Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Facebookta bulunduğum kısa süre içerisinde Kırıkkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı grubuna katıldım. Güzel bir tartışma yaşadık orada. Hep eskilerin yaptığı gibi eski-yeni çatışması. Belki de bir nevî doğu-batı çatışmasıydı. Bu çatışmayı bu coğrafya çocuklarının yapması, bu iki arada kalmış insanların yapması, Tanpınar‘ın deyimiyle “eşikte olan” bizlerin yapması bana göre çok anlamlıydı. 
Kaliteli bir tartışma yaptık kanısındayım. Bu tartışmayı sizlerle paylaşmamdaki maksat “tartışma” dediğimiz şeyin “terbiye” hududu içinde nasıl yapılacağının göstermektir. Zira televizyonlar izlediğimiz tartışma programları yakında bir dövüş sporu olarak kabul görebilir.
Tartışma aşağıdaki gibidir. Söz konusu tartışma Fethi Kasap, Kaan Fakılı, İsa Karaaslan ve benim aramda geçmiştir. Konu “aruz“dan yola çıksada elbette başka şeylere de değinmiştir. Buyrun edebî zevke;
Fethi Kasap:
şiir aruzdur, aruzun da en iyi kullanıldığı şiir divan şiiridir. Baki bu hususta en nadide misalleri teşkil etmiştir ifadesi nitekim manidar olacaktır. akif de aruzu kullanmıştır ama 17. asır klasik edebiyat şairlerimiz kadar mütehassıs değildir. bununla birlikte kendi asrında akif, ikamesi mümkün olamayacak kadar müstesna eserlerin altına imzasını atmıştır.
Isa Karaaslan:
Şiir aruzdur demişsiniz,buna katılmak mümkün değil,böyle bir şeyi ifade etmek modern şiiri reddetmek demektir.Yani Rimbaud’yu reddetmek,dünya şiirini reddetmek İsmet Özel‘i reddetmek,Edip Cansever‘i,Turgut Uyar‘ı ,Sezai Karakoç‘u ,ikinci yeni şiirini reddetmek,modern türk şiirini reddetmek,şiiri kalıba sığdırmak,hatta şiiri reddetmektir… Günümüzde aruzla şiir yazan kimse söz konusu değilken bu şiiri mezara itmek olur,ama şiir bunu kabul etmeyecek vei her daim var olacaktır… Bunu söylerken klasik edebiyatı yok saydığım anlaşılmasın,ama şiir aruzdur demek yanlış bir ifade.
Erkan Hirik :
Fethi Kasap’a tamamen katılmamakla birlikte tamamen de reddetmiyorum tıpkı sizin gibi İsa Bey…Bence de şiir yalnız aruzdan ibaret değildir. Lakin şu da benim açımdan bir gerçektir ki şiirin en güzel örnekleri Divan yahut Klasik Türk Edebiyatı adını verdiğimiz dönemde verilmiştir. Yani diyebilirim ki benim için Klasik Türk Edebiyatı bir zirvedir ve aşılamaz…
Isa Karaaslan bey ayrıca günümüzde Aruz ile yazanların olmadığından emin misiniz
Fethi Kasap :
Günümüzde aruz ölçüsü ile neşredilmiş eserler vakidir. ancak nicelik itibariyle fazladır diyemeyiz. bununla birlikte, nitelik açısından , serbest nazım misali neşriyat ziyadesi ile mevcut olsa da aruz vezni ile yazılan şiirlerimiz kadar ebedi hatırlanmıyacağı barizdir. mühim olan nicelik değil nitelik dir.serbest nazım da elbette mühimlik arzeder lakin sayın Hirik in de belirttiği üzere, aruz ile mukayese edilemez, aruz şiirini vücuda getirmek çok ince bir ihtisas ile birlikte sabır da gerektirir.
