Posts tagged kaan fakili

7. Ankara Türk Günlük (Blog) Yazarları Toplantısı

Az evvel eve geldim. Zor bir günün ardından güzel diyebileceğim bir toplantıdan geliyorum. Toplantı Ankara’da ikamet eden ve aynı zamanda günlük (blog) yazan arkadaşlar arasında gerçekleştirildi. Hepsine katılamadım şimdiye kadar yapılanların ancak katıldığım üç toplantı içinde en çok katılım bunaydı. Neredeyse 30 kişilik bir grup vardı. Ayrıca en çok bayanlı katılım sanırım bu toplantıydı. Organizasyonu gerçekleştiren yine Barış Ünver arkadaşımızdı. Teşekkürlerimizi iletiyoruz kendisine.
Ve Cafe Bistro” adlı mekanda toplantı yine karmaşa ile başladı ve gittikçe belirli konular üzerinde konuşulan, herkesin kendi fikrini belirttiği faydalı bir toplantı haline geldi. Toplantıda ilk olarak zamanının kısıtlı olması nedeniyle Av. Şamil Demir tarafından Bilişim Hukuku, Bilişim Suçları gibi hukukî durumlar hakkında bilgi aldık. Kendisinin sanırım yorgun olmasından kaynaklı gergin bir tavrı vardı. Toplantıda gözler Hüseyin Mert’i ararken birden kendisi belirdi. Kaan ile ben aynı şeyi düşünerek Hüseyin’in yeni uyandığını iddia ettik. Meğer yanılmışız. SEO (Search Engine Optimization) (Arama Motoru Düzenlemesi diyebiliriz AMD) konusunda bilgi sahibi arkadaşlar bildiklerinin bir kısmını paylaştı. Google adsense, adwords gibi konular üzerine çalışan arkadaşımız İsmail Erkut Ergenç (ayrıca bkz) tecrübelerini bize anlatırken Adwords’ün önemine dikkat çekti. En azından benim dikkatimi çekmeyi başardı :) Sefa Paksu (Spaksu) arkadaşımız da herkese birer logo sözü verdi. Ona da bu güzel düşüncesi için ayrıca teşekkür ediyoruz. Saatin 22.00’ı göstermesiyle birlikte açlıktan kıvranan midelerimiz toplantının sona ermesini istedi. Kısa bir veda faslından sonra ben, Kaan, Hüseyin ve Mehmet (ajan olan) tantuni yedik. Hem de bayağı yedik. Turşu da güzeldi. Sonra beraber Sıhhiye’ye kadar yürüdük çeşitli sohbetler eşliğinde…

Güzeldi. Herkese teşekkürler.

edeb ya hu – edebiyat dergisi yenilendi

Beni tanıyanlar bilir ki kurucusu ve yöneticisi olduğum yaklaşık da 4 yıldır faaliyette olan bir edebiyat, kültür ve sanat içerikli web sitemiz/dergimiz var. Biz ona “Bir Nevî Edebiyat Dergisi” diyoruz. Adını lisans döneminde Eski Türk Edebiyatı derslerine giren hocamızın [ Prof. Dr. Ahmet Kartal ] bizleri gürültü yaptığımızda “edeb yâ hû” diyerek uyardığı lafızdan alan www.edebyahu.com hayatına yeni elbisesi ile devam ediyor artık.

Dergimizin başından çok badireler geçti. Kimi zaman siyah oldu, kimi zaman kırmızı, kimi zaman kahverengi, kimi zaman beyaz…Her birisini yaparken hep aynı maksadı güdüyorduk aslında. “Daha iyi” nasıl olur diyorduk içimizden ve yalnız elbisesi ile değil yapısı ile de uğraşarak değişiklikler yapıyorduk. Ne yaparsak yapalım dediğim gibi gayemiz her zaman elimizden gelenin daha iyisini yapabilmekti. Her seferinde yapabileceklerimizin çapının genişlemesi ve yeni yeni ihtiyaçların doğması da bizi bu değişmelere itmiyor değildi.

Evet söylediğim gibi çok değiştik. Ancak hiç değişmediğimiz şeyler de yok değil. Ağırlığımızı hiç kaybetmedik. Hep ciddi olduk ve mesafeli olduk. Hani derler ya çizgisinden hiç sapmadı diye. Biz de aynı şekilde olduk. Neysek o olduk. Yaptığımız işi kaliteli yapmaya ve kalitesinden de hiç ödün vermeden yapmaya çalıştık. Bizi takip edenlerin bir kısmı halen yanımızda, kimisi yolda ayrıldı, kimisi yolda bindi. Devamını Okumak için »

Aruz mu ? Serbest Şiir mi ?

Facebookta bulunduğum kısa süre içerisinde Kırıkkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı grubuna katıldım. Güzel bir tartışma yaşadık orada. Hep eskilerin yaptığı gibi eski-yeni çatışması. Belki de bir nevî doğu-batı çatışmasıydı. Bu çatışmayı bu coğrafya çocuklarının yapması, bu iki arada kalmış insanların yapması, Tanpınar‘ın deyimiyle “eşikte olan” bizlerin yapması bana göre çok anlamlıydı.

Kaliteli bir tartışma yaptık kanısındayım. Bu tartışmayı sizlerle paylaşmamdaki maksat “tartışma” dediğimiz şeyin “terbiye” hududu içinde nasıl yapılacağının göstermektir. Zira televizyonlar izlediğimiz tartışma programları yakında bir dövüş sporu olarak kabul görebilir.

