“Come to the edge, he said.
They said: We are afraid.
Come to the edge, he said.
They replied: We can’t, we will fall!
Come to the edge, he said.
And so they came.
And he pushed them
And they flew.”
“Come to the edge, he said.
They said: We are afraid.
Come to the edge, he said.
They replied: We can’t, we will fall!
Come to the edge, he said.
And so they came.
And he pushed them
And they flew.”
Akşam oturdum ve televizyona göz atıyordum. Kanallar arasında savrulup dururken birden TRT 1’de “Eşkıya”nın başladığını gördüm. Biraz göz atayım dedim. Keza daha evvel 3 kez izlemiştim. Evet evet ilk kez izlenilmesi gereken bir filmi zamanında izlemiştim, zamanında…Göz atayım derken bir baktım ki filmin büyük bir kısmını izlemişim. Zaten o an anladım ki film TRT’de izlenirmiş valla. Hani maçlarda kamera çeksin diye naklen yayın yapan kanalın adını yazarak “Maç xxx’de” izlenir diyen tipler vardır ya. Onlardan olasım geldi. Ya hu madem stada gittin niye o pankartı açıyorsun ki o kanaldan izlenirse niye gittin stada. Cıx cıx. Neyse bu başlı başına başka bir konu zaten. Neden film TRT’de izlenir ? Çünkü reklamları çok uzun aralıklarda veriyorlar. Bununla da kalmıyor reklâmlar da kısa sürüyor. 1,5 saatlik filmi diğer kanallar gibi 3 saate yaymıyor. İzliyorsunuz gidiyor. Eşkıya hakkında bir şeyler söylemek gerekirse eğer kesinlikle Türk sinemasının yaptığı filmler arasında ilk üçtedir diye düşünüyorum. Diğer ikisi hangileri, ben de bilmiyorum. İşte bu yukarıdaki sebeple filmin tamamını tekrar izlemeye karar verdim, izlerken. Şener Şen’i çok sevdiğimi de kendi içimde pekiştirerekten “biz bu adamın değerini neden yaşarken bilmiyoruz” diye düşünmedim değil. Evet yaşarken ona onu çok sevdiğimizi söylemeliyiz. Sizi çok seviyorum Şener Bey. Ben vazifemi yaptım, siz de yapabilirsiniz. Filmi izlerken bazı sözlerini ezberleyerek daha sonra internette bulduğum bir parça var. Öğrendim ki Uğur Yücel seslendirmiş. Aşağıda sözlerini verdim. Videosunu da vermek isterdim ama youtube’da olduğu için bir çoğunuz göremeyeceksiniz. Açılmıyooo falan yazacaksınız, canım sıkılacak. Bu yüzden sadece youtube linkini ekleyeceğim. Beceren izler.
youtube’den dinlemek için tıklayınız.
eksi’den yorumlar için tıklayınız.
Sözleri
Burada karanlığın ortasında
Gölgelerin arasında
Kör gecenin sabahında
Sabahın kör karanlığında
Beklerken
Gelirken, giderkenDevamını Oku »
Atatürk’ün ölümünün 70. yıl dönümü ile birlikte onu anma ve anlatma adına yapılan bir proje Mustafa filmi.
Türk sineması Mustafa Kemal Atatürk için 70 yılda doğru düzgün hayatını anlatan bir film yapamadı. Hep kitaplarda okuduk, öğretmenlerden duyduk onun hayatını. Fakat hiç izlemedik. İzlediklerimiz ise bir şablon ile çizilmiş gibiydi. Onun askerî, siyasi ve insanî yönünü anlatan filmin eksikliği hep bir yaraydı. Can Dündar’ın yönetmenliğini yaptığı “Mustafa” işte bu eksikliği gidermek adına yapıldı. Başarılı olur mu, olmaz mı bilemiyoruz tabii ki. İzledikten sonra karar vereceğiz buna.
Yapımcı Firma olarak karşımıza hep kalitesi ile sevdiğimiz NTV ve Ko’medya firması çıkıyor. Film 29.10.2008 tarihinde yani Cumhuriyet Bayramında vizyona girecek. Bu da ayrı bir manidar yönü filmin. Film bir nevî belgesel tarzında Kemal Atatürk’ün hayatını konu ediyor. Filmin müzikleri usta bir isim tarafından yapılıyor. Goran Bregoviç . Müzikler gerçekten de çok güzel. Filmin sitesine girerek bu müzikleri dinlemeniz mümkün. Filmin resmi sitesi burası . Sitede filmle ilgili ayrıntılı bilgiler bulabilirsiniz.
Sarı Zeybek ile daha evvel Atatürk’ün insanî boyutunu ele alan Can Dündar bu kez insanlara onun hayatını bu filmle anlatmayı gaye edinmiş. Burada ise Can Dündar’ın kaleminden film hakkındaki söyledikleri mevcut. Sitelerinden alınan bilgiye göre Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının arşivleri ile bir çok yabancı arşiv özel izinler ile filme katkıda bulunması için açılmış. Selanik, Manastır, Şam, Berlin, Sofya, Karlsbad gibi bir çok bölgede çekimler yapılarak film hazırlanmış.