Isa Karaaslan :
Günümüzde aruzla yazan şairlerde var elbet,bir örnek verecek olursam günümüzde hala yaşayan bir cumhuriyet dönemi şairi Bekir Sıtkı Erdoğan’ın bu yönde çalışmaları sürmektedir.Ama konu bu değil,konu şu ki zaman göstermiştir ki aruzun günümüz şiirini ifade edebilecek bir araç olmayışı. Aruz vezninin sizin de ifade ettiğiniz gibib klasik edebiyatta en güzel örnekleri verilmiştir,ama bu demek olmayacaktır ki artık aruzsuz şiir yazılamaz ve o dönemden daha iyi şiirler yazılamaz.Gündemi ve türk şiirini takip etmek ve her dönemi ayrı bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.
Erkan Hirik:
Aruzsuz şiir yazılamaz demiyorum ben. Yazılır elbette lakin bahsettiğim zirve şiirler kadar benim nazariyemde yer alamazlar. Aruz günümüz şiirini ifade edemez kanısı da yanlıştır. Sonuçta malzeme kelimeler ise aruz ile yazılmış şiirlerde de kelime var ve mana var. Üstelik şiiri bir el işi gibi ince ince dokuyan aruz gibi süsü de var. Bu açıdan baktığımızda günümüz serbest ya da hece ölçüsü ile yazılmış şiirlerinde de mana var, ama işçilik ?
Selamlar.
Fethi Kasap :
serbest nazım halihazırda işçilikten kaçınmanın en büyük bahanesi değil mi zaten? aruz vezni kullanılmıyor çünkü kullanılamıyor, hayatın her alanına nüfüz eden kalitesizlik ve sıradanlık elbette edebiyata da yansımıştır. sahi edebiyat a ‘yazın’ cümle ye ‘tümce’ demek gibi pek çok gaflete düşen de bu ülke ‘yazın’ cıları değil mi? yanan kibriti gözünüzün önüne çok yaklaştırırsanız arkada kül olan ormanı elbette farketmezsiniz. aruz un devri kapanma aşamasına gelmiş ise mesuliyet hepimizin üzerindendir. aruz un bunda bir kabahati yoktur. eğer isa bey in dediği gibi aruz günümüz şiirini ifade edebilecek bir araç değilse İstiklal Marşı günümüzde ne anlam ifade eder sorarım size? böyle mantık mı olur? eğer isa beyin düşüncesi ile olaya yaklaşır isek o zaman istiklal marşını da akif i de yahya kemal i de edebiyat literatüründen kaldırmamız gerekecektir(!)
haydi buyurun, sebest nazım üzerine eser veren tüm şairler bir araya gelsin ve İstiklal marşımız gibi bir eser ortaya koysunlar, ya da Yahya Kemal in sessiz gemisini bir de serbestçilerden bekleyelim. Mümkün mü efendim? Edebiyatımızı göz göre göre, kısır çatışmalar yüzünden ziyan ediyoruz. Türkçe mizi korumak ve ilelebet muhafaza etmek istiyor isek, değerlerimize sahip çıkmalı ve bu değerlerimizi yaşatmak adına eserler ortaya koymamız gerekmektedir.
Isa Karaaslan :
Fethi Kasap’a cevaben;
Öncelikle bu cümlelerden ben ne anladığımı söyleyeyim;siz modern şiirle ilgilenmiyorsunuz.İstiklal marşı milli marşımızdır adından da anlaşılacağı üzere,yani sloganiktir.Ve şiirden başka bir şeydir istiklal marşı.Elbetteki milli ve manevi duygularımızı en üst seviyede ifade eder ve hepimiz severiz içten içe saygı da duyarız.Lakin şiir konu ve yapı olarak farklı bir şeydir,herhangi bir amaca hizmet etmez.Fikirden soyutlanan şairin gerektiği takdirde şahsiyetinden uzaklaşabildiği şuur ve şuursuzluk halinin dengeli oranda katıştırıldığı bir alandır şiir.Modern eleştiri geleneği reddetmez ama geleneğe körü körüne bağlılık modern düşünce ve şiiri etkiliyorsa orada dur der. Edebiyat sürekli güncellenen değişen gelişen bir şeydir o yüzden gündemi ve günceli takip etmek gerek,eleştirmek eleştirmek eleştirmek,geleneğe takılmadan ve göz ardı da etmeden.
