Düşünce

Platon-Devlet (Mağara Benzetmesi)

- Şimdi, dedim, insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ve aydınlanmamış olarak düşün. Bunu şöyle bir benzetmeyle anlatıyım: Yeraltında mağaramsı bir yer, içinde insanlar. Önce   boydan   boya   ışığa   açılan   bir   giriş…   İnsanlar çocukluklarından beri ayaklarından, boyunlarından zincire’ vurulmuş, bu mağarada yaşıyorlar. Ne kımıldanabiliyorlar, ne de burunların ucundan başka bir yeri görebiliyorlar. Öyle sıkı sıkıya bağlanmışlar ki, kafalarım bile oynatamıyorlar. Yüksek bir yerde yakılmış bir ateş parıldiyor arkalarında. Mahpuslarla ateş arasında dimdik bir yol var. Bu yol boyunca alçak bir duvar, hani şu kukla oynatanların seyircilerle kendi arasına koydukları ve üstünde marifetlerini gösterdikleri bölme var ya, onun gibi bir duvar. Böyle bir yeri getiriyor musun gözünün önüne?
-    Getiriyorum.
-    Bu alçak duvar arkasında insanlar düşün. Ellerinde türlü türlü araçlar, taşlar, tahtadan yapılmış, insana, hayvana ve daha başka şeylere benzer kuklalar taşıyorlar. Bu taşıdıkları şeyler, bölmenin üstünde görülüyor. Gelip geçen insanların kimi konuşuyor, kimi susuyor.
-    Garip bir sahne doğrusu ve garip mahpuslar!
-    Ama tıpkı bizler gibi. Bu durumdaki insanlar kendilerini ve yanındakileri nasıl görürler? Ancak arkalarındaki ateşin aydınlığıyla mağarada karşılarına vuran gölgeleri görürler, değil mi?
-    Ömürleri boyunca başlarını oynatamadıklarma göre,
başka türlü olamaz.
-    Bölmenin üstünden gelip geçen bütün nesneleri de öyle görürler.
-    Şüphesiz.
-    Şimdi bu adamlar aralarında konuşacak olursa, gölgelere verdikleri adlarla gerçek nesneleri anlattıklarım sanırlar, değil mi?
-    Öyle ya. Devamını Okumak için »

Araba Sevdası ve Biz

Bir süredir niyetliydim bu konuya değinmeye. Şuradaki yazıyı okuyunca artık vaktidir dedim. Önce müziğimi ayarlayayım ki yazarken bana destek olsun (03. No Blues – Black Cadillac –Taxim Beyoğlu 2 ).Yazı bizim ( Türk milletinin) araba sevdamız üzerine. Böyle bir giriş yaptım ama ne kadar yazarım ne yazarım, vallahi ben de bilmiyorum şu anda.


Bir yere gitmek için insanoğlunun iki tercihi vardır. Birisi gideceği yere taban kuvveti ile gitmek, ikincisi de gideceği yere bir araç kullanarak gitmek. Fakat hep düşünüyorum, biz bir yere giderken bu seçeneklerden hangisini seçiyoruz diye. Görüyorum ki mesafe fark etmeksizin genelde bir araç kullanmak ilk tercih oluyor. Bu tercih edenler içine ben de dahilim. Zaten bu bir suçlama yazısı falan da değil. Sadece kendimce bir tespit yani. Belki doğru belki yanlış. Kimi zaman doğru kimi zaman yanlış. Durum böyle olunca büyük şehirlerde (nüfus olarak) trafik vazgeçilmez bir dert haline geliyor. Bunun için belediyeler kendilerince bir şey yapmaya çalışsalar da ben bu çabaların hep boşa gittiğini düşünüyorum. Ankaralı birisi olarak mesela, yapılan bolca altgeçitin sadece seçim yatırımı olduğunu ve trafiğe bir çözüm olmadığını üzülerek düşünüyorum. Bu durum İstanbul için de geçerli aslında. Yapılan metrobüs, metro, tramvay gibi taşıma sistemleri bahsi geçen trafik sorununa sadece bir ağrı kesici. Çözüm değil. Tabi bu sistemlerin Ankara ayağı da bundan farksız değil. bir şeyler yapılmaya çalışılıyor ama düşünülmeden, plansızca ve maalesef cahilce. Belki klasik bir söylem olacak ama “önce mantaliteyi değiştirmek” lazım galiba. Bu değişime ihtiyaç duyanlardan birisi de benim sanırım. Gideceğim birçok yere araba ile gitmeyi tercih ediyorum. Tercih edişimin de kendimce birkaç sebebi var. Mesela;
1-Çabuk ve rahat gitmek
2-Araba kullanmayı sevmek
3-Daha az maliyet
4-Genetik (özellikle erkeklerde)

Eminim ki trafiğe çıkan birçok kişinin de buna benzer gerekçeleri belki de bahaneleri vardır. Piyasaya bir sınırlama olmaksızın ticari kaygı ile sunulan 0KM araçlar da işin bir başka boyutu. Devamını Okumak için »