Bize ise izleyip karar vermek düşüyor.
Beni tanıyanlar bilir ki kurucusu ve yöneticisi olduğum yaklaşık da 4 yıldır faaliyette olan bir edebiyat, kültür ve sanat içerikli web sitemiz/dergimiz var. Biz ona “Bir Nevî Edebiyat Dergisi” diyoruz. Adını lisans döneminde Eski Türk Edebiyatı derslerine giren hocamızın [ Prof. Dr. Ahmet Kartal ] bizleri gürültü yaptığımızda “edeb yâ hû” diyerek uyardığı lafızdan alan www.edebyahu.com hayatına yeni elbisesi ile devam ediyor artık.
Dergimizin başından çok badireler geçti. Kimi zaman siyah oldu, kimi zaman kırmızı, kimi zaman kahverengi, kimi zaman beyaz…Her birisini yaparken hep aynı maksadı güdüyorduk aslında. “Daha iyi” nasıl olur diyorduk içimizden ve yalnız elbisesi ile değil yapısı ile de uğraşarak değişiklikler yapıyorduk. Ne yaparsak yapalım dediğim gibi gayemiz her zaman elimizden gelenin daha iyisini yapabilmekti. Her seferinde yapabileceklerimizin çapının genişlemesi ve yeni yeni ihtiyaçların doğması da bizi bu değişmelere itmiyor değildi.
Evet söylediğim gibi çok değiştik. Ancak hiç değişmediğimiz şeyler de yok değil. Ağırlığımızı hiç kaybetmedik. Hep ciddi olduk ve mesafeli olduk. Hani derler ya çizgisinden hiç sapmadı diye. Biz de aynı şekilde olduk. Neysek o olduk. Yaptığımız işi kaliteli yapmaya ve kalitesinden de hiç ödün vermeden yapmaya çalıştık. Bizi takip edenlerin bir kısmı halen yanımızda, kimisi yolda ayrıldı, kimisi yolda bindi.
Devamını Oku »
Fırsat buldukça film izlemeye devam ediyorum. Geçen gece sıkıldım elimde izlenmeyi bekleyen filmlerden birisini izleyeyim dedim. Gece gece komedi izlemeye pek alışkın değilimdir. Lakin bu kez bu tabumu kırayım dedim ve izlemek için “You Don’t Mess with the Zohan” adlı filmi seçtim. Daha sonra öğrendim ki filmi Türkçeye “Zohan’a Bulaşma” diye çevirmişler.
Film hakkında genel intibam pek olumlu değil ancak film vermek istediği mesajı komedi etrafında iletmesi bakımından fena değil. Peki filmin verdiği mesaj nedir ?
İsrail ve Filistin arasındaki savaşlar, çatışmalar ve bu iki ülkenin halkının sürekli birbiri ile düşman gibi yaşaması anlatılırken bu düşmanlığın gereksiz olduğu ve bu iki halkın aslında başka kuvvetler tarafından birbirine düşman edildiği konu ediliyor. Tabi bunu filmde İsrail ve Filistin topraklarında anlatmıyor. Amerika’da yaşayan İsrail ve Filistin vatandaşlarının mahallelerinden yola çıkarak böyle bir mesaj vermek isteniyor filmde. Böylesine bir konuyu komedi etrafında anlatması gerçekten ilginç.
Filmde edeb dışı bir çok sahne var ki zaten komedi dediğim şey de bu edepsizlik üzerine kurgulanmış. Böyle şeylere ben kahkahalarla gülmüyorum hatta bazen gülümsemiyorum bile. Bu yüzden komedi unsuru olarak cinsel öğrelerin kullanıldığı bu filmde de pek gülmedim. Tabi ki herkesin tepkisi farklı olur, siz nasıl bir tavra bürünürsünüz bilmiyorum.
Filmde Zohan ve Phantom adlı iki olağan üstü güçleri olan kahraman var. Film boyunca bu iki şahıs birbirini öldürmek için uğraşıyor. Lakin Zohan aslında bunu yapmak istemiyor. Çünkü onun tek hayali bir kuaför olmak. Fakat askeri kuvvetler Zohan’ın olağanüstü kuvvetlerini kullanarak Phantom’u ele geçirmek istiyorlar. Zohan Phantom’un peşine düşüyor ve gönülsüz olan Zohan bir süre sonra ölmüş gibi ortadan kayboluyor ve hayaline kavuşuyor…Hayalindeki mesleği icra ederken bahsettiğim cinsel objeyi daha da fazla kullanıyor.. Adam Sandler yani Zohan ve John Turturro yani Phantom…
Her zamanki gibi filmin ayrıntısına girmeyeceğim ancak ABD ile dalga geçilen filmleri seviyor ve üstüne cinsel objelere gülüyorsanız seversiniz. Maksadı güzel kendisi kötü bir film…