
28 Eylül 2008

Beni tanıyanlar bilir ki kurucusu ve yöneticisi olduğum yaklaşık da 4 yıldır faaliyette olan bir edebiyat, kültür ve sanat içerikli web sitemiz/dergimiz var. Biz ona “Bir Nevî Edebiyat Dergisi” diyoruz. Adını lisans döneminde Eski Türk Edebiyatı derslerine giren hocamızın [ Prof. Dr. Ahmet Kartal ] bizleri gürültü yaptığımızda “edeb yâ hû” diyerek uyardığı lafızdan alan www.edebyahu.com hayatına yeni elbisesi ile devam ediyor artık.
Dergimizin başından çok badireler geçti. Kimi zaman siyah oldu, kimi zaman kırmızı, kimi zaman kahverengi, kimi zaman beyaz…Her birisini yaparken hep aynı maksadı güdüyorduk aslında. “Daha iyi” nasıl olur diyorduk içimizden ve yalnız elbisesi ile değil yapısı ile de uğraşarak değişiklikler yapıyorduk. Ne yaparsak yapalım dediğim gibi gayemiz her zaman elimizden gelenin daha iyisini yapabilmekti. Her seferinde yapabileceklerimizin çapının genişlemesi ve yeni yeni ihtiyaçların doğması da bizi bu değişmelere itmiyor değildi.
Evet söylediğim gibi çok değiştik. Ancak hiç değişmediğimiz şeyler de yok değil. Ağırlığımızı hiç kaybetmedik. Hep ciddi olduk ve mesafeli olduk. Hani derler ya çizgisinden hiç sapmadı diye. Biz de aynı şekilde olduk. Neysek o olduk. Yaptığımız işi kaliteli yapmaya ve kalitesinden de hiç ödün vermeden yapmaya çalıştık. Bizi takip edenlerin bir kısmı halen yanımızda, kimisi yolda ayrıldı, kimisi yolda bindi.
Devamını Oku »

7 Eylül 2008
Facebookta bulunduğum kısa süre içerisinde Kırıkkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı grubuna katıldım. Güzel bir tartışma yaşadık orada. Hep eskilerin yaptığı gibi eski-yeni çatışması. Belki de bir nevî doğu-batı çatışmasıydı. Bu çatışmayı bu coğrafya çocuklarının yapması, bu iki arada kalmış insanların yapması, Tanpınar‘ın deyimiyle “eşikte olan” bizlerin yapması bana göre çok anlamlıydı. 
Kaliteli bir tartışma yaptık kanısındayım. Bu tartışmayı sizlerle paylaşmamdaki maksat “tartışma” dediğimiz şeyin “terbiye” hududu içinde nasıl yapılacağının göstermektir. Zira televizyonlar izlediğimiz tartışma programları yakında bir dövüş sporu olarak kabul görebilir.
Tartışma aşağıdaki gibidir. Söz konusu tartışma Fethi Kasap, Kaan Fakılı, İsa Karaaslan ve benim aramda geçmiştir. Konu “aruz“dan yola çıksada elbette başka şeylere de değinmiştir. Buyrun edebî zevke;
Fethi Kasap:
şiir aruzdur, aruzun da en iyi kullanıldığı şiir divan şiiridir. Baki bu hususta en nadide misalleri teşkil etmiştir ifadesi nitekim manidar olacaktır. akif de aruzu kullanmıştır ama 17. asır klasik edebiyat şairlerimiz kadar mütehassıs değildir. bununla birlikte kendi asrında akif, ikamesi mümkün olamayacak kadar müstesna eserlerin altına imzasını atmıştır.
Devamını Oku »