Tartışma aşağıdaki gibidir. Söz konusu tartışma Fethi Kasap, Kaan Fakılı, İsa Karaaslan ve benim aramda geçmiştir. Konu “aruz“dan yola çıksada elbette başka şeylere de değinmiştir. Buyrun edebî zevke;

Fethi Kasap:
şiir aruzdur, aruzun da en iyi kullanıldığı şiir divan şiiridir. Baki bu hususta en nadide misalleri teşkil etmiştir ifadesi nitekim manidar olacaktır. akif de aruzu kullanmıştır ama 17. asır klasik edebiyat şairlerimiz kadar mütehassıs değildir. bununla birlikte kendi asrında akif, ikamesi mümkün olamayacak kadar müstesna eserlerin altına imzasını atmıştır. Devamını Okumak için »

II.Ankara [?] Yazarları Buluşması

Ankara’da birileri buluştu ama kimler buluştu? Kimdi bu buluşanlar, neden buluştular? diye aramızda espri bile yapmıştık. Benim için toplantının en verimli ve değerli olduğunu düşündüğüm yanı, bir şeyler yapmış olmanın verdiği hazzı yaşatmasıyla “blog” kelimesiyle ilgili düşüncelerin paylaşılmasıydı. O yüzden bu konuyla girmek istedim.

Evet 14 Haziran 2008 tarihinde Ankara’da [blog] yazarları buluştu.

Buluşmaya Kaan Fakılı ve Ömer Şanlıer ile birlikte gittim. Gittiğimizde geleceğini söyleyen 23 kişiden 7-8′i vardı. E hepimizin yüzünde doğal bir kaygı ifadesi de yok değildi. Neredeydi bu insanlar, neden gelmediler? diye düşünürken, halbuki “ilk toplantıya nazaran daha çok kişinin gelmesi gerekirdi” diye çoğumuz içimizden sorguluyorduk galiba. Konsey toplantısı şeklinde hazırlanmış masanın etrafında sıcak bir karşılamanın ardında yavaş yavaş oturduk. Sağımda Kaan ve Ömer solumda boşluk vardı. Masanın başı organizatör olan Barış Ünver ile ağabey konumunda olan Erhan Yakut‘a ayrılmıştı.

Kısa süren diyaloglar sonunda yavaş yavaş hepimiz motorları ısıtmaya başlamış ve şu anda karşısında oturmakta olduğunuz makinenin dünyasına dalmaya başlamıştık. Aman tanrım o da ne. Birileri daha geliyor. Sayımız gittikçe arttı ve yeterli sayıya ulaştık. 16 kişiydik. Yalnız bir şeyden şikâyetçiyim. Ne zaman konuşmaya başlasam birileri geldi, sözüm dikkatlere seslenemedi. Sağlık olsun diyelim. Keşke daha çok konuşsaydım daha çok kişi gelseydi gibi saçma sapan şeyler söyleyeceğimi sanmayın. Kimlerin buluştuğunu belirten yazımızı da astırmıştık, rahatsız edilmek istemiyorduk, o derece mağrur ve kendinden emindik. Barış Ünver açık kaynak kodlu bir konu listesi hazırlamıştı. İsteyen konu ekleyebiliyordu falan.

Toplam üç saatimiz ve konuşacak çok şeyimiz vardı. Genel olarak [blog] ödülleri hakkında epey konuştuk. Erhan Yakut ağabeyimiz bize bilişim hukuku hakkında ders mahiyetinde bir şeyler öğretti. Gelecek buluşmada sınav yapacakmış ve baştan sonra sorumluymuşuz :( Sadece işlediğimiz yerlerden neden değiliz dediğimde çok kızdı bana hocamız.

Blogcuforum, blograzzi de konuştuğumuz konular arasındaydı. Ancak bir şeyler üretme, bir ideal peşinde gitme adına yazının başında da söylediğim gibi en önemli şey “blog” kelimesi yerine başka bir kelime bulmaya çalışmamızdı. Orada bulunan herkesin de bu konuya destek vermesi beni çok bahtiyar kıldı. Konu üzerine konuşurken birden siyaset meydanı meltemi esti ve geçti. Gerçekten idealistmişiz azizlerim. Bu kelime üretme sürecine kıvılcım atan düşüncelerini çok sistemli bir şekilde açıklamasıyla dikkatimi çeken “Erdem Çorapçıoğlu” oldu. Blog yazarları olarak bizlerin örnek olması gerektiğini söyledi, o yüzden biz “blog” kelimesi yerine Türkçe bir karşılık bulmamız gerektiğini söyledi hatta sözlerinin altında imam ve cemaat ilişkisi bile vardı… Siz de buna katkıda bulunmak isterseniz buraya tıklayınız.

Çorbayı ise hepimiz tuzlayarak karıştırmaya başladık.

Velhasılı kelam güzel bir buluşma oldu, en lezzetlisi çorbamızdı. Çorbayı aramızdaki bayanların yapmasını beklerdik lakin beklentilerimiz boşa çıktı. Neyse ben zıvanadan çıkmadan sözlerime son vereyim. Bana bu kalbin kadar temiz sayfayı bana ayırdığın için sana teşekkür ederim wordpress…Matt amca selamlar, kulaklarını çınlattık kusura bakma.

Saygılar, sevgiler…

Ha bu arada ekmek arası yerken yakalandık. Çaktırmayın şşşt.