Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Ağu 24th
İnsan ömrünün tamamını doğduğu şehirde geçirince daha bir farklı oluyormuş Ramazan ayları…Yaşadığım tüm Ramazanlar Ankara’daydı. Belki yaşayacaklarım da öyle olacaktı. Şükrümüz hep sonuna kadar olsa da ufak bir eksikliğini hissettim Ankara’mın. İçindeyken değerini pek anlamadık ama uzaktayken kıymetini kavradık.
İftar saati yaklaştıkça bilirsiniz tv programlarının bir köşesinde şehirlerin ne zaman iftar yapacağını gösteren saat belirir. İşte oraya bakınca geçen Ankara’yı aramışım. Sonradan dank etti Ankara’da olmadığım.
Başka şehirdeyim artık, iftarım da başka, sahurum da…
Oca 4th
Kar yağar da ben onun tadını çıkarmaz mıyım ? Ankara’da üç gündür çok güzel kar yağıyor. Özellikle geceleri yağan karı izlemek büyük keyif veriyor. Keyif veren şeyi sadece izlemekle yetinmek olur mu? Olmaaaz. Bu gece evde otururken balkona çıkayım dedim. Balkonda kara dokunduğum anda aklımda şimşekler çaktı. Biraz kar depolayıp içeri girdim ve masumca oturan ağabeyime arkadan yaklaştım ve koynuna bırakıverdim tüm cephanemi. Tahmin edileceği üzere bu bir savaş kıvılcımıydı. Ağabeyimin gizlice alıp bana attığı kar ıska geçse de hafif yara almıştım. 
Eşine kar attığımı gören yengem de boş durmadı ve bana karşı atağa geçti. Baktık evde olmayacak bu iş saat her ne kadar 23.30 civarını gösterse de giyinip kuşanıp dışarı çıktık. Daha eldivenlerimi giyerken yengem tarafından tekrar saldırıya uğradım. Artık savaş kızışmıştı. Herkes alabildiği kadar kar topu alıp önüne gelene atıyordu. İki ağabeyimin birisini gözünden birisini kulağından vurdum. Alınan her darbe rakipleri daha da kızdırıyordu. Müstakbel yengeme ve yengeme de kartopu ile zayiat verdim. Yengem ben sendenim dese de her yanına gelişimde kafama kartopunu atmayı ihmal etmiyordu. Resmen savaş hilesiydi bu. Yarım saat civarı daha kartopu savasından sonra biraz kayalım dedik. Tabi kayarken arada kartopu fırlatmayı ihmal etmedik. İnsan alamıyor kendisini
Artık eve dönelim saat 00.30.
Özlemişim karda oynamayı.
Fırsatınız varken deneyin derim.
Kas 1st
Bir süredir niyetliydim bu konuya değinmeye. Şuradaki yazıyı okuyunca artık vaktidir dedim. Önce müziğimi ayarlayayım ki yazarken bana destek olsun (03. No Blues – Black Cadillac –Taxim Beyoğlu 2 ).Yazı bizim ( Türk milletinin) araba sevdamız üzerine. Böyle bir giriş yaptım ama ne kadar yazarım ne yazarım, vallahi ben de bilmiyorum şu anda.

Bir yere gitmek için insanoğlunun iki tercihi vardır. Birisi gideceği yere taban kuvveti ile gitmek, ikincisi de gideceği yere bir araç kullanarak gitmek. Fakat hep düşünüyorum, biz bir yere giderken bu seçeneklerden hangisini seçiyoruz diye. Görüyorum ki mesafe fark etmeksizin genelde bir araç kullanmak ilk tercih oluyor. Bu tercih edenler içine ben de dahilim. Zaten bu bir suçlama yazısı falan da değil. Sadece kendimce bir tespit yani. Belki doğru belki yanlış. Kimi zaman doğru kimi zaman yanlış. Durum böyle olunca büyük şehirlerde (nüfus olarak) trafik vazgeçilmez bir dert haline geliyor. Bunun için belediyeler kendilerince bir şey yapmaya çalışsalar da ben bu çabaların hep boşa gittiğini düşünüyorum. Ankaralı birisi olarak mesela, yapılan bolca altgeçitin sadece seçim yatırımı olduğunu ve trafiğe bir çözüm olmadığını üzülerek düşünüyorum. Bu durum İstanbul için de geçerli aslında. Yapılan metrobüs, metro, tramvay gibi taşıma sistemleri bahsi geçen trafik sorununa sadece bir ağrı kesici. Çözüm değil. Tabi bu sistemlerin Ankara ayağı da bundan farksız değil. bir şeyler yapılmaya çalışılıyor ama düşünülmeden, plansızca ve maalesef cahilce. Belki klasik bir söylem olacak ama “önce mantaliteyi değiştirmek” lazım galiba. Bu değişime ihtiyaç duyanlardan birisi de benim sanırım. Gideceğim birçok yere araba ile gitmeyi tercih ediyorum. Tercih edişimin de kendimce birkaç sebebi var. Mesela;
1-Çabuk ve rahat gitmek
2-Araba kullanmayı sevmek
3-Daha az maliyet
4-Genetik (özellikle erkeklerde)
Eminim ki trafiğe çıkan birçok kişinin de buna benzer gerekçeleri belki de bahaneleri vardır. Piyasaya bir sınırlama olmaksızın ticari kaygı ile sunulan 0KM araçlar da işin bir başka boyutu. Devamını Okumak için »
Ne demişler ?