi muhît-i a&#8217;zâmım adım âdem durur âdemim<br />
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam</p>
<p>Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim<br />
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam</p>
<p>Encüm ile felek benim vahy ile melek benim<br />
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam</p>
<p>Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim<br />
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam</p>
<p>Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile<br />
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam</p>
<p>Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim<br />
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam</p>
<p>Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim<br />
Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam</p>
<p>Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim<br />
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam</p>
<p>Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim<br />
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam</p>
<p>Gerçi bugün <strong>Nesîmî</strong>yim Hâşîmîyim Kureyşîyim<br />
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Fbu-cihana-sigmazam%2F&B'+rc+'=Bu+Cihana+S%C4%B1%C4%9Fmazam&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/bu-cihana-sigmazam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyahatname Nedir?</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/seyahatname-nedir/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/seyahatname-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2009 12:22:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ayvansarayî]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[evliya çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadikatü'l-Cevamii]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[seyahatname]]></category>
		<category><![CDATA[seyahatname nedir]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Venedikli Marco Polo]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Batuda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=633</guid>
		<description><![CDATA[Yazarların yurt içi veya yurt dışı gezilerinde gördüklerini anlattığı yazılara denir. Gezmeyi iş edinen kişi seyyah veya gezgin adıyla anılır. Gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını, tarihlerini, medeniyetlerini anlatır. Seyahatnameler, yazarların sadece gezip görmek ihtiyacından doğmamıştır. Çeşitli savaşlar, hac ziyareti, görevle başka ülkelere gönderilen memurların yolculukları sebebiyle seyahatnameler yazılmıştır.
Yabancı ülkelere gönderilen elçilerin meydana getirdiği seyahatnamelerde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazarların yurt içi veya yurt dışı gezilerinde gördüklerini anlattığı yazılara denir. Gezmeyi iş edinen kişi seyyah veya gezgin adıyla anılır. Gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını, tarihlerini, medeniyetlerini anlatır. Seyahatnameler, yazarların sadece gezip görmek ihtiyacından doğmamıştır. Çeşitli savaşlar, hac ziyareti, görevle başka ülkelere gönderilen memurların yolculukları sebebiyle seyahatnameler yazılmıştır.</p>
<div id="attachment_634" class="wp-caption alignright" style="width: 218px"><img class="size-medium wp-image-634" style="border: 0pt none; margin: 10px;" title="Evliya Çelebi Seyahatnamesi" src="http://www.erkanhirik.com.tr/wp-content/resim/image0051-208x300.jpg" alt="Evliya Çelebi Seyahatnamesi" width="208" height="300" /><p class="wp-caption-text">Evliya Çelebi Seyahatnamesi</p></div>
<p>Yabancı ülkelere gönderilen elçilerin meydana getirdiği seyahatnamelerde, politik konuların dışında gidilip görülen ülke insanlarının zevklerine, eğlencelerine, giyim-kuşamlarına, folkloruna, sosyal, ekonomik, durumlarına dair pek çok bilgi yer alır.</p>
