Archive for Şubat, 2009

Platon ve İdeal Devlet

Platon devleti doğal bir düzen olarak; yani bir canlı organizma gibi düşünmektedir. Ona göre, devlet canlı bir organizmadır çünkü devletin her organı ancak bütün yapı içinde yaşamını sürdürebilir. Bütünden ayrı bir devlet veya sivil kurum yaşamım sürdüremez. Çünkü bir organ bedene bağlı olduğu sürece canlılığını korur. Bu nedenle Platon’a göre, birey toplum dışında var olamaz; toplum da bireylerle var olur.
Platon, Devlet (Politeia) adlı eserinde ideal devletini tanımlar. Devleti oluşturan sınıflar insan ruhunun  üç   parçasına   göre   düzenlenmiştir.   İnsan   ruhunda “madde” ve duyguya yatkın yeti, itaati ve üretimi; cesarete yatkın yeti, korumayı ve savaşmayı akla yatkın yeti ise yönetme ve bilgi edinmeyi içermektedir. İste, ruhun bu üç yetisine karşılık, devlette de üç sınıf bulunmaktadır. İtaat ve üretime karşılık işçi, köylü ve zanaatkarlar; korunma ve savaşmaya, karşılık bekçiler; yani askerler; yönetme ve bilgi edinmeye karşılık yöneticiler ve bilgeler sınıfı, gelir. Platon devletinde her sınıfın ne yapmaları, nasıl bir eğitim almaları, ne tür mal ve mülk edinmeleri, kimlerden oluşmaları gerektiği gibi konuları ideal bin tasarımla belirlemiştir. Birinci sınıfı oluşturan İşçi, köylü ve zanaatkarların temel erdemi itaat etmek ve çalışmak olduğu için, bunlar üreten sınıftır. Devleti besler, doyurur, giydirir. Bu grup devletteki en büyük çoğunluğu oluştururlar. Bunlar üretime yönelik el sanatları, beceri, tarım gibi bilgilerle eğitilmelidir. Bu grubun en önemli özelliklerinden biri, istedikleriyle evlenebilir, çocuk ve özel mülk sahibi olabilirler; Bu sınıf için, bir sınırlama söz konusu değildir. Devamını Okumak için »

Yükseklerde Durma Gönül – Latife Eraslan

Geçenlerde radyoda denk geldiğim bir parçayı daha sonra araştırdım ve buldum. Müthiş bir ses, sözler zaten müthiş. Bize sadece dinlemek kalıyor. Buyrun;


YüksekLerde – Latife ErasLan
Latife Eraslan;

Sözleri;

Yükseklerde durma gönül
Kar ile boran olursun

Harama el sürme gönül
Zalime yaran olursun

Hiç bir mecliste övünme
Varsa sarayın seninle

Dünya malına güvenme akibet viran olursun
Dünya malına güvenme akibet viran olursun yar

Meçhulî ayak baş olma
Dem iç ama sarhoş olma

Cahille arkadaş olma, yılanı saran olursun
Cahille arkadaş, yılanı saran olursun

Söz: Meçhulî

Tüccar ve Dolandırıcı

Toplum olarak alışveriş hayatımızın bir parçasıdır. Her birimiz hayatın farklı zamanlarında alıcı olsak da birçoğumuz da satıcı (tüccar “ticaret ile uğraşan) konumundadır. Bazen dükkanlara girdiğimde tüccarın beni karşılayış tavrı çok etkiler, bazen de dükkandan çıkıp gitmeme sebep olur. Etkileyenlerin ardından zaten “işte esnaf budur” derim ve kendimce överim onları. Tüccar, müşterisine alışverişte verdiği sözü tutmalı, malın kalitesini olduğu gibi söyleyip kusurunu gizlememelidir. Hakkı olandan fazla kâr istemeyerek, kaliteli malla, düşük vasıflı malı birbirine karıştırmamalıdır. Ölçerken, tartarken bile hile yapmaktan kaçınmalıdır. Zaten bunları yapmayan bir tüccarın, tüccarlık değil dolandırıcılık yaptığı söylenebilir. Maalesef ki günümüzde tüccar az, dolandırıcı çok.

Bu konu Şuayip Peygamber ile ilgili olarak Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:
“Meyden halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber gönderdik. O şöyle dedi: -Ey Kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum”(Hûd, 11/84)
Tüccarda en önemli nitelik, sözüne ve anlaşmalarına bağlı olmaktır. Lakin bir çok tüccar bunun aksine ne kadar çok para kazanırsa o kadar iyi tüccar olacağını düşünmekte ve bu yüzden gaflete düşmektedir. Çünkü onun şeref ve itibarı ancak bu şekilde korunacaktır. Kur’an-ı Kerim’de sözüne, taahhütlerine bağlı olanlar övülmüş, aksine davrananların sorumlu olacakları bildirilmiştir.Bir malın gerçek değerini gizleyerek, düşük kaliteli malı, iyi kaliteli bir malmış gibi satışa sunmak, haram ve günah sayılmıştır. Böyle bir durumda üç türlü suç işlenmiştir. Müşteriyi aldatmak, yalan söylemek ve fazla para almak. Bunların üçü de çok çirkin davranışlardır.

Tüccarlara selam ederim.

Dipnot: Diyanet takviminden faydalanılmıştır.

Ciddi İşte…

ciddi

İroni Nedir

Nesnelerin birbirine karşıt adlarla adlandırılmasına dayanan ve Aristoteles’in karşıtlama ile eş tuttuğu retorik sanatına ironi denir.
Kökeni sokratesçi ironiye dayanan bir retorik sanatı olarak ironi, okuyucuda gülünç ya da eleştirici bir etki yaratmayı ve iki öğe arasındaki karşıtlığın tam olarak anlaşılmasını amaçlar. XVIII.yy yazarları, XIX. yy yergi yazarları, Antole France, Renan, Alain ironiden yararlandılar ve bu sanat onlarda genellikle titiz bir kuşkuculuğun ifadesiydi. Daha genel olarak ironi, her yapıtın oluşumunda yer alan karşıtlıktır. Örneğin, Sophokles’in Oidipus’ta örneğini verdiği trajik bir ironiden ve Friedrich von Schlegel’e göre öznel olmakla birlikte nesnelliğe bağlı bir yapıtın ikiliğini göstermek üzere, romantik ironiden söz edilebilir. New Criticism akımı da her türlü dilsel yaratmanın taşıdığı gerili ve iki yanlığı belirtmek için bu kavramın kullanımını genelleştirmiştir.

Türk Dil Kurumu ise 2005 basımı sözlükte madde başı olarak yer verdiği “İroni” kelimesine;
1.Gülmece.
2.Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme. “ anlamlarını vermiştir. Fransızca “ironie” kelimesinden geldiği de sözlükte bildirilmiştir. Wikipedia ise aynı sözcüğün eski yunanca” eironeía” sözcüğünden geldiğini belirtmiştir.

İronide söylenen şeyin ya tam tersi ya da tersi olmasa da uzak anlamlısı kastedilir. Ciddi söylem gibi görünen ifadelerde aslında çelişen noktalara vurgu yapılır. .Mizahdan farkı olarak ironi daha eleştirel bir tavra sahiptir.

Ayrıntılı bilgi için Hece Dergisi 124 ve 125. sayıyı edinebilir ve bu sayılardan Türk Edebiyatındaki ironi görünümünü inceleyebilirsiniz.