Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Eyl 25th

77. Dil Bayramı Kutlamaları çerçevesinde Türk Dil Kurumu, 26–27 Eylül 2009 tarihlerinde Uluslararası Türk Dili Araştırmalarında Yeni Arayışlar, Yurt Dışındaki Enstitü ve Bölüm Başkanları Çalıştayı düzenleyecektir. Çalıştayda akademik Türkiye dışındaki Türkoloji Bölümü temsilcileri bölümleri tanıtılacak, bölümlerin geçmişleri, şu anki durumları ve ileriye dönük beklentileri üzerinde konuşulacaktır. Türkolojinin farklı ülkelerdeki sorunlarının dile getirilmesi, deneyimlerin paylaşılması, Türkoloji Bölümleri arasında işbirliği imkanlarının araştırılması, yeni gelişmelerin Türkoloji için taşıdığı risk ve fırsatların konuşulması açışından çalıştay bir fırsat olacaktır. Tarama sözlüğünün internet ortamındaki halinin açılışı da bu etkinlikler çerçevesinde yapılacaktır.
Çalıştay herkese açıktır.
09.30 Anıtkabir’de Tören
11.00 Açış Oturumu
Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
Açış Konuşmaları:
Prof. Dr. Şükrü Haluk AKALIN Türk Dil Kurumu Başkanı
Prof. Dr. Bahaeddin YEDİYILDIZ Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Başkanı
Prof. Dr. Mustafa İSEN Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri
Tarama Sözlüğü’nün sanal ortamda açılışı
Tem 6th
Türk Dünyası ve İslam Kültürü çalışmaları ile tanınan, Fransız Bilim Akademisi’nde bir dönem yöneticilik de yapan Jean-Paul Roux 84 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Türklerin Tarihi adlı eseri ile tanıdığımız Fransız oryantalist ve Türkolog Roux “l’Ecole du Louv” da öğretim görevlisi olarak da çalışmıştı. 1925 doğumlu tarihçinin Türk Dünyası ile ilgili bir çok araştırmasının yanı sıra kitabı da bulunmaktaydı.
Türk devletinin, yüksek devlet nişani ile ödüllendirdiği, kalabalıklaşan Türklerin, Sovyetleri ne büyük bir sorunla yüzyüze bıraktığı, bir atom soykırımıyla yok edilmezlerse, Sovyetlerin başına daha ne belaların geleceğini, dile getirerek, Türk soykırımına davetiye çıkaran Jean-Paul Roux Türklerin Tarihi adlı kitabında Azeriler için İran’da yaşayan Türkler, Kürtler için ise Türkiye’de yaşayan İranlılar tanımlamasını kullanmaktaydı.
Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar adlı eserinin önsözünü sizlere sunuyorum…Toprağı bol olsun.
“….inceledigim topluluklar kuskusuz, bugun cagdaslarimiz olan haleflerinden …bozkir hayvanbicimi sanatini inceledigimizde ikibin yil uzaktadirlar. o donemde yasayan turkler, en azindan iclerinden bazilari, fransizlardan daha uygardirlar, hatta fransizlar yokken turkler vardi. ama cogunlukla evrimlerinin ilkel donemlerindeydiler. ote yandan bu topluluklarda yasamin belli basli sorunlarina karsi buyuk bir duyarliliga, son derece bilincli ve derin bir varlik anlayisina rastladim. deneyimlerinden cikarttiklari derslerin, her ne kadar yuzyillarin ve kulturlerinin yok oldugu donemlerin yikici etkisiyle bozulsa ve ozlerinden uzaklassa da, kalplerinin en derinlerinde bir yerde hala varligini surdurdugune ve genetik miraslarinin bir parcasi olduguna inandim. bu derslerin en azindan dusuncelerini ve yasamlarini bicimlendirmede buyuk pay sahibi olduklarini soyleyebiliriz. belki de anadolu koylusunu dunyanin en saglam toprak insani yapan vatan topragina baglilik duygusu bu koklerden gelen bir duygudur. belki de sehirlilerin koy yasamina duyduklari buyuk sevgi buna baglidir; sayisiz bahcesi ve agaclarin arasindaki evleriyle eski turk sehirleri buna en iyi ornektir.
cikarilacak dersler cok fazladir ve birkaci yasamsal onemdedir. bu topluluklarin hayvan ve bitkilere yaklasimlari, yasam ilkeleri ve bir butun olarak gordukleri farkli yasam bicimlerine verdikleri onemi gostermektedir.
boyle bir yaklasim ve bu kadar acik bir bilinc elbette en gelismisinden en basitine tum yasam bicimlerine saygi duymayi getirecekti; ama bu saygi, yasamin sine qua non [olmazsa olmaz] kosulu olumu ve oldurmeyi yasaklamiyordu, cunku oldurulen sey besin kaynagiydi ve insan, hayvan ya da bitki fark etmiyordu, oldurmek hep ayniydi. acaba hangi uygarlik, altaylilar gibi, av cemberinde kalan hayvanlarin bir kacinin kacmasina goz yumup turlerin yok olmamasini saglamak istemis, ya da meyve agacinda mutlaka birkac meyve kalmasina dikkat etmistir? toroslu bir oduncunun birazdan kesecegi agactan ozur dilemesini saglayan nasil bir duygudur? ya da birazdan kurban edecegi horozun boynunu ozenle, neredeyse sefkatle oksayan koylunun heyecani nasil bir heyecandir?
