
27 Temmuz 2008
Beykoz’da çok sevdiğim bir mekan var. Ne zaman, süpersonik bisikletimle Beykoz’a gitsem, mutlaka orada otururum. Yiyeceğimi orada yer, içeceğimi orada içerim. Dergimi gazetemi orada okur, arkadaşlarla telefon görüşmelerimi genelde orada yaparım. Nedense orada iken, hep arkadaşlarımı arayıp hal hatır sormak isteği ile doluyorum. Mekanın ismini de deli gibi yazasım var ama, reklama girer diye yazamıyorum. Halbusi ne var yani. Ben de Hıncal Uluç olsam kendimce ne olur yani. Neyse, o mekanda, çaya kesinlikle para almıyolar. Ben de bazen sadece çay içmek istediğimde, bir eziliyorum, bir büzülüyorum, anlatamam. Ama başka bir yere de gitmek istemiyorum. Çayı paralı içmeyi teklif ettiğimde, sanki çok büyük bir hakaret etmişim gibi davranıyorlar. Galiba ben orayı en çok da bu yüzden seviyorum. Abi bir tavırları var. Galiba bu yüzden arıyorum arkadaşlarımı orada iken. Biz belki de millet olarak abi seviyoruz ya, bu yüzden. Mesela, ustaların ustası Metin Üstündağ’a dergide, Metin usta demiyoruz, Metin abi diyoruz. Biz abi seviyoruz. Kim bize abilik yaparsa onun yanında oluyoruz. Bazen kendimizden küçüklere bile, gayriihtiyari, abi diyoruz. Bence biz bu yüzden güzel insanlarız. Abi kültürüyle büyümüşüz, abisiz kalmak hiç istemiyoruz. Günün birinde aslan gibi bir abi olmak istiyoruz. Çünkü o an geldiğinde çok mutlu olacağımızı, çok iyi biliyoruz.
Nerede bir, bisiklet kaskıma, şapka diyen bir insanla karşılaşırım, o anda sevinçten gözlerim yaşarır. • Nerede bir restoranda, açık havada, uçmasın diye, peçetesini tabağının altına sıkıştıran bir insan var, bence orada, bizden bir insan var.
Devamını Oku »

27 Haziran 2008
Cep telefonunu, ısrarla çaldırabildiğin, senin arkadaşındır. En fazla üç kez falan çaldırabildiğin, senin arkadaşın değildir. Bu kadar basittir bu işler.
Şehirlerarası otobüs yolculuklarında, özellikle rahat hatta çok oluyo, böyle boş koltuk çok oluyo, rahat çünkü, inanır mısın sevgili okur, kendi koltuğumdan kalkıp da, misal köyler öbür tarafta, ben de köyleri izlemeyi çok seviyorum ya, öbür tarafa geçip de böyle camdan, böyle cama yapışıp, o köyleri doyasıya izleyebilmek için harekete geçecek cesareti kendimde bulamıyorum. Çünkü bir keresinde tam öyle hareketlendim ki muavinin bana ters ters baktığını gördüm, hemen tekrardan yerime oturdum. Ben muavinlerden çok korkuyorum. Adam dövüyorlar. Yani dövüyorlarmış, duydum ben. Bayaa, böyle ağzını burnunu kırıyorlarmış insanın. Hep kırıyorlarmış. Bence Muavin diye korku filmi olur. Bence olur. Hatta dur ben yazayım bu filmin senaryosunu. Niye duruyorum ki. Durduğum hep kabahat. Bir de, bir keresinde bi çocuğu azarladı muavin bu yüzden, yavrum yerinde otur diye. O yüzden çok korkuyorum. Ya bana da aynısını derse. Senin koltuk numaran belli, ne coştun genç derse, Allah’ım derse. Der yani. O anda ne cevap veririm. Yerin dibine geçerim. Allah’ım ben nasıl bir ezik karakterim böyle. Allah’ım ben niçin muavinlerden ölesiye korkuyorum. Palyaçodan korkan insanlar var ya. Benimde palyaçom muavin. Hep köyler öyle yanımdan geçip gidiyor, ben korkumdan davranamıyorum. Öyle üzülüyorum ki anlatamam. Büyük hicap duyuyorum.
@Alpay Erdem Penguen

8 Haziran 2008
Telefonuma mesaj geldiğinde, o mesaja cevap yazmam gerektiğinde, o kadar bunalıyorum, o kadar bunalıyorum ki anlatamam. Ben mesaj yazmayı zaten sevmiyorum, bi de böyle bir zorunluluk giriyor ya işin içerisine, ruhum bunalıyor. Ha ben de ne mi yapıyorum, tak arıyorum, mesaja cevabımı sözlü olarak veriyorum. Böylelikle hem bi insan sesi duymuş oluyorum, hem de ruhum bunalmıyor, en önemli olan o.
An oluyor, kendimi, çekiçle örs arasında hissediyorum. Ya ezilip gidicem, ya da çelikleşicem. Ama bir çelikleşirsem var ya, kralını tanımam, onu baştan söyliyim
Devamını Oku »

23 Mayıs 2008
Hani bazen tişörtümüzü ters giydiğimizi anlıyoruz ya, önü arkaya bakıyo, arkası öne, sadece kollardan çıkarıp, boyundan döndürüp, tekrardan giyiyoruz ya o tişörtü, işte bu bizim ne kadar, işten kaçan, şark kurnazı olduğumuzun en büyük ispatı.
Şehirler arası otobüs yolculuklarında, muavinden gelen kolonyayı asla geri çevirmeyen insandan biraz çekinirim. Bu arada, muavinden gelen kolonya da korku filmi ismi gibiymiş. Atlantis’ten Gelen Adam. Ben böyle insanlardan biraz korkarım. Fazlasıyla gizemli geliyorlar bana. Bir bildikleri var ama çözemiyorum. Sanki bir görev için o anda o otobüsteler. Bi de bu şahıs benim tam yanımda oturuyorsa o yolculuk bitmez benim için. Çok geriliyorum öyle böyle değil. Muhabbet açarsa hiç konuşmuyorum. Konuşsam da hep yalan yanlış şeyler söylüyorum. Hiç açık vermemeye çalışıyorum. Kendimle ilgili hiç bir bilgi vermemeye çalışıyorum. Neme lazım. Her defasında o kolonyanın üzerine boşuna atlamaz bi insan.
Yüzdeler arasında, elbette ki, her zaman için, en samimi, yüzde 10’dur. Yüzde 10’a karşı süpersonik bir sempati besliyorum kendi içimde. Yüzde 10’u seviyorum. Onu seviyorum. Yüzde 10 bizdendir. İnsanın yüzde 10’u addaya götüresi geliyor. Eğer bugün yüzde diye bir şey varsa, yüzde 10’un yüzü suyu hürmetinedir.
Devamını Oku »