Erkan Hirik :
İstiklal marşı nasıl sloganik olur. Bir şiirdir, şiir formatında yazılmıştır ve yazılırken şair yani Akif aruz kullanmıştır. Siz ise bunun marş olduğunu şiir olmadığını söylemişsiniz. Saygı duymamız onun marş olmasından ileri gelmektedir zaten. İstediğiniz otoriteye sorabilirsiniz ki İstiklal marşı şiirdir efendim. Kutsiyetini dediğim gibi marş olmasında almaktadır bu yüzden de saygı duyarız. Sessiz Gemi şiiri marş kabul edilseydi onu şiir saymayacak mıydınız ?
Selamlar.
Fethi Kasap:
son sözüm şu;
gelecek zamana eriştiğinizde ve dönüp geçmişe baktığınızda, hala klasik edebiyat eserlerimizin anıldığını ve serbest nazımda yazılan şiirlerin yok olup gittiğini görünce ne demek istediğimi anlıyacaksınız.Baki baki kalacak! Safahat okunmaya devam edecek, Mesnevi yi tüm Dünya tanımış olacak. Meselemiz modernlik gerilik meselesi değildir. Klasik Edebiyat sonsuza kadar yaşayacağına göre, modern olmaya muhtaç değildir. biz değerini bilmesek bile, evrensel değerler, divan edebiyatına gereken hürmeti göstereceklerdir. yabancılar yerine keşke değerlerimize bizler sahip çıkabilsek. sadece edebiyatta değil her alanda; Baki ye, Sinan a, Sina ya, Farabi ye, Rumi ye sahip çıkabilsek. Dünya sahip çıktı ama biz elimizin tersi ile ittik. Akifin tarifi ile, medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, Modernlik belası . bazı şeyler demekki tecrübe ile öğrenilecek, tarih bize öğretecek. selamlar.
Kaan Fakılı :
Tartışmaya biraz geç kalmışız. Sohbet ortamı epey koyulaşmış. Naçizane ben de Fethi Bey’in açtığı yoldan giderek bir şeyler söylemek istiyorum.
Şiire bakış biraz nazarîdir. Herkesin şiirden anladığı bir değildir. Yıllardır bu tartışılagelmiştir. Eğe öyle olmasaydı bugün edebî akımlar olmazdı ve şiir sürekli bir durağanlık içinde günümüze kadar gelirdi. İşte bu tartışmalardır ki şiire yön vermiştir.
Gelelim aruz veznine. Aruz vezni ile yazılan şiirler demek belki biraz yanlış bir ifade olur. Bence bunun yerine Klâsik Türk şiiri demek daha doğru olacaktır. Daha geniş ölçüde ele almamız lâzım. Klâsik Türk şiirindeki incelik, hassasiyet bence de günümüz Türk şiirinde yok. Evet günümüz Türk şiirinin de güzel örnekleri var ancak “bence” henüz Klâsik Türk şiiri aşılamadı. Bu da sanırım o dönemde yaşayan insanların bizden daha bir kibar, daha bir ruh insanı olmalarından kaynaklanıyor. Maddeden çoğunlukla soyutlanarak mânâya dayalı şiirler ortaya koyuyorlar.
İsa Bey bir yerde aruzun günümüz Türk şiirini ifade edemeyeceğini söylemiş. Ben buna da katılmıyorum. Zira Türk edebiyatının devirlerini incelerseniz edebiyatın/şiirin başına buyruk bir şekilde dönem değiştirdiğini göremezsiniz. Edebiyat/şiir siyasî olaylardan etkilenip dönem değiştirmek zorunda kalmıştır. Bakınız Tanzimat ile birlikte yeni şiire geçilmesi bunun en güzel örneğidir. İşte siyasî ortamdan dolayı ölçünlü(standart) şiirimiz yeni şiirdir. Ancak bu kesinlikle aruzun günümüz insanını ifade edemeyeceğini göstermez. Bunun çok güzel örneklerini rahatlıkla görebiliriz.
