Beykoz’da çok sevdiğim bir mekan var. Ne zaman, süpersonik bisikletimle Beykoz’a gitsem, mutlaka orada otururum. Yiyeceğimi orada yer, içeceğimi orada içerim. Dergimi gazetemi orada okur, arkadaşlarla telefon görüşmelerimi genelde orada yaparım. Nedense orada iken, hep arkadaşlarımı arayıp hal hatır sormak isteği ile doluyorum. Mekanın ismini de deli gibi yazasım var ama, reklama girer diye yazamıyorum. Halbusi ne var yani. Ben de Hıncal Uluç olsam kendimce ne olur yani. Neyse, o mekanda, çaya kesinlikle para almıyolar. Ben de bazen sadece çay içmek istediğimde, bir eziliyorum, bir büzülüyorum, anlatamam. Ama başka bir yere de gitmek istemiyorum. Çayı paralı içmeyi teklif ettiğimde, sanki çok büyük bir hakaret etmişim gibi davranıyorlar. Galiba ben orayı en çok da bu yüzden seviyorum. Abi bir tavırları var. Galiba bu yüzden arıyorum arkadaşlarımı orada iken. Biz belki de millet olarak abi seviyoruz ya, bu yüzden. Mesela, ustaların ustası Metin Üstündağ’a dergide, Metin usta demiyoruz, Metin abi diyoruz. Biz abi seviyoruz. Kim bize abilik yaparsa onun yanında oluyoruz. Bazen kendimizden küçüklere bile, gayriihtiyari, abi diyoruz. Bence biz bu yüzden güzel insanlarız. Abi kültürüyle büyümüşüz, abisiz kalmak hiç istemiyoruz. Günün birinde aslan gibi bir abi olmak istiyoruz. Çünkü o an geldiğinde çok mutlu olacağımızı, çok iyi biliyoruz.
Nerede bir, bisiklet kaskıma, şapka diyen bir insanla karşılaşırım, o anda sevinçten gözlerim yaşarır. • Nerede bir restoranda, açık havada, uçmasın diye, peçetesini tabağının altına sıkıştıran bir insan var, bence orada, bizden bir insan var.
@Alpay Erdem, Penguen
Bazen değişiklik gerekir, ben de onu yaptım.