Erkan Hirik
Bir Tutam İroni
Bir Tutam İroni
Eyl 7th
Facebookta bulunduğum kısa süre içerisinde Kırıkkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı grubuna katıldım. Güzel bir tartışma yaşadık orada. Hep eskilerin yaptığı gibi eski-yeni çatışması. Belki de bir nevî doğu-batı çatışmasıydı. Bu çatışmayı bu coğrafya çocuklarının yapması, bu iki arada kalmış insanların yapması, Tanpınar‘ın deyimiyle “eşikte olan” bizlerin yapması bana göre çok anlamlıydı. 
Kaliteli bir tartışma yaptık kanısındayım. Bu tartışmayı sizlerle paylaşmamdaki maksat “tartışma” dediğimiz şeyin “terbiye” hududu içinde nasıl yapılacağının göstermektir. Zira televizyonlar izlediğimiz tartışma programları yakında bir dövüş sporu olarak kabul görebilir.
Tartışma aşağıdaki gibidir. Söz konusu tartışma Fethi Kasap, Kaan Fakılı, İsa Karaaslan ve benim aramda geçmiştir. Konu “aruz“dan yola çıksada elbette başka şeylere de değinmiştir. Buyrun edebî zevke;
Fethi Kasap:
şiir aruzdur, aruzun da en iyi kullanıldığı şiir divan şiiridir. Baki bu hususta en nadide misalleri teşkil etmiştir ifadesi nitekim manidar olacaktır. akif de aruzu kullanmıştır ama 17. asır klasik edebiyat şairlerimiz kadar mütehassıs değildir. bununla birlikte kendi asrında akif, ikamesi mümkün olamayacak kadar müstesna eserlerin altına imzasını atmıştır. Devamını Okumak için »
Eyl 4th
İstanbul ve Biz serilerinde belirttiğim gibi bir süre evvel TUDOK’a katılmıştım. TUDOK’ta bir çok fotoğraf çekilmiş ve yetkililer bunları facebook ya da sitelerinde vereceklerini belirtmişlerdi. Buna mütemadiyen olmak istemediğim bir yer olan facebook hesabımı aktif hale getirdim ve alacaklarımı aldım…
Elbette hesabımı aktif hale getirmişken bazı arkadaşlarımla görüşme fırsatı buldum. Güzel oldu. Yeni insanlarla da tanışmayı ihmal etmedim. Daha önce şurada belirttiğim yazıdaki durumlar halen değişmemiş bu arada. Halen çok saçma.
Ve’l-hasıl-ı kelam artık yokum. Olanlar da ben değilim.
Selamlarımla.
Eyl 4th
Google artık web browser yani Türkçesi internet tarayıcısı ile de artık karşımızda…Google yaptığı her işi benim gözümde en iyi şekilde yapan bir firma. Acaba çıkardıkları bu internet tarayıcısı – Google Chrome – ile de yapmışlar mıydı ? Elbette bunu anlamak için programı indirip kurmak gerekiyordu. İftardan sonra indirdim ve kurdum. Sonuçta program Google tarafında yapıldığı için benim gibi eminim bir çok kişinin gözünde de bir artı puan ile piyasadaki yerini almıştır. Google açık bir şekilde belirtmiyor lakin bu tarayıcı da tıpkı Firefox’ta olduğu gibi açık kaynağa sahip. Yani geliştiriciler tarafında geliştirilmeye gayet müsait. Buraya tıklayarak indirebileceğiniz program kurulum dosyası değil. Ona tıklayarak bir süre sonra Chrome’u kurmuş oluyorsunuz.
Sitemin Chrome’dan görünüşü;
Google Chrome gayet sade bir ara yüze sahip, bunu yaparken Google yetkilileri insanların web sayfasına ilgilerini verebilmelerini amaçlamış ve elbette hızlı bir gezinti yapmalarını amaçlamış olmalılar. Zaten Google yetkilileri bunun için V8 adını verdikleri bir motor kullanmışlar. Chrome gayet az RAM harcamakta böylece çok hızlı çalışmakta. Programın Türkçe arayüze sahip olması da bizim için bir artı tabii ki. Google belki de ilk kez bir uygulamasını bu kadar çabuk Türkçeleştirdi.
Chrome için Firefox ve Internet Exporer 8’in kullanıcılar tarafından beğenilen özelliklerini bir araya topladığını söyleyebiliriz.
Özellikle “yeni gizli pencere” işlevi programa bir artı katmış. Bu özelliği kullanarak gezdiğiniz sitelerin bilgisayarda depolanmasını engellemiş oluyorsunuz.
Chrome eğer gezdiğiniz sitenin zararlı bir site olduğunu seziyorsa sizi ciddi ciddi uyarıyor bilesiniz.