bitki ve hayvanlarla ilgili bu calismayi tamamladigimda henuz ekoloji kavrami ortalarda yoktu. ama yillar sonra tekrar okudugumda bir ekoloji kitabi, daha dogrusu ekolojiye saygili ve tutkulu bir toplumun kitabi oldugunun farkina variyorum. eski insanlar dogaya saygi gosteriyor ve mirasini koruyorlardi. eger bu kitabin hic olmazsa tek bir yarari olacaksa o da bunu simdiki kusaklara hatirlatmasi olacaktir.”
Tem 2nd
Soyadımın yalnızca bizim sülalemize münhasır olmasından dolayı çocukluğumdan beri bir çok olay yaşadım. İlginç, dikkat çekici, akılda kalıcı olduğu kadar unutulabilen ve merak uyandırıcı bir soyadı. Üstelik dalga geçmeye de gayet müsait. Çocukken özellikle “erik erik” hahaha nidalarını az duymadım. Ama umursamamayı bildim. Nereye kadar ama değil mi?
Nevşehir-Ankara, Ankara-Nevşehir arası gide gele otobüsçülere bir çok kez soyadımı yazdırmak zorunda kaldım. Her seferinde farklı bir soyadını oraya yazmayı başardılar. Doğruyu tutturma oranları % 2 falan olmuştur. Tabi ki bu durum sadece otobüsçülere ait bir şey değil. Nereye gitsem soyadımı kodlamak zorunda kalıyorum. Çok varyantları çıktı bu soyadın…Firik, Girik, Hitik, Hitit vs…Bu işin “vs”kısmı daha enteresan emin olun…
Erkan “Irk” yazıyordu en son otobüs biletimde. Irk ne arkadaş, hiç mi duymuyor kulağın. Yeter artık ama kimlik çıkarmaktan ve kodlamaktan bıktım. Anlayın beni. Kendisini aşarak “Geyik” anlayan bile var. Vallahi.
Hiç iyi yanı yok mu bu soyadın. Var elbette. Uzun bir listede adımı ararken Yılmazlar, Özdemirler arasında kaybolmuyorum. Hemen buluyorum kendimi ya da bizden olanı. Bizden olan da unutulmuyor soyadımız dikkatini çekmişse kişinin. Hemen hemen her okuduğum okulda hocalarım bana sorardı “Ali Coşkun Hirik” senin neyin olur? “Hakan Hirik”i tanır mısın? İz bırakmak için de fena bir yol değil yani…
Velhasılı kelam çok bilimsel olmasa da biraz araştırdım soyadımın anlamını. Çünkü her sorana açıklamakta zorlanıyordum.
Bu konuda 5 rivayet var. Öğrenme zamanımın kronolojisine göre verecek olursam şu şekilde açıklamalar getirebilirim.
1-Rahmetli anneannem “Hirik” kelimesinin Kelkit ve yöresinde zayıf, çelimsiz olanlara hitaben kullanıldığını söylerdi. Halk etimolojisi gibi bir şey elbette bu.
2-Lisede bir Tarih hocam vardı. Bana Tarih dersini sevdiren, yorumlamayı öğreten hocalardan birisi. İsmail Bozkurt. Her ne kadar sert ve notu kıt bir hoca da olsa sevmiştim kendisini. Halen de özlerim derslerini. İşte bu hocanın yaptığı açıklamaya göre Şanlıurfa civarında iki tür koyunun çiftleşmesinden yeni melez bir tür koyun elde edilmiş. Buna da “Hırik” denirmiş. Hoca hangi kaynaklara dayanarak bu açıklamayı yaptı ben de bilmiyorum. Devamını Okumak için »
Nis 19th
Dört yıldır Nisan ayının son Cuma günü yapılan “Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları” çalıştayının beşincisi 24 Nisan 2009 günü toplanacak. Çalıştay, Yıldız Teknik Üniversitesi‘nin Yıldız/Beşiktaş’taki oditoryumunda yapılacak ve başlığı da “Şiirin İnşası: Düzyazıda Dil, Üslûp ve Türler” olacak.
“Sebk-i Hindi” konulu birinci çalıştay ile “Eski Türk Edebiyatına Modern Yaklaşımlar” konulu ikinci ve üçüncü çalıştaylarda sunulan bildiriler, Turkuaz Yayınları’nca basılmıştı. “Şiirden Nesre Eski Türk Edebiyatında Türler” başlıklı dördüncü toplantının bildiri kitabı da bu yılki çalıştaya yetiştirilecektir.