<p><strong>Osmanlı</strong> padişahlarının komutasında çıkılan seferlerde uğranılan yerleri, yapılan işleri günü gününe anlatan ruznameler, hac yolculuğunun anlatıldığı kitaplar da seyahatname özelliği taşırlar.</p>
<p>Oturulan şehrin her köşesinin insanları ve bütün özellikleri ile anlatıldığı eserler de yazıldıkları yüzyıldan uzaklaştıkça ve araya yüzyıllar girdikçe <strong>seyahatname</strong> olarak kabul edilirler. <strong>Evliya Çelebi</strong>&#8216;nin <strong>Seyahatname</strong>&#8217;sinin konuk yerlerini ve bunların arasındaki uzaklıkları gösteren menazil kitaplarıyla, anlatan birinci cildiyle <strong>Ayvansarayî&#8217;</strong>nin <strong>Hadikatü&#8217;l-Cevamii</strong> bu türdendir.<br />
<span id="more-633"></span><br />
Çok eskiden beri ya zevk için, ya keşif için ya görev gereği gezilip görülen yerlerin yazıldığı eserlerin varlığını biliyoruz. Bu eserlerden birçoğu zamanımıza ulaşmıştır.</p>
<p>Türkler tarafından ilk seyahatnameler<strong> Farsça</strong> kaleme alınmıştır. <strong>Gıyasuddin Nakkaş</strong>, Timur&#8217;un oğlu Şahrah Çin&#8217;e giderken ekibine katılmış, gördüklerini yazmıştır. Eseri <strong>Acaikül Letâif </strong>adını taşır. <strong>Ali Ekber Hatâî</strong> adlı bir tüccar da <strong>Hıtâîname</strong> adını verdiği eserini İstanbul&#8217;da tamamlamıştır.<br />
Dünya edebiyatının seyahatnameleriyle tanınmış ünlü isimleri <strong>Venedikli Marco Polo</strong> (1254-1324), Arap gezgini<strong> İbn Batuda</strong> (1304-1369)&#8217;dır.</p>
<p><strong>Türk edebiyatı</strong>nda seyahatname türünde en önemli eser, <strong>Evliya Çelebi</strong> (1611-1685)&#8217;nin <strong>Seyahatname</strong>&#8217;sidir. Evliya Çelebi&#8217;nin çeşnili bir dille kaleme aldığı bu on ciltlik eseri bize, XVII. yüzyıl Türkiyesinin sanatını, tarihini, coğrafyasını, folklorunu, geleneklerini göreneklerini ayrıntılarıyla verir. Ayrıca Şeydi Ali Reis&#8217;in Mirâtü&#8217;l-Memâlik, Trabzonlu Mehmet Âşık&#8217;ın Menazıru&#8217;I-Avalim, Na-bi&#8217;nin Tuhfetü&#8217;l-Haremeyn, İzzet Molla&#8217;-nın Mihnet Keşan adlı eserleri Tanzimat&#8217;tan önceki devrede yazılmış seyahatnamelerdir. Yeni Türk edebiyatı sahasında yazılmış seyahatnameler:</p>
<p>Seyyah Mehmet Emin: Asya&#8217;ya Vust&#8217;-aya Seyahati (1878), Mehmet Midhat Efendi: Avrupa&#8217;da Bir Cevelân (1891), Mühendis Faik: Seyahatnâme-i Bahr-ı Muhit (1868), Ömer Lütfî: Ümit Burnu Seyahatnamesi (18&#8242;i&#8217;5), Ahmet İhsan: Avrupa&#8217;da Neler Gördüm (1892), Cenab Şaha-beddin: Hac Yolunda (1909), Âfâk-ı Irak (1915), Avrupa Mektuptan (1919), Ali Suat: Seyahatlerim, Falih Rıfkı Atay: Denizaşırı (1931), Taymis kıyılan (1930), Bizim Akdeniz (1934), Tuna Kıyıları (1938), Hind (1944), Reşat Nuri Güntekin: Anadolu Notları (1936). İsmail Habib Sevük: Yurttan Yazılar (1943).</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Fseyahatname-nedir%2F&B'+rc+'=Seyahatname+Nedir%3F&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/seyahatname-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültürümüzde Mevlana</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/kulturumuzde-mevlana/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/kulturumuzde-mevlana/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 00:21:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bahaeddin Veled]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Fî hi Mâ Fîh.]]></category>
		<category><![CDATA[Horasan]]></category>
		<category><![CDATA[Mecalis’i Sab’a]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin-i Rûmî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/kulturumuzde-mevlana/</guid>
		<description><![CDATA[Asıl adı Celaleddin’dir. Ailesiyle birlikte Horasan’dan Anadolu’ya geldiği için Rûmî lakabını almış, daha sonra Mevlana Celaleddin-i Rûmî adıyla meşhur olmuştur. Mevlana, 1207 yılında, günümüzde Afganistan sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled, yaşadığı bölgeyi Moğol istilası tehdit ettiği için ailesini alıp önce Mekke ve Şam’a sonra da Konya’ya göç etmiştir.
