Şu anda Film etiketindesiniz.


Persepolis - Film İzliyorum -

Sanat

Son zamanlarda sürekli çalışıyorum. Çalışmam gereken çok şey var keza. Daha önce şuradaki yazımda da belirttiğim gibi çalışmakla da kalmıyor aynı zamanda sürekli bir düşünce halinde oluyorum. Durum böyle olunca arada nefes almak için film izliyorum. Geçenlerde bu nefes aralarımdan birinde daha önce izlediğim “Melekler Şehri (City of Angels)” filmini izleyeyim dedim. Tam izlemeye koyuldum ki elimdeki kopyası görüntü kalitesi açısından berbatmış. Aynı şekilde seslendirmeler de öyle. Bu sebeple bu filmi daha sonraya erteleyerek uzun zamandır izlememi bekleyen “Persepolis” filmini izlemeye karar verdim.

Persepolis Satrapinin çizgi romanından beyaz perdeye uyarlanan bir film. Film bir animasyon, çizgi film şeklinde. Genellikle siyah beyaz olan çizimler birkaç sahnede renkleniyor. Gösterime girdiği bir çok ülkede tartışmalara yol açan Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud’nun filmi 2007 Cannes Film Festivali‘nde “Jüri Özel Ödülü”nü de almış. Yine bu film Fransa tarafından 2008 Oscar Adayı olarak da gösterilmişti. Filme olan tepkilerden en büyüğü de İran’da yaşanmıştı. Keza filmin konusu bir küçük kızın, gençliğe kavuşana kadar İran’daki istibdad, baskı çerçevesindeki hayatını konu ediniyor. Film Fransızca.

Filmin konusu 1970’li yıllarda Tahran da geçiyor. Sekiz yaşındaki filmin baş karakteri olan Marjane gelecekte bir peygamber olmak ve dünyanın müthiş bir yer haline getirmek gayesi gütmektedir. Çocuklara has hayal dünyasından çevresindeki yaşananlara bakan Merjane kültürlü bir ailenin ferdidir. Küçük kız Şah rejimini sona erdiren olayları ilgi ve merak ile izlemektedir. Dedesinin ve amcasının Yeni İslam Cumhuriyeti yandaşları tarafından öldürülmesi kıza tek seçenek bırakır. Küçük Marjane devrimcidir artık.

Irak’ın da İran’a saldırması ile birlikte iyice savaş ortamı içinde bulunan Marjane ülkesi İran’da özgürce yaşamanın hayalini kurmaktadır. Fakat hayat öylesine zorlaşmaya başlar ki ailesi kızlarına zarar geleceğini düşünerek onu korumak maksadıyla Avrupa’ya Avusturya’ya yollarlar. Avrupa’ya gelen Marjane burada ise bambaşka bir devrim ile karşılaşır. O devrim İran’da aklına bile gelmeyen ergenlik, aşk ve özgürlüktür

Devamını Oku »

1 Yorum

İzlenilmesi Gereken Film “Eşkıya”

Sanat, İronik

Akşam oturdum ve televizyona göz atıyordum. Kanallar arasında savrulup dururken birden TRT 1’de “Eşkıya”nın başladığını gördüm. Biraz göz atayım dedim. Keza daha evvel 3 kez izlemiştim. Evet evet ilk kez izlenilmesi gereken bir filmi zamanında izlemiştim, zamanında…Göz atayım derken bir baktım ki filmin büyük bir kısmını izlemişim. Zaten o an anladım ki film TRT’de izlenirmiş valla. Hani maçlarda kamera çeksin diye naklen yayın yapan kanalın adını yazarak “Maç xxx’de” izlenir diyen tipler vardır ya. Onlardan olasım geldi. Ya hu madem stada gittin niye o pankartı açıyorsun ki o kanaldan izlenirse niye gittin stada. Cıx cıx. Neyse bu başlı başına başka bir konu zaten. Neden film TRT’de izlenir ? Çünkü reklamları çok uzun aralıklarda veriyorlar. Bununla da kalmıyor reklâmlar da kısa sürüyor. 1,5 saatlik filmi diğer kanallar gibi 3 saate yaymıyor. İzliyorsunuz gidiyor. Eşkıya hakkında bir şeyler söylemek gerekirse eğer kesinlikle Türk sinemasının yaptığı filmler arasında ilk üçtedir diye düşünüyorum. Diğer ikisi hangileri, ben de bilmiyorum. İşte bu yukarıdaki sebeple filmin tamamını tekrar izlemeye karar verdim, izlerken. Şener Şen’i çok sevdiğimi de kendi içimde pekiştirerekten “biz bu adamın değerini neden yaşarken bilmiyoruz” diye düşünmedim değil. Evet yaşarken ona onu çok sevdiğimizi söylemeliyiz. Sizi çok seviyorum Şener Bey. Ben vazifemi yaptım, siz de yapabilirsiniz. Filmi izlerken bazı sözlerini ezberleyerek daha sonra internette bulduğum bir parça var. Öğrendim ki Uğur Yücel seslendirmiş. Aşağıda sözlerini verdim. Videosunu da vermek isterdim ama youtube’da olduğu için bir çoğunuz göremeyeceksiniz. Açılmıyooo falan yazacaksınız, canım sıkılacak. Bu yüzden sadece youtube linkini ekleyeceğim. Beceren izler.