Isa Karaaslan :
Fethi Kasap,benim klasik edebiyata bir antipatim söz konusu değil.Ancak serbest şiirler hatırlanmayacak yok olup gidecek demişsiniz. Siz bunu demekle şiirin artık yok olduğunu dünyadan elini eteğini çektiğini söylemiş oluyorsunuz.Bugün modern şiirimiz çok iyi yerlere gelmiştir,Özellikle ikinci yeni şiirinden sonra şiirimiz büyük yol katetmiştir.Edip Cansever,İsmet Özel,Turgut Uyar,Cemal Süreya,Sezai Karakoç;Bunlar hiçbir zaman unutulup gitmeyecektir,kayıtsız olun.
Klasik edebiyat günümüz Türk şiirini ifade edemez doğru,sözümün arkasındayım.Klasik edebiyat döneminde kullanılan ifade ve mazmunları,sevgilinin kaşını gözünü yanağını ,şarabı kadehi,günümüz şiirine uygulayamayız.O dönem kendi içinde bir şiir dili vardı,ve imajinal söylemleri kendilerine has idi.Şimdi ben diyorum ki aruz ve klasik edebiyat aslında birbirinden farklı kavramlardır.Aruzu Arap ve Farslardan aldık ve o dönemde onlardan daha ileriye götürdük.Ama günümüzde o imajları alınıp tekrar şiir yazılamaz.Dolayısıyla modern şiir dilini ifade edemeyiz o şekilde.
Kaan Fakılı :
Neden yazılamaz ?
Isa Karaaslan :
Ben klasik edebiyatın da iyi bir okuyucusuyum,ama günümüzde aruzla yazılan şiirleri okumam.Neden ? çünkü klasik edebiyatın tadını kesinlikle veremez onlar.E o etkiyi veremeyecekse yazılmasında,zorlamaya gerek yok.Yahya Kemal’den sonra,aruzla yazan hiçbir şair okunmaz.
Kaan Fakılı:
İsa, bakın ben size neden okuyup okumadığınızı sormadım. Ben size neden yazılamayacağını sordum. Siz bir evvelki yazınızda aruz ile şiir yazılamayacağını söylemişsiniz. Ben de size neden yazılamayacağını sordum. Bana bunun cevabını verin.
Ayrıca siz Yahya Kemal’den sonra aruzla yazan şairlerin okunmayacağını net bir şekilde ifade etmekle bence hiç hoş etmediniz.
Isa Karaaslan :
Modern şiir neden aruzla yazılamaz?
Şairin zihninde bir mısra parlıyor,”ölüler beni serinliğe yakıştıramaz” bu gelişigüzel ilham olunan bir mısra.Şair düşünüp bunu aruz kalıbına uyarlayayım,imaleleri zihafları ayarlayayım derken tadı tuzu kalmaz bu mısranın.Çünkü modern şiirin imaj yapısı aruza elverişli değildir.Klasik edebiyatta kalıplaşmış mazmunlar vardı bu yüzden mısralar aruza uyarlandığı zaman hiçbir anlam kaybetmiyordu daha aksine şiirde bir akustik oluşuyordu.Ama modern şiirde akustik ve orkestrasyon,aliterasyon,asonans ve imajinal söylemlerle sağlanıyor artık.Bu yüzdendir yazılamaz deyişim,hocam.
Kaan Fakılı :
Peki o zaman ben size bir dostum(Sultan-ı Divane) tarafından Mef’ûlü / mefâ’îlü / mefâ’îlü / fe’ûlün vezninde yazılmış iki şiirini okutayım. Bakalım modern insanın duygularını aruzla nasıl ifade ettiğini görün. Yahya Kemal’den sonra yaşamış bir arkadaşım.
