Aylık Arşiv Ağustos, 2008.


Avanak Kuzenler

Sanat

Malum bugünlerde filmlere meraklıyım. Bu yüzden güvendiğim kişilerin verdiği tavsiyeleri ihmal etmiyorum. Tavsiyeleri izleyerek hem de onların beğeni ölçütlerini görmüş oluyorum. Geçenlerde bir arkadaşım bana bir film çıkacağından ve filmin oyuncularının Recep İvedik’teki bir çok kişiyi kapsadığını söyledi. Elbette Şahan Gökbakar hariç. Zaten filmin yapımcısı Recep İvedik filminin yapımcısı ile aynı.. …Filmin adı Avanak Kuzenler. Konusu adında gizli aslında. Üç tane birbirinden hiç ayrılmayan ve hepsinin kendine has avanaklıkları olan kuzenin başlarından geçenin hikayesi olacakmış. Fragmanını izledim filmin, oyuncuların bir çoğu tanıdık yüzler. Yağmur Atacan, Hakan Bilgin, Alp Kırşan, Paşhan Yılmazel, Recep İvedik’te “Sibel” rolünü oynayan Fatma Topbaş, Tuluğ Çizgen, Erdal Tosun, Özlem Savaş…
Velhasılı kelam filmin tamamını 26 Eylül 2008’de izleyebileceğiz ve o zaman karar vereceğiz nasıl bir film olduğuna. Ve arkadaşımın tavsiyelerini de anlamış olacağız
Filmin konusu aşağıdaki sitede bulabilirsiniz.
Film için yapılmış site için buraya tıklayınız.

2 Yorum

İstanbul ve Biz-4 [TUDOK'lu Günler]

Diğer

…ve TUDOK 2008’in ilk günü…

Tuhaf bir heyecan var içimde. Çocukken okula ilk başladığınız heyecanı eğer şu an hissedebiliyorsanız bilin ki o heyecana benzer bir his vardı içimde. Akademik bir ortama aktif olarak katılacaktım. Kalktım ve bir güzel giyindim, en takım olanından…Kravatım da yakıyordu hani en turkuazından..E moda ya bu aralar, belli etmeden de olsa ufak ufak takip ediyormuşum modayı meğer. Traş zaten sinek kaydı
Arkadaşların da hazırlanmasını bekledikten sonra o’nu da alarak bizi kongrenin yapılacağı yer olan Kültür Üniversitesi’nin ana kampüsüne doğru okulun servisiyle yola çıktık. Yurt ile kampus arası çok yakın olmasına rağmen İstanbul’un cilvesinden olsa gerek oraya gitmek için bile bir çok yolu dolaştık. Yaklaşık 10 dakika sürdü diyebilirim. Halbuki caddenin karşısındaydı okul. Peki neden yürümedik, sıcak ve takım elbiseler desem yeterli olur sanırım.
Servisten indik ve okula girdik. Bizi Ömür Ceylan hocamız ve kendilerine mavi kelebekler diyen (sanırım üzerlerinde TUDOK yazan turkuaz t-shirtlerden olsa gerek ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü Kültür Üniversitesinde okuyan arkadaşlarımız karşıladılar. Kayıt yaptırmaya yeltendiğimizde “önce kahvaltıya alalım sizi” diyen Kayhan Şahan hocamızın nazik tavrı ve bize kahvaltı yapacağımız yeri göstermesi için birkaç mavi kelebek arkadaşı görevlendirmesi ve bu arkadaşların hiç üfleyip püflemeden gayet güler yüzle bize yolu göstermesi takdire şayandı. Kendimi çok önemli hissettiren bu hareket kongrenin güzel gideceğine bir işaretti diyebilirim.
Gayet güzel bir kahvaltı sonrası kaydımızı da yaptırdık ve elimizi bir sürü hediye türünden şeyler verdiler. Kitaptı, çantaydı, USB bellekti :) Onları taşımanın zorluğu ile dolaşırken bir yere oturduk ve kongre programına göz gezdirdik ben, o, Emrah ve Pınar
İskender Pala’nın yönettiği oturuma girmeye karar verdik. Karar verdik diyorum keza aynı anda iki oturum yapılmaktaydı. Pala’nın kitaplarından verdiği hayranlıktan olsa gerek tereddüt dahi etmedik seçerken…Salona geçtik oturduk ve İskender Pala’yı bekliyoruz. Birisi geldi fakat o İskender Pala değildi. Meğer biz öyle sanmışız bir an için…İskender Pala imiş o gelen. Saçlarını kestirip, hafif de sakal bırakınca çok değişen hocamıza ayrı bir karizma gelmiş…Oturum sonrası kendisi ile bizatihi tanıştım ve fotoğraf çektirdim. Beni görenler zaten sıraya geçti. Kendisi bana “sizi seviyorum, iyi ki varsınız” dediğinde “biz de sizi seviyoruz hocam” karşılığını verdiğimde ikinci sıcak ortamı yaşamış oldum. Bu arada yanımda tutuşmakta olan birisi vardı.