youtube’den dinlemek için tıklayınız.

eksi’den yorumlar için tıklayınız.

Sözleri

Burada karanlığın ortasında
Gölgelerin arasında
Kör gecenin sabahında
Sabahın kör karanlığında
Beklerken
Gelirken, giderken

Devamını Oku »

5 Yorum

You Don’t Mess with the Zohan - Zohan’a Bulaşma

Sanat

Fırsat buldukça film izlemeye devam ediyorum. Geçen gece sıkıldım elimde izlenmeyi bekleyen filmlerden birisini izleyeyim dedim. Gece gece komedi izlemeye pek alışkın değilimdir. Lakin bu kez bu tabumu kırayım dedim ve izlemek için “You Don’t Mess with the Zohan” adlı filmi seçtim. Daha sonra öğrendim ki filmi Türkçeye “Zohan’a Bulaşma” diye çevirmişler.
Film hakkında genel intibam pek olumlu değil ancak film vermek istediği mesajı komedi etrafında iletmesi bakımından fena değil. Peki filmin verdiği mesaj nedir ?
İsrail ve Filistin arasındaki savaşlar, çatışmalar ve bu iki ülkenin halkının sürekli birbiri ile düşman gibi yaşaması anlatılırken bu düşmanlığın gereksiz olduğu ve bu iki halkın aslında başka kuvvetler tarafından birbirine düşman edildiği konu ediliyor. Tabi bunu filmde İsrail ve Filistin topraklarında anlatmıyor. Amerika’da yaşayan İsrail ve Filistin vatandaşlarının mahallelerinden yola çıkarak böyle bir mesaj vermek isteniyor filmde. Böylesine bir konuyu komedi etrafında anlatması gerçekten ilginç.
Filmde edeb dışı bir çok sahne var ki zaten komedi dediğim şey de bu edepsizlik üzerine kurgulanmış. Böyle şeylere ben kahkahalarla gülmüyorum hatta bazen gülümsemiyorum bile. Bu yüzden komedi unsuru olarak cinsel öğrelerin kullanıldığı bu filmde de pek gülmedim. Tabi ki herkesin tepkisi farklı olur, siz nasıl bir tavra bürünürsünüz bilmiyorum.
Filmde Zohan ve Phantom adlı iki olağan üstü güçleri olan kahraman var. Film boyunca bu iki şahıs birbirini öldürmek için uğraşıyor. Lakin Zohan aslında bunu yapmak istemiyor. Çünkü onun tek hayali bir kuaför olmak. Fakat askeri kuvvetler Zohan’ın olağanüstü kuvvetlerini kullanarak Phantom’u ele geçirmek istiyorlar. Zohan Phantom’un peşine düşüyor ve gönülsüz olan Zohan bir süre sonra ölmüş gibi ortadan kayboluyor ve hayaline kavuşuyor…Hayalindeki mesleği icra ederken bahsettiğim cinsel objeyi daha da fazla kullanıyor.. Adam Sandler yani Zohan ve John Turturro yani Phantom…
Her zamanki gibi filmin ayrıntısına girmeyeceğim ancak ABD ile dalga geçilen filmleri seviyor ve üstüne cinsel objelere gülüyorsanız seversiniz. Maksadı güzel kendisi kötü bir film…