Aklım hab-ı gaflette garip bir deliyim ben
Gurbet sazının dertli narin bir teliyim ben
Yar hasrete merhemdi o bundan bihaber hep
Haykırdı bu ömrüm de kederler demiyim ben
Hasret firari şimdi uzaklarda evinden
Yar deryada ağlar da kırık bir gemiyim ben
Her an bu ömür dertli bu yorgun bedenim hâr
Ben hep dua etsem de yarensiz biriyim ben
Bak aşk denen dert bende çarem sende aciz yar
Sevmem diye uğraşma bu aşkın seliyim ben
Müstef’ilün / müstef’ilün / müstef’ilün / müstef’ilün
Yar bende esir düşmüş büyük bir yalıyım ben
Otlar çınar olmuş da küçük bir dalıyım ben
Canlar canı oldum da bu canım merhale olmuş
Meçhul giden aşkında bilinmez falıyım ben
Gündüz geceden doğsa hayat sende ağlar hep
Aşkın yüreğim yaksa sokaklar malıyım ben
Tutmaz ki ahım kalbe duyulmaz cana aşkım
Yâr; hep senin uğrunda serilmiş halıyım ben
Yağmur doluyor gönle sular bal gibidir bak
Tatlı kovanın belki zehirli balıyım ben
Isa Karaaslan :
Arkadaşınızı tebrik etmek lazım,şiir güzel fakat bu modern şiir değil.Bir türk halk ozanlığı bu,onlara da saygı duyuyoruz.Modern şiir başka bir konu. Yani günümüzde yazılmış olması bunu modern kılmaz.
Kaan Fakılı :
Peki İsa Hocam, Yahya Kemal’den bu yana yazanların hepsi halk ozanı zaten. Belki Klâsik Türk şairleri de birer halk ozanıdır, kim bilebilir.
Hayırlı akşamlar.
Erkan Hirik :
En son yazdığım iletiden bu yana takip ediyorum lakin bir şeyler yazmak için ortamın oluşmasını bekledim.
Klasik Türk Edebiyatı diye adlandırdığımız dönemin neden böyle bir adlandırmaya sahip olduğu önemlidir. “Klasik” kelimesi bilindiği gibi birçok anlamı barındırır. Şimdi onlara tek tek değinmeyeceğim. Bizim kullandığımız klasik kelimesinin burada kazandığı mana “üzerinden yıllar geçmesine rağmen, değerinden bir şey yitirmemiş olan” dır. Zaten Türk Dil Kurumunun sözlüğüne baktığınızda da karşınıza bu mana çıkacaktır. Yani demek istiyorum ki bu dönem öylesine bir dönemdir ki üzerinden yıllar geçse de hiçbir şekilde kıymetini, güzelliğini harikuladeliğini yitirmeyecektir. Dediğim gibi bir zirvedir, aşılmamıştır ve aşılamaz olandır
Peki bizim modern diye bildiğimiz şiirler gerçekten modern midir? Bu konu üzerine sayfalarca yazı yazabilirim inanın. Modern iyi olan demek değildir. Kaliteli olan da demek değildir. Şimdi gidin bir bilgisayar firmasına son donanımda olan “en modern” ve teknolojik bilgisayarı edinin. Aradan fazla değil 2-3 yıl geçsin. Bakın bakalım sizin modern sanarak aldığınız ürün o zaman da modern olacak mı? Sizin bahsettiğiniz şiirler de böyledir işte. Elbette içlerinde halet-i ruhiyeyi aksettiren müthiş şiirler olacaktır. Fakat gelin görün ki bunlar yalnız bizim içimizde dönüp dolaşacaktır. Asla ve asla Fethi Bey’in verdiği örnekler gibi dünya çapında ilgi göremeyecektir. Konu aslında aruz iken gördüğünüz gibi nereden nereye geldik. Aruz oldu mu size modern olmayan? Böyle bir şeyi savunursanız gerçekten hicap duyarım.