Yer imleri ya da sık kullanılanlarınızı eski tarayıcınızdan Chrome’a taşımak için programın özelliği mevcut.
Kısaca diyebilirim ki Google yine yapacağını en iyi şekilde yapmış. Tabi eski alışkanlığım olan Firefox’tan vazgeçer miyim, bilmiyorum. En azından Google bunu denemem gerektiğini anlattı bana bu yaptıkları program ile. Deneyelim görelim.
Ek:1 – Program bazı sitelerde “undefined hata” veriyor. (bkz: www.memurlar.net)
Eyl 2nd
Az evvel televizyon izlerken NTV’de Gece Gündüz programında denk geldim. Çağan Irmak yeni bir film çıkarıyormuş oradan öğrendim. Babam ve Oğlum gibi bir filmden sonra artık bu şahs-ı muhterem ne çıkarsa izlenir düşüncesiyle filmi araştırmaya koyuldum. Filmin adı Çağan Irmak’a yakışır derecede ilgi çekici. Issız Adam. Biraz araştırdım ve konusunu falan okudum. Konusunun şehirde geçmesi hasebiyle “Çağan Irmak Şehre Döndü” gibi yazılarla karşılaştım. Hayatın yalanlarını “Mustafa Hakkında Her Şey” de, “Babam ve Oğlum” da arada kalmışlığı, “Ulak”ta ise hayatımızdaki hikâyeleri anlatan Çağan Irmak bu kez filmin konusunu şehirden yazdığı için bu tip yorumlara sebep olmuş. Filmin tanıtımında şu cümleler ile yapım tasvir edilmiş; “Modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film. Metropol kalabalığı içinde yaşarken farkında olmadığımız, kaybettikten sonra değerini anladığımız insanlara, günlere ve daha birçok şeye dair buruk ama yine de umut dolu bir hikâye.”
Filmin başlıca iki kahramanı var. Birisi Alper, diğeri ise Ada…Alper bir aşçı. Hayatı deli dolu yaşayan, günlük ilişkiler geçiren birisi. Ada ise bunun aksine gayet mütevazı bir yaşama sahip genç bir kız. Bu iki şahsın bir şekilde karşılaşması ve hayatlarında olmayan şeyleri tecrübe etmeleri ve bu tecrübelerin getirdiği sıkıntılar… Mütevazi bir hayata sahip olan ve filmin merkez konumunda olan Ada ile filmin adına baktığımızda –Issız Adam- yukarıda da belirttiğim gibi ilgi çekici bir alakayı sezebilirsiniz. Seçilebilecek en zekice isim.
Film Kasım ayında gösterime girecekmiş…
Devamını Okumak için »
Eyl 1st
Her zaman ramazan ayı sene içinde okulda olduğumuz vakitlere gelirdi. Hayatımda ilk kez bir ramazan ayının yaz aylarına denk geldiğine şahit oluyorum. Kışın orucumuzu tutarken annemiz, babamız zamanında yaz ortasında tuttuklarını söylerlerdi de bizim için bir hikâye gibi gelirdi. Şimdi o hikâye ile karşı karşıyayız.

İlk oruçlarımı tam hatırlamıyorum ama hatırladıklarım ortaokul dönemlerime denk gelirdi. Geceden bolca yiyerek gündüz acıkmayacağımı sanırdım. O kadar çok yerdim ki o küçücük mideme nasıl sığdırırdım bilmiyorum. Acıkmaz mıydım? Acıkırdım tabi. Bazı günler öyle olurdu ki keşke unutsam da biraz bir şeyler atsam ağzıma diye düşünürdüm. Lakin hiç unutmazdım. Çocukluk işte…
Okulda olduğum vakitlerde bazılarının yediğini gördükçe dudaklarımı ısırdığımı da hatırlarım o yıllarda…Güzeldi o yıllar. Öğretmenimiz bırakırdı bizi iftar yapmamız için daha sonra derse devam etmemiz kaydıyla. Kimisi benim gibi evinden getirdiği ile yapardı iftarını. Kimisi ise dışarıdan bir şeyler alır gelirdi ve 3 er kişi oturduğumuz sıralara sıkışırdık, yerdik…Vallahi güzeldi. Eskiydi ya o günler, ondan da güzeldi zaten…
İlkokulu da hayal meyal hatırlıyorum. Hava kararmak üzereyken atılan topu ve yankılanarak okunan ezanı…Bazen tuttuğumu da hatırlıyorum orucu fakat nasıl dayanıyordum, kolay mıydı, zor muydu hatırlamıyorum.
Velhasılı kelam ah eski günler ah…Nerede o eski ramazanlar değil mi a dostlar!
Ne demişler ?