Film de izlemesem demek siteme yazmak için bir şeyler tetiklemeyecek beni. Evet, kabul ediyorum, bu aralar pek yazasım gelmiyor, geldiği vakitlerde de yazmaya fırsat bulamıyorum. Bu denge ile yaklaşık bir aydır doğru dürüst bir şey yazamıyorum. Neyse ki yine bir film izledim ve bir şeyler karalayabiliyorum şu anda.
Bu hafta işten geldikten sonra ev arkadaşlarım ile bir film izleyelim dedik ve “Slumdog Millionaire” adlı filmi izlemeye karar verdik. Lakin ondan birkaç gün evvel “Outlander” adlı filmi izlemiştik ve tam bir faciaydı. Bu faciayı düzeltmek için izleyeceğimiz film muhteşem olmalıydı ki öyle de oldu.
Türkçe’ye “Milyoner” olarak çevrilen Slumdog Millionaire Danny Boyle‘un yönettiği Simon Beaufoy‘un yazdığı 2008 İngiltere yapımı “Akademi Ödülü” alan bir filmdir.
Slumdog Millionaire” gerçekten de aldığı tüm ödülleri hak ediyormuş onu anladık, izleyişimizin ardından. Filmdeki konuyu genel olarak şöyle özetleyebilirim; Hindistan’ın kenar mahallelerinde fakirlik içinde yaşayan iki kardeşin gelişkin oluncaya dek yaşadıkları ve küçük kardeşin büyük aşkı için yaşadığı tecrübelerin meşhur yarışma olan -bizdeki adıyla- “Kim beş yüz milyar ister?”de çıkan sorulara bu tecrübelerinden hareketle cevap vermesi.
Kurgunun güzel olması ve bu kurguyu tanınmamış oyuncuların başarılı performanslarıyla sunabilmesi filmi önemli kılan yanlar. Ayrıca filmdeki kovalama sahnelerinde kullanılan müzikler özellikle hoşuma gitti ve tüm sahnelerdeki kameranın konumu hakikaten olayı anlatabilmesi açısından iyi düşünülmüştü.  Filmde rol alan ufak yaştaki çocuklar adeta profesyonel gibiydi. Mimikler ve hareketler sanki yıllardır eğitim almışçasınaydı.
81.si düzenlenen Oscar ödüllerinde de Slumdog Millionaire 8 dalda birden ödül alarak bahsettiğim başarısının da semeresini görmüştü zaten.
En kısa zamanda bu filmi edinip izleyin, inanın çok şey kaçırıyorsunuz ki ben izledikten sonra neden bu kadar beklemişim kendime kızdım. Bundan sonra Oscar ödüllü filmlere ön yargı ile bakmak yerine bir an evvel izlemeye koyulacağım.