İsa Bey’in belirttiği isimler olan Edip Cansever, İsmet Özel, Turgut Uyar, Cemal Süreyya, Sezai Karakoç gibi isimler saygı duyulacak sanatçılardır elbette. Lakin benim nazariyemde hiçbir zaman bir Baki, Nedim, Nef’i, Rumî, Fuzulî, Ali Şîr Nevaî, Şeyh Galib (vs) gibi dili işleten, işleyen, düşünen, düşündüren, ince ince dokuyan, kelimelere hayat veren, edebî sanatçılığın doruğu olamazlar. İsa Bey bir yerde “Klasik edebiyat günümüz Türk şiirini ifade edemez” derken sanırım o modern dediği dünyanın gözünden bakmış olacak ki Klasik Edebiyat’ın dili yetersiz gelmiş. Şiir değil de gazete yazılamaz deseydiniz anlardım. Ancak şiir yazılamaz dediğiniz vakit yazılmış şiir örneklerine göz atmanızı, biraz daha günümüzde aruzla yazan şahısları araştırmanızı isterdim. Yahya Kemal’den sonra aruzla yazanların okunmayacağı iddianız ise tam bir faciadır.
Peki neden faciadır ? Üniversite yıllarımda 3.sınıftaydı sanırım “Edebiyat Teorisi” dersi alırdık, o derste Wellek bize birçok edebiyat sanatçısının gününde yani eserini yazdığı dönemde anlaşılamadığını, anlaşılamayacağını söylerken bize bir yandan eserin bakiliğinin, sahihliğinin daha “modern” deyim ile orijinalliğinin zamana karşı koyduğu direnç ile ölçüleceğini anlatırdı.
Kaan Bey ise verdiği örneklerde sizin “modern” dediğiniz şiirlerdeki mevzuların ve doğallığın (yani ilham alınarak yazılışı) aruz ile de anlatılabildiğini göstermek istemiş sanırım. Siz ise olayı zamana bağlamışsınız. Zaten Klasik şiirin zaman ile işi olmaz efendim.
[Eğer okuyucular varsa belirtmek isterim ki yazdığımız alandaki karakter sınırlaması sebebiyle yazılarımızı bölerek yayınlıyoruz, kusura bakmayınız]
Isa Karaaslan :
,Ben buradan bu isimleri okumadığınızı,modern şiirle ilgilenmediğinizi anlarım.İsmet Özel Edip Cansver Sezai Karakoç Türk şiirinde unutulmayacaklardır.Ayrıca Sezai Karakoç’u iyi okumuş biri klasik şiir ve modern şiirin ayırımına varacaktır hemen. Çünkü biz biliriz ki Klasik edebiyatın son halkalarından Nedim’in devamı Yahya Kemal,Yahya Kemal’in devamı da Sezai Karakoç’tur ama sezai karakoç’u Sezai Karakoç yapan aruz değildir,Klasik edebiyatın özünü içine çekip modern olanla birleştirme yetisidir.Bu ayrımın farkına varılması için Sezai Karakoç iyice okunmalıdır
Erkan Hirik :
Ben meramımı anlattığımı düşünüyorum. Uzatmaya gerek yoktur. Anlayıp, anlamamak sizin elinizde.
Selamlar.
-SON-
Görüldüğü üzere gerçekten faydalı bir tartışma oldu. Ben facebook’u terk ettiğim için devamı geldi mi, bilmiyorum.
16 Eki 2008 - 15:52
Geç de olsa konuyla ilgili ben de naçizane fikirlerimi belirtmek isterim.