Çalıştay dizisi, Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü‘nden Hatice Aynur ile Ali Emre Özyıldırım, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü‘nden Müjgan Çakır ile Hanife Konçu ve University of Washington Department of Near Eastern Languages and Civilizations‘tan Selim S. Kuru tarafından düzenlenmektedir ve düzenleyiciler konuya ilgi duyan herkesi aralarında görmekten mutluluk duyacaklardır.
Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları V
Şiirin İnşâsı: Düzyazıda Dil, Üslûp ve Türler
24 Nisan 2009, Cuma
(Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu, Beşiktaş)
Düzenleme Kurulu: Hatice Aynur (YTÜ), Müjgân Çakır (MSGSÜ), Hanife Koncu (MSGSÜ), Selim S. Kuru (UW), Ali Emre Özyıldırım (YTÜ)
09.30-10.00 Açılış Konuşmaları
10.00-10.30 Çay Molası
I. OTURUM
Oturum Başkanı: Nuran Tezcan (Bilkent Üniversitesi)
10.30-10.50 Hayati Develi (Kültür Üniversitesi) “Söze Boğulan Tarih: Osmanlı Tarih Yazıcılığının Dili”
10.50-11.10 Hasan Kavruk (İnönü Üniversitesi) “Türk Nesir Geleneğinde Tahkiye Dili”
11.10-11.30 Musa Duman-Enfel Doğan (İstanbul Üniversitesi) “Nesir Cümlemiz Ne Kadar Değişti?”
11.30.11.50 Menderes Coşkun (Süleyman Demirel Üniversitesi) “Eski Türk Edebiyatında Nesir Üslûpları”
12.00-14.00 Öğle yemeği
II. OTURUM
Oturum Başkanı:Nihat Öztoprak (Marmara Üniversitesi)
14.00-14.20 Mertol Tulum (İstanbul Üniversitesi, emekli) “Orta Osmanlıca Edebî Nesrinde Okuma, Anlama ve Aktarma Yönleriyle Karşı Karşıya Bulunduğumuz Ana Meseleler”
14.20-14.40 İsmail H. Aksoyak (Gazi Üniversitesi) “Eski Nesir Üzerine Bazı Düşünceler”
14.40-15.00 Hasan Ali Esir (Karadeniz Teknik Üniversitesi) “Klasik Edebiyatımızda İnşa ve Lâmiî Çelebi’nin Münşeât’ı”
15.00-15.20 Çay Molası
15.20-15.40 Rıdvan Canım (Atatürk Üniversitesi) “Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında Dil ve Üslûp”
15.40-16.00 Hakan Karateke (University of Chicago) “Osmanlı Nesrinin Cumhuriyet Devrinde Algılanışı”
16.00-17.00 Kapanış Oturumu ve Değerlendirme: Selim S. Kuru (University of Washington)
Bir toplantı dizisi, hem iyi hem düzenli olabilir: Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları
Pek çok araştırma sahasında düzenli toplantılarla karşılaşmak olanaklı, hatta çağımızda “kongre turizmi” diye bir şey var. Ancak sözkonusu olan -her ne kadar iyi kötü yükselen değer olsa da- eski edebiyatımız olunca, bir durmak gerekiyor. Değişik toplantılarda eski edebiyatımızla ilgili münferit bildiriler sunulmaktadır, kimileyin eski edebiyatımızla ilgili tek bir konu etrafına örülmüş toplantılar da düzenlenmektedir. Ne var ki düzenli olarak yapılan ve odağında eski edebiyatımız olan toplantılar yok denecek kadar azdır. Hatice Aynur’un Osmanlı Araştırmaları’nın XVIII. sayısında verdiği bilgiye göre 90’lı yılların başından 2007 yılına kadar doğrudan alanla ilgili ve kapsamlı sayılacak yalnızca dört toplantı yapılmıştır. Veriler düşündürücü; ama son yıllarda hareketlenme olduğu da söylenebilir.
Son dört beş yıldır ise birkaç inatçı akademisyen “Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları” başlığını taşıyan düzenli toplantılar -kendi sözleri ile çalıştaylar- düzenlemeye giriştiler. Öyle böyle değil, gerçekten düzenli, her yılın Nisan ayının son Cuma günü. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen toplantının “yazarları tarafından geliştirilerek makale olarak düzenlenmiş” bildiri kitabı da bir sonraki toplantıya yetiştiriliyor. İlk toplantı 2005 yılında sebk-i hindî üzerine olmuştu, bu yıl düzenlenen son toplantı ise edebî türler hakkındaydı. Bu yazı ise arada kalan ve “Eski Türk edebiyatına modern yaklaşımlar” başlığını taşıyan iki toplantının bildiri kitapları üzerine bir değerlendirmeyi içeriyor. Devamını Okumak için »
Mar 3rd
Mende sığar iki cihân men bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam
Sûrete bak vü ma’nîyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam
Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam
Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam
Devamını Okumak için »
Ne demişler ?