Yorum Yok

Avanak Kuzenler

Sanat

Malum bugünlerde filmlere meraklıyım. Bu yüzden güvendiğim kişilerin verdiği tavsiyeleri ihmal etmiyorum. Tavsiyeleri izleyerek hem de onların beğeni ölçütlerini görmüş oluyorum. Geçenlerde bir arkadaşım bana bir film çıkacağından ve filmin oyuncularının Recep İvedik’teki bir çok kişiyi kapsadığını söyledi. Elbette Şahan Gökbakar hariç. Zaten filmin yapımcısı Recep İvedik filminin yapımcısı ile aynı.. …Filmin adı Avanak Kuzenler. Konusu adında gizli aslında. Üç tane birbirinden hiç ayrılmayan ve hepsinin kendine has avanaklıkları olan kuzenin başlarından geçenin hikayesi olacakmış. Fragmanını izledim filmin, oyuncuların bir çoğu tanıdık yüzler. Yağmur Atacan, Hakan Bilgin, Alp Kırşan, Paşhan Yılmazel, Recep İvedik’te “Sibel” rolünü oynayan Fatma Topbaş, Tuluğ Çizgen, Erdal Tosun, Özlem Savaş…
Velhasılı kelam filmin tamamını 26 Eylül 2008’de izleyebileceğiz ve o zaman karar vereceğiz nasıl bir film olduğuna. Ve arkadaşımın tavsiyelerini de anlamış olacağız
Filmin konusu aşağıdaki sitede bulabilirsiniz.
Film için yapılmış site için buraya tıklayınız.

2 Yorum

Forrest Gump ve Hayat

Sanat

Geçen akşam bir film izleme isteği hissettim. İzleyeceğim aslında o kadar çok film vardı ki hangisini seçsem karar veremedim. Sonra elimin altına en yakın olanı izlemeye karar verdim. O da Forrest Gump oldu. Filmi Kaan’dan edinmiştim. Film zevklerimizin onunla aynı olması da [Melih’e not ->“çatla, biz Edebiyatçıyız” :) ] filmi izlememe katkıda bulundu elbette.

Neyse biz filmimize geçelim. Forrest Gump 1994 yılında yapılmış bir film. Wiki’den aldığım bilgiye göre “ABD’de 329,694,499 $, uluslararası olarak 347,692,187 $ hasılat ile toplam kazancı 677,386,686 $’a” ulaşmış filmin. Gerçekten de devasa bir rakam. Filmin konusuna geçmeden önce elbette Tom Hanks’den bahsedeyim. Filmde oynadığı rolü başka kim oynarsa oynasın onun kadar iyi oynayamazdı sanırım. Bakışlarında saflık, hareketlerindeki samimiyet filmin başarısına başarı katmış.

Yönetmen Zemeckis ise benim başarılı dememe gerek bırakmayacak derecede bir yönetim sergilemiş. Filmin konusunun olduğu kadar kameraların açıları da film boyunca bana ilginç gelen bir diğer yanıydı filmin. Özellikle filmin başında ve sonundaki tüyün uçuşması ile Forrest Gump’un ve birçoğumuzun hayatının arasındaki tesadüfîliklere yapılan vurgu müthiş…

Forrest Gump’ı canlandıran Hanks kadar diğer oyuncuların tamamı da hatasız, kusursuz bir oyunculuk sergilemişler. Özellikle Teğmen rolündeki Gary Sinise ve “dünyanın en güzel adı”nı taşıyan Jenny yani Robin Wright Penn

75 gibi sınırdaki bir IQ seviyesine sahip bir insanın bir çok meslekteki durumu ve arka planında Amerika’nın kısa bir tarihçesi ve saflığın, temiz yürekliliğin insanı nerelerden nerelere getirebileceğini görebileceğiniz filmde bir çok yerde hüzünlendiğiniz anda gülmeye başlayacağınıza eminim.

Filmdeki diyaloglar ve monologlar o kadar güzel ki hayran kalmamak elde değil. İşte onlardan size birkaç örnek;

Annesi ölüm döşeğinde olan Gump ve Annesi;

-neden ölüyorsun anne..?
-bak sıram geldi.
-…
- ah hayır, sakın korkma bir tanem..ölümde hayatın bir parçası…


Askeriyeye giren Gump ve komutanı;

drill sergeant: gump! what’s your sole purpose in this army?

forrest: to do whatever you tell me, drill sergeant!

drill sergeant: goddamnit, gump! you’re a goddamned genius! that’s the most outstanding answer i’ve ever heard. you must have a goddamned i.q. of a hundred and sixty! you are goddamned gifted, private gump!

Film boyunca bir çok kez duyacağınız cümle;
stupid is as stupid does

Annesinden bir intial;
mama always said :” put the past behind you before you can move on”

Jenny’e evlenme teklif ederken;
forrest: “will you marry me? i’d make a good husband, jenny.”
jenny: “you would, forrest.”
forrest: “but you won’t marry me.”
jenny: “you don’t want to marry me.”
forrest: “why don’t you love me, jenny? i’m not a smart man, but i know what love is.”

Bu diyalog ve monologları ekşi’den aldım. Oradaki yorumlara baktığınızda bile insanları nasıl etkilediğini, beğenmeyenin olmadığını görebileceksiniz.

Bankta anlatılan bu hikayeyi unutmayacaksınız.
İzlemeden ölmeyin…

1 Yorum
« Önceki Yazılar