Klasik Türk Şiiri’ni incelediğimiz zaman hayretler içinde kalmamak mümkün değildir. Nasıl olur da bu kadar anlamlı sözcükleri, böyle bir ustalıkla biraraya getirmişler diye durup düşünmemize neden olur. Dönemi içinde düşündüğümüz zaman Divan Şiiri vazgeçilmezdir; bu arada Halk Şiiri’ni de yabana atmamak gerekir, halk diliyle söylenmiş, insanların yaşantılarına, sorunlarına ışık tutmuş bir türdür. Nitekim Türk Şiiri zamanla birtakım akımların etkisinde kalarak değişime uğramış ve bir zorunluluk gereği de modern şiir doğmuştur. Aruz vezniyle yazılmış şiirlerin mükemmiliğinin yanında dilimize uygun olmayan bir kalıbı bugünkü şiire adapte etmek doğru olmaz. Şiiri şiir yapan aruz olsaydı, modern şiirin en büyük temsilcilerini yok saymamız gerekirdi. Orhan Veli’siz, Attila İlhan’sız, Edip Cansever’siz, İlhan Berk’siz, Nazım Hikmet’siz bir Türk şiiri düşünebilir mi? Bence her akım kendi dönemi içinde değerlendirilmeli, hiç birini de kötü ve olmaması gerekir diye nitelendirmemeliyiz. Divan şiirinin edebiyatımıza katkıları göz ardı edilemez; ancak Modern Türk Şiiri de bugünün olmazsa olmazlarındandır.
Bu arada dün kaybettiğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı da unutmamak gerekir… Türk Edebiyat’ı en büyük çınarlarından birini kaybetti…
18 Kas 2008 - 13:36
bence çok haklısınızzzzz
12 Nis 2009 - 17:29
Eğer müsade ederseniz bende geçte olsa fikirlerimi söylemek isterim.Öncelikle Klasik ve Modern Şiir hususunda yazılan bütün bu yazılar doğrudur -ki yanlış olacak değildir-.Klasik Şiir’de bilindiği gibi Arapça-Farsça unsurları taşıdığı bilinmektedir.Buna karşın Modern Şiir’ de (serbest nazım, ölçü…) Fransız Edebiyatının izlerini taşır.Buradan hareketle aruz ölçüsünün nasıl kullanım alanı bulacağını yazmak istiyorum:
Günümüzde -bilindiği gibi- kelimelerde bulunan -bazı kelimeler hariç- şapka denilen â,î gibi mahreçler kalmıştır .Bunların aruz ölçüsünde ne kadar değerli olduğu bilinen bir gerçektir.Dolayısı ile aruz ölçüsü için gerekli olan bir değer ortadan kalkmıştır.Bana göre bundan sonra yazılan bir şiir aruzla olduğu vakit çok daha değerli olacaktır.Ama bir yandan da güzel bir elden çıkmamışsa bunun bir değeri yoktur.Öte yandan serbest ölçüye gelince:
Serbest ölçü şiirde serbestliktir, anlamda serbestlik değildir.Ki günümüzde şairim diye geçinen bazı şahıslar serbest ölçü kullanarak hem serbest ölçünün değerinin yitmesine hem de şiirin anlamsızlaşmasına yol açıyor ki bilindiği gibi bu anlaşılmazlık şairin bilerek yaptığı bir şey değildir.Hece veznine gelince :
Özellikle milli edebiyat döneminde gündeme oturan bir konudur.Geçmişten günümüze halen kullanılmaktadır.Neyse konumuz bu değildi.Asıl yargım kişilerin şair olsun olmasın istediği şeyi yapabileceği ve bunda sınır tanımayacağı gerçeğidir.Kaygımsa şiirin anlaşılmazlığa ve başıbozukluğa itilmesidir.Söylediğiniz her şairin edebiyatımızda ve gönlümüzde ayrı ayrı yerleri var.Ayrıca ozanlık bir hakaret,küçük düşürücü bir lakap değildir.Zira İstiklal Marşı nasıl şiirse onlarda birer şairdir.Artık bu aruz-serbest kavgası bitsin,zira herkes istediği ve başarılı olduğu eserler verir.Saygılarımla.
