Gönülden

Boşluk, Bomboşluk…

Bomboş bir yolda yürüyorum. Bomboş bir boşluk, yolun yanlarına serpilmiş, filizlenmiş, fidan vermiş. Varlığını hissettiriyor. Boşluk, bomboşluk…
Uçurum var yan tarafımda dibi, bucağı olmayan. Bir bilinmezliğe giden git gide derinleşen, bir alsa beni içine sanki yutacak. Bir boşlukta beni kaybedecek.
Sanki yaşıyor. Gitgide büyüyor içimde koca bir kara delik olmuş büyüyor, büyüyor ve sonunda her şey siyah…
Yaşlanıyorum. Yaşanmışlıklar içimde birikiyor. Yaşadığım her şey benden bir yaş alıyor. Ben bilmediğim bir yolda bilmeden yaşıyorum, yaşlanıyorum günler geçiyor. Sanki ruhumda, yanı başımda hatta içimde yine o…
Aslında sebebini bilmediğim yalnızlıklarımın, sessizliklerimin, mutsuzluklarımın, uğultularımın sebebi yine o…
Yollarda yürüyorum. Adımlarımı atıyorum yavaş yavaş…Arkamı dönüp baktığımda yürüdüğüm onca yol kaybolmuş. Sanki hiç yürümemişim gibi her şey aynı. Hep aynı aynı…Birden dehşetle etrafıma bakıyorum. Korkularım yüzüme gülmüyor. Yine boşluk. Çıktı karşıma, sarmış etrafımı öyle bir sarmış ki kurtulamıyorum. Bu defa teslim olma vakti. Gel büyü içimde kabullenme zamanıdır. Simsiyahlık vaktidir ve artık kaybolma…

Hülya Turan

Beyaz

Neden hayatta hep siyahları seçtim? Hep hüznü…Niye umutlar varken umutsuzluk? Neden hep efkar? Beyaz var oysa içimde. İçimde tam siyahın karşısında…Bütün güzelliği ile parlıyor oysa hüzne inat. Ben nasıl fark edemedim? Nasıl çektiyse beni kendine siyah, beyazlara hep geç kaldım.
Sabahları hiç sevmedim ben. Nedenini bilmiyorum. İşte bu yüzden hiçbir çiçeğin açışına şahit olamadım, günün ilk ışıklarına gözlerim kamaşırcasına bakamadım, hep duyduğum ama koklayamadığım teze mis gibi ekmek kokusunu fırından alamadım.
Hep upuzun taşlı yollarım oldu. Bana acı vermeliydi gideceğim yerler. Oysa sağıma dönsem tam karşımda gideceğim yer…Niye acı? Niye yollarım hep upuzun, taşlar bezeli her yerinde? Neden her şey esmer? Oysa içimde çiçekler var benim. Hem de rengarenk. Kırmızı, mor, yeşil…Bulutlarım bile var hem de beyaz…Benim de beyazlarım var artık, umutlarım. Hayallerimin hepsi bembeyaz hepsi capcanlı..

Devamını Okumak için »

Yalnızlığım

Yalnızlık, dört duvar arasında sessizliğimle paylaştığım en derin yanım. Paylaştığım her vakit, zaman diliminin ne olduğunu unuttuğum delirme anlarım, saatlerim, günlerim, aylarım, yıllarım.
Yalnızlık hiç paylaşılır mı? Ben yalnızlığımı sessizliğimde paylaştım. İkisi vazgeçilmezim oldu. Hayatta neler beni yalnızlığıma bırakıp gitmedi ki? Onları da paylaştım ben her yönüyle hiç gocunmadan. Acıttı canımı ama olsun acımı da paylaştım.
Hayat bir yolculuktu. Yola çıkarken kalabalıklar arasındaydım ama ben yine yalnızdım. Otobüs terminallerinde, tren garlarında, hasretin ve kavuşmanın en derin yanlarında, bakışları uzaklara dalan kimsesiz bir yolcunun üşümüş parmak uçlarındaki sızıydı benim yalnızlığım. Bunca gürültü arasında gelip buldu beni sessizliğim. Çıt çıkmıyordu, yine yalnızlığım yabancı değil bana.
Hep uçurumun tam kenarında ölmekle kalmak arasındaki duyguları yaşadım. Şehirlerin ışıklı caddelerinde sokak çocuklarının sattığı mendildi yalnızlığım. Saçı sakalı karışmış evsiz, sahipsiz bir münzevinin aç nefesiydi benim yalnızlığım. Köprüden serin sulara atlamak isteyen bir aşığın çaresiz cinnet anlarıydı. Yaşam bu belki de ölmek ya da kalmak, arasında yaşamak.
Yalnızlık hayatın her yanında. Bir hamalın nasırlı avuçlarında, yetim bir çocuğun sol yanında, bir aşığın söyleyemediği duygularında, bülbülün güle sevdasında ve insanın her daim hayatla olan kavgasında yalnızlığı.
Hayatı hep sevdim. Ne olursa olsun sevmek yalnızlığı da, sessizliği de. Her şeyi olduğu gibi sevmek hayata karşı, karşılıksız olsa da…

Devamını Okumak için »

Gri

Bir ruh var bende bedeni olmayan. Ben gibi tiryakisi yaşamın. Yaşamı sevmiş ama bir türlü açılamamış. Yazık! Hep susmuş. Susmuş da ömrü susmakla geçmiş. O sustukça lâl olmuş dili. Sessizliği bir ağaca benzemiş. Hep toprağın altında gizli gizli büyümüş dertleri. Derinlere inmiş suyunu bulmak için.

Hep rüzgâra karşı yürümüş. İnadına yürümek…Yürümüş. Yeri gelmiş koşmayı da öğrenmiş. Hiç ardına bakmadan koşmak, etrafını göremezcesine koşmak, kendisini unuturcasına. Varlığını bastığı topraklara hissettirerek, ayak izlerini bir mühür gibi geçtiği yollara “ben buradayım” diyerek gitmek.
Bazen bir gölge olmak istemek, belki hayatı kalabalık ortamlardan süzülüp bir kenarda onları seyretmek.  Belki de bir çölde serap olmak…Yarı yaşanmışlık yarı hayat. Yine de var olma çabası her şeyiyle…

Okuduğun bir kitapta sevdiğin sözcüklerin altını çizip ayırmak gibi. Ama her kitabı eline aldığında o kelimeleri tekrar tekrar okumak isteği. Her gün başka bir mevsim, her gün nefes alma aşkı sendeki…
Sabahın ilk uyanışını sevmek. O gri renge bile bir gökkuşağı gibi bakan gözlerini, camı her açtığında uzaklara bakan o gözlerindeki hüznü, sessizliği kurumuş gözyaşlarına dokunabilmeyi, aslında ben sende o ta derinlerdeki hüzne baktığımda sona yaklaşmayı seviyorum.

Devamını Okumak için »

En Fazla İçimde Ölürsün

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz

En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım

En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Devamını Okumak için »