Posts tagged Penguen

Sözün Bittiği Yer

Sürekli olarak takip ettiÄŸim dergilerdendir Penguen. Zaten oradan bir çok karikatürü ve yazıyı da sitemde sizlerle paylaşırım. Özellikle Alpay Erdem’in Ben köşesi hoÅŸuma gider. Sitenin sloganıyla da alakadar zaten o köşe. İroni var. Bu haftaki Penguen dergisinin kapağı Samet’in ÅŸurada deÄŸindiÄŸi ve hepimizi derinden üzen terör saldırısı üzerine yapılmış. Çok manidar geldi bana. Keza bilmiyor musunuz? Sözün bittiÄŸi yerdeyiz!

Yanan Işık

Hani böyle bir odada otururken, diğer odada boşuna yanan ışığı gördüğümüzde, içimize bir sıkıntı düşüyor, fakat üşenip yerimizden de kalkamayarak, o ışığa öyle hüzünlü hüzünlü bakıyoruz ya, işte o andaki, o çaresiz, ve de içimizde belli belirsiz, iç sorgulamalarımızın, son derece silik bir gerçekliği var.

Olmamış Muz

Olmamış muzu beklemek. Hayatta da, insanlık dışı olan en büyük şey nedir diye sorsalar, olmamış muzu beklemek’tir derim. Çünkü ben olmamış muzu bekledim. Hiç güzel bişey değil. Bir çocuğun ruhunda onulmaz yaralar açıyor. Enteresan bir akrabam vardı. Hala da var ama eskiden de vardı. Eve koli koli olmamış muz getirirdi. Olunca çocuklar yesin deyu. Kardeşim, koli koli olmamış muz alacağına, olmamışı daha ucuz oluyormuş, olmuşundan iki kilo al da yiyelim. O muzları olacak diye beklemek çok hüzünseldi. Bayaa ben böyle başında bekliyodum. Onun olduğunu anbean görmek istiyordum. Hemen olsun istiyodum. Olmuyodu ama. Bi türlü sararmıyodu. Hep yeşil hep yeşil, hep gök hep gök. En sonunda dayanamadım. Ya dedim bu muzlar niçin olmuyo. Oğlum dedi enteresan akrabam, öyle hemen olur mu, ne kadar mal bi çocuksun sen. Bi hafta sonra ancak olur o muzlar dedi. Olmadı iki hafta sonra olur. İki hafta mı. Düşün ki çocuksun. Önünde koli koli muz var, ve yiyemiyosun. Bir çocuk için bundan daha büyük bir acı olabilir mi. Zannetmiyorum. Olamaz. Enteresan akrabam evden gider gitmez, yine dayanamadıydım, o olmamış muzlardan bi tanesini yediydim. Öyle zor ki ama. Soyması zor, yemesi zor. Ağzım yüzüm hep yapış yapış olduydu. Acı acı. Yaşadığım büyük hayal kırıklığına ne demeli peki. Düşün ki çocuksun. Muz yiyosun. Ve o muzu sevmiyosun. Bundan daha büyük bir acı olamaz bence. Olmamış muzu beklemek diye bir şey olmasın bir çocuk için. Şeker de yiyebilsinler.

Çocukluğumda, nerede olursa olsun, Türk bayrağı gördüğümde, saygı duruşuna geçip, İstiklal Marşı’nı okuduğum o günler çok güzeldi. O günlerin çok başka bir tınısı vardı. Sarı günlerdi.

Devamını Okumak için »

05 Kalem

Hani böyle 05 kalemimizin ucu, apansızın bitiyo da biz bir şeyler yazarken, biz bir şeyler çizerken, sonra biz, acaba kalemimizin içinde uç var mı diye sallıyoruz ya o kalemi, içinde uç veya uçlar olduğuna dair o büyülü sesi duyuyoruz ya sonra kalemin içinden gelen, işte o anın, son derece muştulu bir hali var. Ölürüm o muştu için.

Son olarak ÅŸunu söyleyeyim ki, nerede bir, misafirlikte, en son çayı bittiÄŸinde, gayrı çay içmeyeceÄŸini belirtmek için, çay kaşığını, bardağının tepesine yerleÅŸtiren bir insan var, orada, hala, muhteÅŸem bir geleneÄŸi yaÅŸatmak isteyen, gerçekten güzel bir insan var. Devamını Okumak için »

Önce Su Sonra Çay

Yepyeni bir huy daha edindim. Adres sorup dinlemiyorum. Ne biliyim, o tarifi hiç dinleyesim gelmiyo. Nasıl olsa bi şekilde bulurum diye düşünüyorum. He baba, ke baba diye de baş sallıyorum, sanki süpersonik dinlemiş de muhteşemsonik anlamışçasına. Evet muhteşemsonik.

Çayın, bir anlık konturpiyde kalıp da, basiretimiz bir anda bağlanıp da, bardağa, önce suyunu, sonra çayını töhtüğümüz o andaki, o çok ince mutsuzluk hissinin, çok sahici bir gerçekliği var. İnceden midesi de bulanıyo insanın, birdenbire, hiç beklemezken, sımsıcak bembeyaz suyu gördüğü o anda. * Duş başlığının, tazyikli akarken su, bir anda boşda kalıp da, kendini deli danalar gibi sağa sola dönerken bulduğu o andaki, o duş başlığının, kurtarın lan beni, başım döndü burda, içim dışıma çıktı der gibi olan o hali yok mu, işte bu beni çok hüzünlendiriyor.

Bir de, bantı elimizle koparamadığımız, kopmuyo, uzadıkça uzuyo deyus, koparamadığımız o anda, diÅŸlerimizle banta çentik atmaya karar veriyoruz ya, çentikten doÄŸru kolaycana koparırız diye, diÅŸlerimizle çentik attığımızda banta, o banttan kopan o minicik çentiÄŸin, evet çentik, o iki diÅŸimizden birine, alt veya üst, yapışıp kaldığını hissettiÄŸimiz, fakat o hayın parçayı, bir türlü o diÅŸlerimizin üzerinde bulamadığımız, daha sonrasında ise, aaman ya, ölüm yok ya ucunda, gayrı aramıyorum, en fazla yutarım gider dediÄŸimiz o andaki, o boÅŸvermiÅŸlik duygusunun, çok ama çok sahici bir gerçekliÄŸi var. Bi de bant yine kopmuyo ya çentikten sonra, o çok fena oluyo iÅŸte. O anda insanın sinirleri boÅŸalıyo, aÄŸlayası geliyo. Devamını Okumak için »