Mevlana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Asıl adı Celaleddin’dir. Ailesiyle birlikte <strong>Horasan</strong>’dan Anadolu’ya geldiği için <strong>Rûmî </strong>lakabını almış, daha sonra <strong>Mevlana Celaleddin-i Rûmî</strong> adıyla meşhur olmuştur. Mevlana, 1207 yılında, günümüzde Afganistan sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlana’nın babası <strong>Bahaeddin Veled</strong>, yaşadığı bölgeyi Moğol istilası tehdit ettiği için ailesini alıp önce Mekke ve Şam’a sonra da Konya’ya göç etmiştir.<img class="alignright" style="border: 0pt none; margin: 10px;" title="Mevlana" src="http://img340.imageshack.us/img340/6972/mevlanasebiaruz2bysadiklk0.jpg" alt="" width="211" height="300" /></p>
<p>Mevlana Konya’ya geldiğinde çocuk yaştaydı. Ailesinin Konya’ya yerleşmesinden kısa bir süre sonra, 1231 yılında, babası Bahaeddin Veled vefat etti. Mevlana genç yaşta babasının yerine ailesinin sorumluluğunu üstlendi. Onun yaşadığı dönemde Konya, <strong>Anadolu Selçuklu Devleti</strong>’nin başkentiydi. Bu sebeğle Selçuklu devlet adamları kendisine yakınlık kurdular ve saygı gösterdiler. Selçuklular döneminde Anadolu’nun manevi önderleri arasında sayılan Mevlana Celaleddin-i Rûmî, 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etti. Onun geriye bıraktığı eserler şunlardır;<strong> Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mecalis’i Sab’a, Fî hi Mâ Fîh.</strong></p>
<p>Vefatından sonra müze haline getirilen kabri, Selçuklular döneminden itibaren milyonlarca ziyaretçiyi ağırlamıştır. Halkın ona teveccühü hiç azalmadan devam etmiştir. Günümüzde de fikirleri dünya tarafından tanınan Türk büyüğü Mevlana Anadolu insanının manevi dinamikleri arasındaki mümtaz yerini korumakta, gerek yurt içinden gerek dünyadan pek çok insan onu ziyaret için Konya’ya koşmaktadır.</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Fkulturumuzde-mevlana%2F&B'+rc+'=K%C3%BClt%C3%BCr%C3%BCm%C3%BCzde+Mevlana&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/kulturumuzde-mevlana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölmek Kolay, Zor Olan Ayrılık</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/olmek-kolay-zor-olan-ayrilik/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/olmek-kolay-zor-olan-ayrilik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 21:41:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönülden]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[asik]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[iskender pala]]></category>
		<category><![CDATA[Nef'î Gazel Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefi Gazel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Ölmek âsân âşıka bir dem firâk-ı yâr güç
Böyle müşkil derd esîri hastaya tîmâr güç
Aşık için ölmek en kolayı…Zor olan, bir anda olsa sevgiliden ayrı kalmak. Nitekim böylesi dermansız derde tutulan hastanın tedavisi de güç.
Aşk mühlik yâr gafil mübtelâlar n’eylesin
Birbirine derdini inkâr güç ikrar güç
Aşk helak edici, sevgili ise ilgisiz…Tutkunlar ne yapsınlar; aşklarını inkar etmeleri de, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ölmek âsân âşıka bir dem firâk-ı yâr güç<br />
Böyle müşkil derd esîri hastaya tîmâr güç</strong></p>
<p>Aşık için ölmek en kolayı…Zor olan, bir anda olsa sevgiliden ayrı kalmak. Nitekim böylesi dermansız derde tutulan hastanın tedavisi de güç.</p>
<p><strong>Aşk mühlik yâr gafil mübtelâlar n’eylesin<br />
Birbirine derdini inkâr güç ikrar güç</strong></p>
<p>Aşk helak edici, sevgili ise ilgisiz…Tutkunlar ne yapsınlar; aşklarını inkar etmeleri de, söylemeleri de imkansız (inkar etseler, her hallerinden aşık oldukları belli; aşığız deseler, sevgili oralı değil!)</p>
<p><strong>Gerçi aşk izhârı bîtâb olmayınca cürm olur<br />
Dilber ammâ müdde’â-fehm olıcak inkâr güç</strong></p>
<p>Gerçi, (aşk kitabından, aşığın) tükenip son nefesini vermesen aşkın ortaya dökülmesi suç olur amma, sevgili zeki olup da (sevenin hallerinden onun âşık olduğunu) anlarsa bu sefer aşkı inkar etmek de güçtür.</p>