Hayat Güzeldir

Bir mail geldi bugün bana ve düşündürdü beni hayat güzel diye. Gerçekten de hayat her şeye rağmen güzel. Belki her gün onca sıkıntı altında boğuluyoruz falan ama. Vallahi de güzel. Güzel, güzel kefilim ben. Keskin sirke küpüne zarar derler ya, cidden bu doğru. Çok dert etmeyin kendinize yoksa küpünüz olan bedeninize zarar verirsiniz. Ben çok dert ettim ve küpüme zarar verdim/veriyorum. O mailden sonra olumlu birisi olmaya çalışmaya karar verdim. Kolay kolay sinirlenmemeye çalışacağım. Bence siz de deneyin bir kaybınız olmayacak eminim.
Kısa bir tavsiyeden sonra kısaca da bugünümü anlatayım. Bugün güzel bir gündü. İyi hissettim gün boyu kendimi. Onun verdiği güç ile bayağı bir çalışma yaptım. Nicel olarak belki azdı ama nitel olarak oldukça iyiydi. Böyle olunca içimde bir huzur hissediyorum zaten. Bu huzur git Erkan kendini ödüllendir dedi bana. Evet huzur ile konuşabiliyorum ben. Ödüllendirmek için ise markete gitmem yeterli oldu. Cips falan aldım. Zararlı bir şey biliyorum ama lezzetli azizim. Zarar ile ödül vermiş oldum kendime. İnsanoğlu böyle garip işte. Sonra geldim eve açtım TV’yi Komedi Dükkanı’nı izledim. Tolga Çevik bana taaa Vizontele’den beri komik bir adam gibi geliyordu ki öyleymiş de zaten. Güzel bir program denk gelirseniz izleyin. Özellikle saatini beklemeyin ama o denli iyi değil çünkü. Ondan sonra internete girdim, saçlarımı çok kısa kestirmeye karar verdim ve Pro Evolution Soccer 2009 oynadım.  Birazdan da How I Met Your Mother adlı diziyi izleyeceğim. Memo da İstanbul’a gitmiş. İstanbul dedim de aklıma UEFA finali geldi. Sametle belki maça gideriz. Ama para lazım, para için ise iş. Yine işsizliğe getirebildim konuyu nihayet. Çalışkan biriyim ve işsizim. Duyrulur. Ha bu arada Beyaz Show’u izlerken bizimkilerle iddiaya girdik. Ben dedim ki Ayten Alpman en az 75 yaşındadır. Onlar da yok canım makyajdan yüzü öyle kırışmış, olsa olsa 55-65 arasıdır. Sonra geldim netten baktım ki ben kazandım. Ayten Alpman 1930 doğumluymuş. Allah uzun ömürler versin.

Unutmadan, bana gelen mail resimlerden ibaretti. Maildeki resimlerin birisi yukarıda bir kaçı aşağıda. Devamını Okumak için »

Sözün Bittiği Yer

Sürekli olarak takip ettiğim dergilerdendir Penguen. Zaten oradan bir çok karikatürü ve yazıyı da sitemde sizlerle paylaşırım. Özellikle Alpay Erdem’in Ben köşesi hoşuma gider. Sitenin sloganıyla da alakadar zaten o köşe. İroni var. Bu haftaki Penguen dergisinin kapağı Samet’in şurada değindiği ve hepimizi derinden üzen terör saldırısı üzerine yapılmış. Çok manidar geldi bana. Keza bilmiyor musunuz? Sözün bittiği yerdeyiz!

Vahiy Nedir ?

Ramazanın sonlarına geldiğimiz şu günlerde ruhanî ya da dinî konulara da son kez değineyim dedim ve açtım “word”den bir boş belge yazmaya başladım size şu anda. Bu konuya değinmeme sebep olan yine bir takvim yaprağı… Aslına bakarsanız değişik de bir konu. “Vahiy

Sözlük anlamına baktığımız zaman TDK bize 1-“Bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi: “Bir ilham istiyorum bir gün vahye erecek.”- B. K. Çağlar. 2 – Bu biçimde bildirilen buyruk” gibi iki anlam ve bir örnek vermektedir. Arap dili sözlüklerinde ise “gizli konuşmak, emretmek, ilham etmek, işaret etmek, seslenmek ve fısıldamak anlamlarına gelen vahiy, terim olarak, Allah’ın Peygamberlerine iletmek istediği mesajlarını, doğrudan doğruya veya Cebrail vasıtasıyla bildirmesine denmektedir.
Peki Hz. Muhammed’e vahyin geliş şekilleri nasıldı ?

  • -Uyanıkken Cebrail tarafından vahyin onun kalbine bırakılması
  • -Cebrail’in insan suretinde getirdiği vahiy ki bu vahyin en kolay şeklidir.
  • -Cebrail’in görünmeden vahyin çıngırak sesi şeklinde gelmesi
  • -Cebrail’in kendi aslî şekliyle getirdiği vahiy
  • -Doğru rüyalar; peygamberin gördüğü rüyalar aynı şekilde hayatta meydana gelirdi.
  • -Vahyi peygamberin doğrudan Allah’tan alması veya perde arkasından Allah’la konuşması şeklinde olan vahiy.

Vahiy bir hal, bir yaşayıştır. Nasıllığını ve niteliğini ancak onu gönderen ve alan bilir. Mahiyetini insanların anlaması zordur. Vahiy geldiğinde peygamber titrer, rengi değişir, alnı titret ve nefesi sıkışırmış. Hz. Muhammed gelen vahyi aynen hafızasına alır (Kıyamet Suresi 46-49) sonra vahiy katiplerine yazdırırmış. Her sene Ramazan ayında inen ayetleri ve sureleri Cebrail’e okuyup arz edermiş.

Vahiy gerçekten de insanoğlunun anlayamayacağı bir şey sanırım. En azından ben anlayamıyorum. Vahiy ile ilham arasında bir fark var mıdır? Varsa bunlar nelerdir araştırmak lazım sanırım.