Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Şub 8th
Bir süredir yazmadığımın farkında olduğumu söyleyerek başlayayım sözlerime. Hele dün gece bu saatlerde Hüseyin ve Kaan ile muhabbet ederken iyice farkına vardık ki bu aralar kimse günlüklerine bir şey karalamıyor/karalayamıyor. (Kaan’da burada yazmış zaten.)Hüseyin’in tabiriyle recessiona (durgunlık) girdik resmen. Neden diye kendi kendime sorduğumda bir sürü cevap ve bahane alabiliyorum. Bunun en büyük sebebi gece saatlerinde bilgisayar başında bulunmam. Bilgisayar başına insan gece gece oturunca yazacağı varsa da o yazacak gücü bulamıyor. İkinci sebebi de mezun olduğum Gazi Üniversitesi’nin finallerinin beni çok yormuş olması. Öyle yordu ki bu sınavlar beni elimi eteğimi çekip her şeyden ahirete doğru yol alasım geldi. Yapmam gereken onca şey var ki bir ben daha olsa belki tam olarak yetişebilirim hepsine. Ufak ufak şeyler belki ama o kadar çoklar ki…
Neyse efendim Gazi Üniversitesi bitti ve “Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni” ünvanını aldım. Hayırlı olsun dediğinizi duyar gibiyim. Sağ olun sağ olun. İşsiz bir edebiyat öğretmeniyim artık. Öğretmenlerinin işsiz kaldığı kaç ülke daha var acaba gerçekten çok merak ediyorum. Şuradaki işsizlik tablosunu görünce bir başkadır benim memleketim dedim. Bir bakın bence siz de dersiniz.
Bugün olağan geleneksel 8. Ankaralı Günlük Yazarları Toplantısı vardı. Oradaydım. Ankaralılar oradaydı ama konu sanki sadece İstanbul’du. Çok sıkıldım hatta öylesine sıkıldım ki “bir daha gelmesem mi acaba” diye bile düşündüm. Hüseyin, Kaan ve ben kaynattık zaten arkalarda. Bir de öylesine yorgundum ki her söylemek istediğimi Kaan’a söyledim. Tam ben söylerken içimi mi okuyor ne Hüseyin seslendirdi. Aklın yolu mu bir? Hiss-i kable’l vuku mu? Bir de hep aynı kişiler konuşmasın kardeşim. Farklı sesler de duymak istiyoruz. Gelip gık demeden giden arkadaşlar oluyor. Konuşmak isteseler de konuşamıyorlar. Bir başıboşluktur, bir yönetimsizliktir gidiyor. Kaç buluşma oldu hala ortada somut bir şeylerin olmaması da belki bu yüzden. Toplanıyoruz, toplanıyoruz, ee sonra? Yine herkes kendi kendine günlüklerini yazmaya devam ediyor. Bir topluluk ruhu göremiyorum açıkçası. Bir kafe köşesinde toplanıp yemek yiyip, gülüp eğlenmek midir sadece maksat? Kızdım mı ne!
Şimdilik gücüm bu kadar…
Ara 6th
Birkaç gün önce gelen mimden sonra bugün itibariyle yeni bir mimin gelmiş olduğu Zuzu tarafından yapılan uyarı ile tarafımca fark edildi. Fark edemeyişim yoğunluktan kaynaklı, bu açıdan özür diliyorum ve hemen istenilenleri yapıyorum. Ayrıca mimlenmek biraz değer atfedilmesiyle ilgili olsa gerek. Değer verdiğiniz için teşekkür ederim Zuzu.
Sorular:
1- Sizce son dönemde Türk bloglarındaki durgunluk fark edilir düzeyde mi?
2- Cevabınız evet ise, sizce bu durumun nedenleri neler?
3- Bu durgunluğu gidermek ve üretilen içeriğin kalitesini yükseltmek için Türk blog yazarları olarak neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz?
4- Eklemek istedikleriniz.
5- MiM’i en az 3 arkadaşınıza paslamanızı rica ediyorum.
Cevaplarım:
1- Bu soruyu açıkçası ön yargılı buluyorum. Çünkü soruda durgunluk kabul edilmiş ve ona göre sorulmuş bir hava var. Tabi durgunluktan ne kastediliyor bilmiyorum ama bence her zamanki seyri ile devam ediyor her şey. En azından benim takip ettiğim günlüklerde böyle bir şey hissetmedim ben. Herkes kendi iç dünyasını, yeteneklerini, bilgisini bir şekilde paylaşıyor.
2- Cevabım hayır olduğu için sanırım buna yazmamam gerekir ama söylemek istediğim birkaç şey var. Eğer ki bir durgunluk varsa ve ben fark edemiyorsam derim ki bunun sebebi hazan mevsimidir. Sonbahar ve kış aylarında insanlar ister istemez biraz üşengeç olurlar. İş verimi açısından düşük duygu yoğunluğu açınsan yüksek bir dönemdir. İş veriminin düşük olması da o yoğunluğun yansıtılmamasına neden oluyor olabilir.
3- Durgunluğu gidermek için değil de kaliteyi yükseltmek için bir şeyler söyleyebilirim. TBY Ankara buluşmalarında da değinilen konulardan ilki “blog” kelimesi üzerine. Bu kelime artık iyice oturmadan bu işin başını çeken bizler derhal bu kelime yerine mutabakata varmış olduğumuz bir kelime bulmalıyız diyorum. Bunun için de şurada yapmış olduğumuz girişime katkıda bulunmanızı ve o girişimin sonuçlanmasını istiyorum. Herkesin blogunda kullandığı Türkçenin özenli olması da bir diğer isteğimdir. Bunların dışında özgünlük çok önemli diye düşünüyorum. Herkes kendi en iyi bildiği şeyleri paylaşmalıdır. Blog dediğimiz bu sistemin yazarları bir araya gelerek dernekleşmelidir. Zira böyle olduğu taktirde yapılan işler daha ciddiyet kazanacaktır.
4- Girdiğiniz, okuduğunuz yazılara lütfen yorum yazın. Çünkü yorum almak insana yazma şevki verir.
5- Kaan Fakılı, Hüseyin Mert ve Samet…Söz sizde.
Eki 25th
YouTube üzerine yazdığım sansürü aşma yazısının ardından dünyaca ünlü blog sistemi olan blogger.com‘a da mahkeme engeli geldi. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği erişim engellendi. Yalnızca sitenin anasayfasına değil bununla birlikte bu sistem sayesinde yayın yapan bütün subdomain’e(alt alan) sahip siteler de darbeyi yedi. Aynı şekilde sisteme sahip wordpress.com da daha evvel kapatılmış ve bir süre sonra tekrar yayın yapmasına izin verilmişti. Kasım 2007′den beri 1112 site sansüre kurban gitti. geocities, wordpress, ekşisozluk, dailymotion gibi büyük siteler de bunların arasında…
Ne kadar bilişim sahibi bir ülkeyiz. Pire için yorgan yakılmaz diye bir söz vardır atasözlerimizde ama biz dünyaları yakıyoruz. Bilişmeyi bile beceremiyoruz. Haktan hukuktan bahsedenler bu ülkede halen bir adam gibi bir “bilişim hukuku” olmadığını bilmiyorlar mı acaba? Daha fazla yazarak kendimi riske atmayım değil mi dostlar ?
Bekliyoruz sıra Google’da galiba.
Ne demişler ?