<p><strong>Yâr eğer âşık ne eylerse muhabbet iktizâ<br />
Etmemek olur mahallinde ânı izhâr güç</strong></p>
<p>Aşkın gerektirdiği her şeyi yaptığı halde, sevgilinin kendisine karşılık vermemesi kadar aşığın gücüne giden ne olabilir?</p>
<p><strong>Olsa Nef’î n’ola ger endîşesiyle hem-zeban<br />
Neylesin yâ sohbet-i yârân-ı nâ-hemvâr güç</strong></p>
<p>Nef’î içindeki düşüncelerle aynı dili konuşmasın da ne yapsın? Uygunsuz dostlarla (rakiplerle) sohbet edilemiyor ki! ( Bu beytin anlamı şu şekilde de verilebilir: “Nef’î sevgiliden dolayı düştüğü endişelerle uğraşıp dursa ne çıkar; uygunsuz dostlar (rakipler) ile bir arada olmaktan iyidir.”)</p>
<p>-İskender Pala-</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Folmek-kolay-zor-olan-ayrilik%2F&B'+rc+'=%C3%96lmek+Kolay%2C+Zor+Olan+Ayr%C4%B1l%C4%B1k&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/olmek-kolay-zor-olan-ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ebrû Sanatı</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/ebru-sanati/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/ebru-sanati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 23:55:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ab-ru]]></category>
		<category><![CDATA[ebre]]></category>
		<category><![CDATA[ebri]]></category>
		<category><![CDATA[ebru]]></category>
		<category><![CDATA[ebru sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[ipek yolu]]></category>
		<category><![CDATA[türkistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=545</guid>
		<description><![CDATA[Ebru, kitreli su üzerine serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bunu hazırlama sanatına denir. İslam bezeme sanatlarının hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süreli netice alınanı olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. VIII.asırdan itibaren Çin’de XII.asırdan itibaren Japonya’da benzer teknikler kullanılarak yapılması, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesindeki “ebre” ismiyle Türkistan’da ortaya çıkışı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ebru,</strong> kitreli su üzerine serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bunu hazırlama sanatına denir. <strong>İslam bezeme sanatları</strong>nın hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süreli netice alınanı olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. VIII.asırdan itibaren Çin’de XII.asırdan itibaren Japonya’da benzer teknikler kullanılarak yapılması, daha sonraki asırlarda <strong>Çağatay Türkçesindeki</strong> “<strong>ebre</strong>” ismiyle Türkistan’da ortaya çıkışı, bu sanatın tarihî gelişimi hakkında az da olsa bir fikir vermektedir.<img class="alignright" style="border: 0pt none; margin: 10px;" src="http://fc79.deviantart.com/fs6/i/2005/079/f/9/Ebru_by_Opticlox.jpg" alt="" width="313" height="207" /></p>
<p>Türkistan’dan en geç XVI. Asır başlarında <strong>İpek Yolu</strong>’nu takiben İran’a geçişinde “<strong>ebrî</strong>” olarak adlandırılan bu sanatın, gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıması, buluta nispek ifade edilen Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlılarda da revaç bulan aynı isim, Türkçede “<strong>ebru</strong>” ya dönüşmüştür. Hatalı olmakla beraber, kaşa benzer şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanat Farsçada “<strong>kaş</strong>” manasına gelen “<strong>ebru</strong>” kelimesiyle adlandırılmıştır. Kız çocuklarına isim olarak verilen Ebru da bu kaş manasına gelen kelime değil “<strong>Âb-rû</strong>” olan yüzsuyu olmalıdır. Keza “<strong>yüz suyu hürmetine</strong>” gibi bir kullanım ile bu kelime kalıplaşmıştır.</p>
<p><strong>Bir defa yapılan ebrunun aynısı bir daha tekrarlanamaz, ancak benzeri yapılabilir.</strong> Bundan dolayı her ebru asla kopya edilemeyecek bir sanat özelliğini taşır.</p>