28 Ağu 2009 - 15:42
Kadir Bey kardeşim,
Dilimizde kullanılmakta olan düzeltme işareti ya da diğer bir ifadeyle “şapka”nın kullanımdan kaldırılmadığı, T.D.K. Başkanı dâhil, bu konudaki en yetkili ağızlar tarafından ifade edilmiştir. Sen farklı birşey biliyorsan bizimle de paylaş lütfen. Saygılar.
27 Oca 2010 - 00:32
biraz basit bir yorum olacak belki ama…
bana göre şiir yazılmış olduğu dilinin zirvesidir.bugün divan şiirlerini anlamıyor, aruzu öteliyor olmamızın sebebi,osmanlıcaya yabancı kalmış/bırakılmış olmamızdandır.divan edebiyatı ki o dönemi de düşünürsek; ayak takımın-külhanbeylerinin-dahi şiirle, beyitle konuşuyor olması osmanlı edebiyatının zirvesini gösterir.aruzun o zamanki güzelliğine ulaşmamız yılları asırları alacaktır.zira dilimizden pek çok eski(!) kelimeyi çıkartmış kuşa benzetmişizdir.ne zaman ki bize göre eskimiş deyip bir kenara kaldırdığımız değerlerimize sahip çıkar,kelimelerimizi sahiplenir bağrımıza basarsak muvaffak oluruz.köklerimize bağlı kaldığımız nisbetinde bu gelişim sürecini-hani asırlar sürecek olan;)-kısaltabiliriz…
saygılar
30 Nis 2010 - 00:09
Baştan sona kadar yazılanları okudum.Mâlum bir kavgadır sürüyor, adına ne derseniz deyin ama bence bu vezin tartışmasından çok bir gelenek tartışması.Aruzu ve heceyi yerli erince kullanamayan serbest şiirde yazamaz zaten.Bugün ben şairim diye ortalıkta gezenler bırakın aruzu heceyi dahi bilmezler çünkü daha kolaylarına gidiyor üst üste kereste yığar gibi mısraları dizmek ki kereste bile belli bir intizam üzre diziliyor bunların ki olsa olsa inşaat molozudur.Ezbere beyit söleyebilirsiniz kıta söyleyebilirsiniz ama bir serbest şiiri o kadar kolay ezberleyemezsiniz ahenk yoktur intizamdan musikiden nasibini alamamıştır kelimeler gelişi güzel savrulmuştur velhasılkelam virane köiş gibidir klasik şiirin tadına vardıysanız yüzüne bile bakmazsınız.Ayrıca ikinci yeni diye birşeyde yktur sonradan isim vermişlerdir edebiyat eleştirmenleri beğenmedikleri orhan velini istanbulu dinliyorum şiirinden üstün bir şiir yazabildiler mi ben ona bakarım hepsi haso hüso faso füso…Klasik zevkimize misal maksadıyla size bir gazel ve nazm-ı kıt’a sunayım:
Bahçemde ağaçlar çiçek açmış, haberim yok!..
Âheste bezenmişde, yeşil renk sedirim yok…
Yaprakları tülden pelerin, bestesi nârin,
Baktıkça bakan gözlere gönlümde yerim yok…
Gül goncası kıpkırmızıdır yâre gülerken,
Nergislere nispet yapacak bir seherim yok…
Hercâi tomurcuklara bûseyledi gönlüm,
Çapkın gülü ballandıracak süt şekerim yok…
Hande-i gülistâna misâfir gibi girsem,
Gülhânı çabuk kandıracak bir hünerim yok…
Bülbül mü Murâdî’ye sabâhında fısıldar?
Nâlân ise sümbül, gül-i zârâ seferim yok…
Vezni: mefûlü mefâîlü mefâîlü feûlün
Erguvanlar açtı ey sâkî, fasl-ı beng ü bâdeye
Neş’e sun gül-gonca meyden, mahrem-i peymâneye
Zerre lütfun istemez ammâ gönül vîrânedir
Mübtelâ olmuş bu dîdem peyker-i meyhâneye
fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün