Archive for Kasım, 2008

Ölmek Kolay, Zor Olan Ayrılık

Ölmek âsân âşıka bir dem firâk-ı yâr güç
Böyle müşkil derd esîri hastaya tîmâr güç

Aşık için ölmek en kolayı…Zor olan, bir anda olsa sevgiliden ayrı kalmak. Nitekim böylesi dermansız derde tutulan hastanın tedavisi de güç.

Aşk mühlik yâr gafil mübtelâlar n’eylesin
Birbirine derdini inkâr güç ikrar güç

Aşk helak edici, sevgili ise ilgisiz…Tutkunlar ne yapsınlar; aşklarını inkar etmeleri de, söylemeleri de imkansız (inkar etseler, her hallerinden aşık oldukları belli; aşığız deseler, sevgili oralı değil!)

Gerçi aşk izhârı bîtâb olmayınca cürm olur
Dilber ammâ müdde’â-fehm olıcak inkâr güç

Gerçi, (aşk kitabından, aşığın) tükenip son nefesini vermesen aşkın ortaya dökülmesi suç olur amma, sevgili zeki olup da (sevenin hallerinden onun âşık olduğunu) anlarsa bu sefer aşkı inkar etmek de güçtür.

Yâr eğer âşık ne eylerse muhabbet iktizâ
Etmemek olur mahallinde ânı izhâr güç

Aşkın gerektirdiği her şeyi yaptığı halde, sevgilinin kendisine karşılık vermemesi kadar aşığın gücüne giden ne olabilir?

Olsa Nef’î n’ola ger endîşesiyle hem-zeban
Neylesin yâ sohbet-i yârân-ı nâ-hemvâr güç

Nef’î içindeki düşüncelerle aynı dili konuşmasın da ne yapsın? Uygunsuz dostlarla (rakiplerle) sohbet edilemiyor ki! ( Bu beytin anlamı şu şekilde de verilebilir: “Nef’î sevgiliden dolayı düştüğü endişelerle uğraşıp dursa ne çıkar; uygunsuz dostlar (rakipler) ile bir arada olmaktan iyidir.”)

-İskender Pala-

Ebrû Sanatı

Ebru, kitreli su üzerine serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bunu hazırlama sanatına denir. İslam bezeme sanatlarının hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süreli netice alınanı olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. VIII.asırdan itibaren Çin’de XII.asırdan itibaren Japonya’da benzer teknikler kullanılarak yapılması, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesindekiebre” ismiyle Türkistan’da ortaya çıkışı, bu sanatın tarihî gelişimi hakkında az da olsa bir fikir vermektedir.

Türkistan’dan en geç XVI. Asır başlarında İpek Yolu’nu takiben İran’a geçişinde “ebrî” olarak adlandırılan bu sanatın, gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıması, buluta nispek ifade edilen Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlılarda da revaç bulan aynı isim, Türkçede “ebru” ya dönüşmüştür. Hatalı olmakla beraber, kaşa benzer şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanat Farsçada “kaş” manasına gelen “ebru” kelimesiyle adlandırılmıştır. Kız çocuklarına isim olarak verilen Ebru da bu kaş manasına gelen kelime değil “Âb-rû” olan yüzsuyu olmalıdır. Keza “yüz suyu hürmetine” gibi bir kullanım ile bu kelime kalıplaşmıştır.

Bir defa yapılan ebrunun aynısı bir daha tekrarlanamaz, ancak benzeri yapılabilir. Bundan dolayı her ebru asla kopya edilemeyecek bir sanat özelliğini taşır.

Ebru kağıdı, yazma kitapların ciltlenmesinde ve yan kağıdı olarak, bundan başka kıt’a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, ayrıca koltuk denilen kısımlardan çok kullanılmıştır. Bu sıralananların pek güzel örneklerine müze ve kütüphanelerde rastlanır. Ancak, XIX. Yüzyılda Batıdan ithal edilen matbu ebru kâğıtları, hem bu sanatın zevkini kaçırmış hem de yerli ebrucuların geçimini güçleştirmiştir.

Öğretmenler Gününün Ardından

Hafta sonu bazı işlerimden ötürü Yozgat‘a gittim. 24 Kasım ile başlayan haftaya da orada girdim. Yozgatlıların Cumhuriyet Meydanı diye nitelendirdikleri bir alan var. 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinlikleri dolayısıyla orada bir kalabalık giderek artan miktarda toplaşıyordu. Önce idrak edememiştim neden toplanıldığını. Daha sonra arka planda duyduğum müzik ile zihnime bazı şeylerin ta küçüklükten kazındığını anladım. Bugün öğretmenler günüydü. Kimisi benimle yaşıt kimisi ise emekli olmasına ramak kalmış bir çok öğretmen…Hepsi o meydanda toplanmıştı. Onlar aralarında töreni beklerken sohbet ediyordu. O müzik ise bana ilkokulumu, mavi gömleğimi bir düğmesi kopuk beyaz yakamı hatırlatıyordu. O ses bana yine o günlerdeki gri kumaş pantolonumu, arka tarafından dört mevsimi gösteren posterli sınıfımı hatırlatıyordu. O ses ki bana bazen bir Türk bayrağı, bazen de ilkokul öğretmenim Zehra Erciyes’i hatırlatıyordu.  Dinledikçe tüylerim diken diken oluyor, gözlerimse dolarak eşlik ediyordu.
Neredeyse 15 yıldır duymadığım bu müzik sözlerinin tamamıyla aklımdaydı. İçimden eşlik ediyor ve o zamanlar anlam veremediğim bazı sözlerine anlamlar yüklüyordum. Megafon edasıyla cızırtılı olarak çıkan bu müzik öğretmen marşıydı.

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk’e denk;
Korku bilmez soyumuz.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

Bugün itibariyle öğrendim ki bu marşın sözleri de İsmail Hikmet Ertaylan’a aitmiş.  O sıkıcı basma kalıp törenlerde duyduğum bu cızırtılı müziğin beni bu denli etkileyeceğini hiç düşünemezdim.
Buyurun siz de dinleyin;

Yerel Türkücüler

Çok güldüm :)

Bir Şeyler Öğrenmek İçin Bir Şeyler Yapmak Gerekir

Bir şeyler öğrenmek için bir şeyler yapmak gerekir.” düşüncesinden hareket ederek bir şeyler öğrenmek için bir şeyler yapmaya karar vermiştim bir süre önce. Öğrenmek istediğim bu “bir şeyler” siteye ait sistemin yani wordpress’in yapısı ve tasarıma ait bazı özelliklerdi. Bir süre evvel el attığım bu iş dün gece itibariyle meyvesini “Yeni Tema Görünüm” olarak verdi.
Disciple adlı görünüm hoşuma gitmişti. Bu görünümü değiştirerek kullanmak istedim. Bu isteğimi pekiştiren de Hüseyin Mert’in görünüm hakkında söylediği olumlu sözlerdi. Biz bu işi yaparken “maho” da tesbihiyle bize eşlik etti. Daha sonra hangi renkleri kullansam diye düşünürken siyah ve sarı aklıma geldi. Yalnız sarı  mat olmalıydı. Yavaştan yavaştan boş kaldıkça uyguladım. Sayfanın header denilen üst kısmına ise “Meksikalı”yı” koymayı uygun gördüm ve glow effect (parlama efekti) kullanarak bir şeyler yazayım dedim. Yazdım ve çizdim. Güzel de oldu galiba. Aklımdaki düşünce bu sarı ve siyahı zaman içinde değişerek görünümü değişmeden kullanmak. Bazı problemler yaşadım onlarda da hacım sağ olsun yardımcı oluverdi. Benim ona onun da bana tatlı borcu var bilesiniz.

Bugün felsefe çalıştım. Çalışmakla kalmadım aynı zamanda felsefi problemlerin bazılarını kendime sordum. Bununla da kalmadım anneme de sordum.
-Anne varlık nedir?
-Ne?
-Varlık diyorum anne varlık. Nedir bu varlık denilen şey?
-Amaan! Turşu yedim ağzım yandı.
-Varlık turşu mudur anne?
-Varlık var olandır.
-Var olan nedir?
-Gördüğümüz, hissettiğimizdir. Mal, para, eşya görülür. Sağlık, huzur hissedilir.
-Benim sağlığımı hissediyor musun? Benim sağlığım sana göre yoktur o zaman.
-Görüyorum.
- !

Evimizde bir filozof yetiştirmişiz de haberimiz yok.