
25 Aralık 2008
Mesnevî, 13.yüzyılda Konya’da yaşayıp yine orada vefat eden büyük İslâm şairi Mevlana Celaleddin Rumi tarafından yazılmıştır. Mevlana, Mesnevi’nin ilk on sekiz beyitini bizzat kendisi yazmış, diğer kısımlarını söylemiş ve Çelebi Hüsameddin’e yazdırmıştır. Her cilt bitince Çelebi tarafından Mevlana’ya okunmuş, gerekli düzeltmeler yapılmış ve ondan sonra kitap haline getirilmiştir.
Mesnevi altı cilttir. İçinde yirmi beş binden fazla beyit vardır. Hemen her bahsinde Kuran’dan kıssalar yer alır. Yaratılış, aşk, ölüm, hayat ve dünyayı algılayış Mevlana’nın temel konularıdır. Onun varlık anlayışında insan, ruh ve bedenden oluşan bir bütündür. Ruh, ilahi alemden gelmiş, bedene girmiş, bu sebeple gerçek yurdundan ayrılmıştır. Ruhun, geldiği ilahi kaynağa duyduğu hasret, ebediyete kavuşma arzusudur. Bedende bulunmakla fani bir varlığın esiridir. Ancak hasretle olgunlaşır ve daha yüce bir mertebeye ulaşır. Allah aşkının sebebi hasrettir ve hasret çeken gerçek anlamda sevebilir.
Mevlana, beşeri tecrübeyi ilahi bilginin süzgecinden geçirerek hikmete ulaşmaya çalışan bir bilgedir. Mesnevî’de dini, ilmi ve sosyal birçok meseleyi ilim adamı olarak değil de hikmet ehli bir arif olarak ele alır.
Edebi tür olarak başka kitaplara benzemeyen Mesnevî, edebiyatımızda hikmetli söyleyişin en güzel örneklerinden biridir. Yazıldığı tarihten itibaren İslam ve batı dünyasında büyük bir ilgiyle karşılanmış ve çeşitli dillere çevirileri yapılmıştır.

22 Aralık 2008
Asıl adı Celaleddin’dir. Ailesiyle birlikte Horasan’dan Anadolu’ya geldiği için Rûmî lakabını almış, daha sonra Mevlana Celaleddin-i Rûmî adıyla meşhur olmuştur. Mevlana, 1207 yılında, günümüzde Afganistan sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled, yaşadığı bölgeyi Moğol istilası tehdit ettiği için ailesini alıp önce Mekke ve Şam’a sonra da Konya’ya göç etmiştir.
Mevlana Konya’ya geldiğinde çocuk yaştaydı. Ailesinin Konya’ya yerleşmesinden kısa bir süre sonra, 1231 yılında, babası Bahaeddin Veled vefat etti. Mevlana genç yaşta babasının yerine ailesinin sorumluluğunu üstlendi. Onun yaşadığı dönemde Konya, Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentiydi. Bu sebeğle Selçuklu devlet adamları kendisine yakınlık kurdular ve saygı gösterdiler. Selçuklular döneminde Anadolu’nun manevi önderleri arasında sayılan Mevlana Celaleddin-i Rûmî, 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etti. Onun geriye bıraktığı eserler şunlardır; Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mecalis’i Sab’a, Fî hi Mâ Fîh.
Vefatından sonra müze haline getirilen kabri, Selçuklular döneminden itibaren milyonlarca ziyaretçiyi ağırlamıştır. Halkın ona teveccühü hiç azalmadan devam etmiştir. Günümüzde de fikirleri dünya tarafından tanınan Türk büyüğü Mevlana Anadolu insanının manevi dinamikleri arasındaki mümtaz yerini korumakta, gerek yurt içinden gerek dünyadan pek çok insan onu ziyaret için Konya’ya koşmaktadır.

7 Eylül 2008
Facebookta bulunduğum kısa süre içerisinde Kırıkkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı grubuna katıldım. Güzel bir tartışma yaşadık orada. Hep eskilerin yaptığı gibi eski-yeni çatışması. Belki de bir nevî doğu-batı çatışmasıydı. Bu çatışmayı bu coğrafya çocuklarının yapması, bu iki arada kalmış insanların yapması, Tanpınar‘ın deyimiyle “eşikte olan” bizlerin yapması bana göre çok anlamlıydı. 
Kaliteli bir tartışma yaptık kanısındayım. Bu tartışmayı sizlerle paylaşmamdaki maksat “tartışma” dediğimiz şeyin “terbiye” hududu içinde nasıl yapılacağının göstermektir. Zira televizyonlar izlediğimiz tartışma programları yakında bir dövüş sporu olarak kabul görebilir.
Tartışma aşağıdaki gibidir. Söz konusu tartışma Fethi Kasap, Kaan Fakılı, İsa Karaaslan ve benim aramda geçmiştir. Konu “aruz“dan yola çıksada elbette başka şeylere de değinmiştir. Buyrun edebî zevke;
Fethi Kasap:
şiir aruzdur, aruzun da en iyi kullanıldığı şiir divan şiiridir. Baki bu hususta en nadide misalleri teşkil etmiştir ifadesi nitekim manidar olacaktır. akif de aruzu kullanmıştır ama 17. asır klasik edebiyat şairlerimiz kadar mütehassıs değildir. bununla birlikte kendi asrında akif, ikamesi mümkün olamayacak kadar müstesna eserlerin altına imzasını atmıştır.
Devamını Oku »

6 Nisan 2008
Bâzâ! Bâzâ! Her ân çi hestî bâzâ
Ger kâfîr u gebr u bût-perestî bâzâ
İn dergeh-i mâ, dergeh-i novmîdî nîst
Sad bâr eger tövbe-şikestî bâzâ
Bu dörtlüğü eminim çoğunuz yeni görüyorsunuz. Hatta ne yazıyor onu bile bilmiyorsunuz. Lakin işin aslı öyle değil. Bir çoğunuz hatta hepiniz bu dörtlüğü gördünüz. Üstüne üstelik görmekle yetinmeyip ezberlediniz. Evinizin duvarına çerçeveletip astınız. Hoşgörü mevzu olunca bu dörtlüğü söylediniz. İnanmıyorsanız Türkçeleştirilmiş haline bakınız.
Devamını Oku »