31 Ağustos 2008
…ve TUDOK 2008’in ilk günü…
Tuhaf bir heyecan var içimde. Çocukken okula ilk başladığınız heyecanı eğer şu an hissedebiliyorsanız bilin ki o heyecana benzer bir his vardı içimde. Akademik bir ortama aktif olarak katılacaktım. Kalktım ve bir güzel giyindim, en takım olanından…Kravatım da yakıyordu hani en turkuazından..E moda ya bu aralar, belli etmeden de olsa ufak ufak takip ediyormuşum modayı meğer. Traş zaten sinek kaydı…
Arkadaşların da hazırlanmasını bekledikten sonra o’nu da alarak bizi kongrenin yapılacağı yer olan Kültür Üniversitesi’nin ana kampüsüne doğru okulun servisiyle yola çıktık. Yurt ile kampus arası çok yakın olmasına rağmen İstanbul’un cilvesinden olsa gerek oraya gitmek için bile bir çok yolu dolaştık. Yaklaşık 10 dakika sürdü diyebilirim. Halbuki caddenin karşısındaydı okul. Peki neden yürümedik, sıcak ve takım elbiseler desem yeterli olur sanırım.
Servisten indik ve okula girdik. Bizi Ömür Ceylan hocamız ve kendilerine mavi kelebekler diyen (sanırım üzerlerinde TUDOK yazan turkuaz t-shirtlerden olsa gerek ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü Kültür Üniversitesinde okuyan arkadaşlarımız karşıladılar. Kayıt yaptırmaya yeltendiğimizde “önce kahvaltıya alalım sizi” diyen Kayhan Şahan hocamızın nazik tavrı ve bize kahvaltı yapacağımız yeri göstermesi için birkaç mavi kelebek arkadaşı görevlendirmesi ve bu arkadaşların hiç üfleyip püflemeden gayet güler yüzle bize yolu göstermesi takdire şayandı. Kendimi çok önemli hissettiren bu hareket kongrenin güzel gideceğine bir işaretti diyebilirim.
Gayet güzel bir kahvaltı sonrası kaydımızı da yaptırdık ve elimizi bir sürü hediye türünden şeyler verdiler. Kitaptı, çantaydı, USB bellekti
Onları taşımanın zorluğu ile dolaşırken bir yere oturduk ve kongre programına göz gezdirdik ben, o, Emrah ve Pınar…
İskender Pala’nın yönettiği oturuma girmeye karar verdik. Karar verdik diyorum keza aynı anda iki oturum yapılmaktaydı. Pala’nın kitaplarından verdiği hayranlıktan olsa gerek tereddüt dahi etmedik seçerken…Salona geçtik oturduk ve İskender Pala’yı bekliyoruz. Birisi geldi fakat o İskender Pala değildi. Meğer biz öyle sanmışız bir an için…İskender Pala imiş o gelen. Saçlarını kestirip, hafif de sakal bırakınca çok değişen hocamıza ayrı bir karizma gelmiş…Oturum sonrası kendisi ile bizatihi tanıştım ve fotoğraf çektirdim. Beni görenler zaten sıraya geçti. Kendisi bana “sizi seviyorum, iyi ki varsınız” dediğinde “biz de sizi seviyoruz hocam” karşılığını verdiğimde ikinci sıcak ortamı yaşamış oldum. Bu arada yanımda tutuşmakta olan birisi vardı.
Emrah. Sıradaki oturum onun da sunum yapacağı oturumdu. Muharrem Ergin oturumuydu adı. Başkan ise “Old Turkic Word Formation” eseri ile tanıdığımız Marcel Erdal. Oturumdan önce Marcel Erdal ve Peter Zieme ile kısa bir sohbetin ardından anı ölümsüzleştirdik. Bir bu anın keyfini çıkarırken Emrah iyice heyecan içinde tutuşuyordu. “Köktürk Yazıtlarında Yön Kurgusu- Emrah Bozok” adlı bildirisini daha önceden okuduğum için kendisinin sunumu sırasında dinlemekten ziyade fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Gerçekten enteresan ve yaratıcı bir konusu vardı. Bir şey üretmek güzel be hemşerim. Tavsiye ederim, okuyun bu bildiriyi…Türkler hiçbir şeyi tesadüfi olarak yapmazlar
[ Bu not Emrah efendiye idi]…Emrah her ne kadar biraz heyecanlansa da güzel bir sunum oldu. Sunumunu yapmış olmanın verdiği keyif ile artık benimle uğraşıyor beni heyecanlandırmaya çalışıyordu bir gün önceden. O gün birkaç oturuma daha katıldıktan sonra yorgunluğu iliklerimizde hissetmeye başlamıştık.
Devamını Oku »