Daha evvel Pinhanî hayranlığımı ve onların gizli kalışlarını ortaya çıkarışımı yazmıştım. Masallar inanmak içindi ve inandık. Her ne kadar Pinhanî olsalar da hiç pinhân kalamadılar içimde ve yine dışa vurdular.
İlk albümleri gerçekten çok keyifliydi, tüm parçalar insanın içindeki duygu selinin bir parçasını harekete geçirmeyi başarıyordu.
Aradan bayağı zaman geçti ama Pinhanî hiç kendinden bıktırmadı. Sürekli dinletmeyi başardı kendisini. Tabi ki bunda beni açıkçası korkutan ve sadece Pinhanî için izlememe sebep olan Kavak Yelleri dizisinin de etkisi yok değildi. Peki, neden korkmuştum? Elbette popüler olmalarının getirebileceği muhtemel dejenerasyondan.
Çok şükür ki dün gece yarısı itibariyle albümlerinin tamamını 3 kez dinleme fırsatı buldum ve korkularımın boşa olduğunu gördüm.
“Pinhanî- Zaman Beklemez” adlı albümünü çıkarmıştı ve ben bu albümü dinlemeliydim. Dinledim. Sözlerini her zamanki gibi inceledim. Albümde toplam 11 tane parça var.
Zaman Beklemez
kalk , geç karşıma , aç gönlünü , dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim , söndüm zamanla
bir düşman gibi gel üstüme , özletme kendini sen bir dost gibi , kardeş gibi özlenen sevgili
sabrı öğütler zaman , oysa odur durmayan
ben beklerim de zaman beklemez ki beni
iyisi mi sen kalk , geç karşıma , aç gönlünü , dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim , söndüm zamanla
….
.
Bugün havaların güzel olmasını sebep bildik ve gündüzden ne yapsak diye içimizden düşünmeye başladık. Öyleki daha buluşmamıza 4 saat varken Arda aradı beni, bugün nereye gidelim diye.
Akşam oldu, ders bitti ve Sertaç’ın yeni arabası ile Ahlatlıbel’e gittik. Ağaçların arasından göle bakmak ve oradan çayını kediciklerle yudumlamak insanın içini bir tuhaf etmeye yetiyordu zaten. Tertemiz duygularla bir arada olanlarla arkadaşlığı yaşarken, yanında sevdiğin ile tarifi zor anları yaşamama sebep de olmuyor değildi. Baharı geçtik, yaz geldi bile demiştim ama havanın soğukluğu beni yanıltıyordu. Aramızdan bazıları üşüyordu ama yolda bağıra bağıra dinlediğimiz şarkı hepimizi ısıtmaya yetmişti.
Göktan yine yapmıştı, yapması gerekeni ;
Göktan - Her Yanım Ayrılık
Giden gitti yürek kaldı peşinde
Mevsim döndü hazan düştü çiçeklere
Kalan bilir kalan susar hep sessizce
Son susan söyler son sözü kalbiyle
Giden gitti yürek kaldı peşinde
Mevsim döndü hazan düştü çiçeklere
Kalan bilir kalan susar hep sessizce
Son susan söyler son sözü kalbiyle
Her yanım ayrılık her yanım hüzün şimdi
Hep biraz kırık gibi yarım atar yüreğim
Ödül müdür ödünç müdür ağlayan bu yara benim midir
İçimde susmayan çocuk gibi
Her yanım ayrılık her yanım hüzün şimdi
Hep biraz kırık gibi yarım atar yüreğim
Ödül müdür ödünç müdür ayrılığın zehirden iksiri
Bardağımda yudum yudum ölüm gibi
Kurtuldu aklım yürek kaldı peşinde
Yalnızlığın hesabını sorarken gece
Sessizliliğimi içimde gizli sözler
Göz yaşı oldu yalnızlığımız sevdiler
Her yanım ayrılık her yanım hüzün şimdi
Hep biraz kırık gibi yarım atar yüreğim
Ödül müdür ödünç müdür ağlayan bu yara benim midir
İçimde susmayan çocuk gibi
Her yanım ayrılık her yanım hüzün şimdi
Hep biraz kırık gibi yarım atar yüreğim
Ödül müdür ödünç müdür ayrılığın zehirden iksiri
Bardağımda yudum yudum ölüm müdür
Bâzâ! Bâzâ! Her ân çi hestî bâzâ
Ger kâfîr u gebr u bût-perestî bâzâ
İn dergeh-i mâ, dergeh-i novmîdî nîst
Sad bâr eger tövbe-şikestî bâzâ
Bu dörtlüğü eminim çoğunuz yeni görüyorsunuz. Hatta ne yazıyor onu bile bilmiyorsunuz. Lakin işin aslı öyle değil. Bir çoğunuz hatta hepiniz bu dörtlüğü gördünüz. Üstüne üstelik görmekle yetinmeyip ezberlediniz. Evinizin duvarına çerçeveletip astınız. Hoşgörü mevzu olunca bu dörtlüğü söylediniz. İnanmıyorsanız Türkçeleştirilmiş haline bakınız.