<p>Ebru kağıdı, yazma kitapların ciltlenmesinde ve yan kağıdı olarak, bundan başka kıt’a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, ayrıca koltuk denilen kısımlardan çok kullanılmıştır. Bu sıralananların pek güzel örneklerine müze ve kütüphanelerde rastlanır. Ancak, XIX. Yüzyılda Batıdan ithal edilen matbu ebru kâğıtları, hem bu sanatın zevkini kaçırmış hem de yerli ebrucuların geçimini güçleştirmiştir.</p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Febru-sanati%2F&B'+rc+'=Ebr%C3%BB+Sanat%C4%B1&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/ebru-sanati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölmeyen Aşık : Yunus Emre</title>
		<link>http://www.erkanhirik.com.tr/olmeyen-asik-yunus-emre/</link>
		<comments>http://www.erkanhirik.com.tr/olmeyen-asik-yunus-emre/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 23:20:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Hirik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[asik]]></category>
		<category><![CDATA[Divan]]></category>
		<category><![CDATA[Risaletu'n Nushiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Taptuk Emre]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkanhirik.com.tr/?p=507</guid>
		<description><![CDATA[13.yy. sonları ile 14.yy. başlarında yaşamıştır. 80 yıllık ömrünü Hak yoluna adamış, Allah ve Peygamber aşığı bir halk şairidir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak dilden dile aktarılarak bize ulaşan şiirlerinden bazı ipuçları elde edilir. Şiirlerinden Arapça ve Farsça bildiği ve iyi bir eğitim aldığı anlaşılır. Ayrıca çiftçilikle meşgul olduğu, Taptuk Emre&#8216;nin dergâhında tasavvufî bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>13.yy. sonları ile 14.yy. başlarında yaşamıştır. 80 yıllık ömrünü Hak yoluna adamış, Allah ve Peygamber aşığı bir halk şairidir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak dilden dile aktarılarak bize ulaşan şiirlerinden bazı ipuçları elde edilir. Şiirlerinden Arapça ve Farsça bildiği ve iyi bir eğitim aldığı anlaşılır. Ayrıca çiftçilikle meşgul olduğu, <strong>Taptuk Emre</strong>&#8216;nin dergâhında <strong>tasavvufî </strong>bir terbiyeden geçtiği ve yollara düşerek birçok yeri dolaştığı rivayet edilir.<img class="alignright" style="border: 0pt none; margin: 10px;" title="Yunus Emre" src="http://farm4.static.flickr.com/3007/2736615110_b4db96c044_m.jpg" alt="" width="234" height="240" /><br />
&#8216;<strong>Risaletu&#8217;n Nushiyye</strong>&#8216; ve &#8216;<strong>Divan</strong>&#8216; adıyla iki eseri vardır. Yunus Emre&#8217;nin sade ve arı bir Türkçe ile yazdığı şiirleri anlam, ahenk, mecaz, duygu ve düşünce açısından çok zengindir.<br />
Yunus&#8217;un mısralarında düşünce dünyasının izlerini yakalamak mümkündür.<br />
O, Allah(c.c) aşkını;<br />
<em>&#8220;Aşkın aldı benden beni<br />
Bana seni gerek seni</em> &#8221;<br />
Rasûlullah (s.a.s.) sevdasını;<br />
&#8220;<em>Canım feda olsun senin yoluna<br />
Adı güzel kendi güzel Muhammed</em>&#8221;<br />
İnsan sevgisini;<br />
&#8220;<em>Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü<br />
Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü </em>&#8221;<br />
Alçak gönüllülüğü;<br />
&#8220;<em>Yol oldur ki doğru vara<br />
Er oldur alçakta dura<br />
Göz oldur ki Hakk’ı göre<br />
Yüceden bakan göz değil</em>” mısralarıyla dillendirmiştir.<br />
İslâm düşüncesinin esaslarını çağlara söyleten <strong>Yunus</strong>, kendi ölümsüzlüğünü de şöyle ifade eder:<br />
<em>Aşkın pazarında canlar satılır<br />
Satarım canımı alan bulunmaz<br />
Yunus öldü diye sala verirler<br />
Ölen beden imiş, âşıklar ölmez&#8230;</em></p>
<!-- BunuEkle Butonu -->
<script language="JavaScript">
var rc = (!rc) ? 1 : rc+1;
document.write('<s' + 'cript src="http://bunuekle.com/bunuekle-wp.asp?A'+rc+'=http%3A%2F%2Fwww.erkanhirik.com.tr%2Folmeyen-asik-yunus-emre%2F&B'+rc+'=%C3%96lmeyen+A%C5%9F%C4%B1k+%3A+Yunus+Emre&s'+rc+'=1&r'+rc+'=2&rc='+rc+'">')
document.write('</' + 's' + 'cript>');
</script>
<script language="JavaScript">document.write(eval("code"+rc));</script>
<!-- BunuEkle Butonu -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkanhirik.com.tr/olmeyen-asik-yunus-emre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