Emrah. Sıradaki oturum onun da sunum yapacağı oturumdu. Muharrem Ergin oturumuydu adı. Başkan ise “Old Turkic Word Formation” eseri ile tanıdığımız Marcel Erdal. Oturumdan önce Marcel Erdal ve Peter Zieme ile kısa bir sohbetin ardından anı ölümsüzleştirdik. Bir bu anın keyfini çıkarırken Emrah iyice heyecan içinde tutuşuyordu. “Köktürk Yazıtlarında Yön Kurgusu- Emrah Bozok” adlı bildirisini daha önceden okuduğum için kendisinin sunumu sırasında dinlemekten ziyade fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Gerçekten enteresan ve yaratıcı bir konusu vardı. Bir şey üretmek güzel be hemşerim. Tavsiye ederim, okuyun bu bildiriyi…Türkler hiçbir şeyi tesadüfi olarak yapmazlar ;) [ Bu not Emrah efendiye idi]…Emrah her ne kadar biraz heyecanlansa da güzel bir sunum oldu. Sunumunu yapmış olmanın verdiği keyif ile artık benimle uğraşıyor beni heyecanlandırmaya çalışıyordu bir gün önceden. O gün birkaç oturuma daha katıldıktan sonra yorgunluğu iliklerimizde hissetmeye başlamıştık.

Devamını Oku »

1 Yorum

İstanbul ve Biz-3 [TUDOK'lu Günler]

Diğer

…Geldik, yurttayız…
Öylesine yorulmuştum ki geldiğimde uyuduğum uykunun tadı halen dimağımda…Yatağımda sersem sersem etrafa bakarken odanın kapısı açıldı ve Fikret geldi. O da benim gibi Tudok katılımcılarından birisiydi. Sonradan öğrendik ki koleksiyoncuymuş kendileri : )
E karnımız acıkmıştı artık, bir şeyler yemenin vakti geldi. Yurdun güvenliğinden aldığımız yardımla Şirinevler meydanına doğru ilerlemeye başladık.
Etrafta tanıdık yerler aradık ki sürpriz bir fatura ve lezzetsiz bir şeylerle karşılaşmayalım diye…Bir o başa gittik, bir bu başa geldik meydanda. Sonunda karnımız isyan etmeye başlamıştı ki attık kendimizi şık bir sulu yemek bulunan lokantaya, ismini hatırlamıyorum vallahi…Yemek söylerken açlığımızın verdiği vahşilikle olsa gerek her şeyi yemek istiyorduk ki garson bunlarla zaten doyarsınız diyerekten siparişin devamını getirmemizi ima eder gibiydi. Söylemesi ayıp gerçekten de aldıklarımızı yedikten sonra alacaklarımızı nereye sığdıracağımızı düşündüm ve işte ticaret ahlakı budur diyerekten içimden de olsa garsonu tebrik ettim. Niye içimden ettim bilmiyorum, halbuki böylesi zor bulunuyor. : )
E gece oluyordu yatma yaklaşıyordu…Onunla ayrıldık, o yurduna ben yurduma geçtim. Odama girdiğimde banyo yapmış kurulanmakta olan birisi ile karşılaştım. Emrah’mış adı…Gayet sıcak ve samimi birisi olduğu izlenimini yaratmıştı ilk karşılaşmamızda. Sonradan da zaten belli etti kendisinin öyle olduğunu…Ertesi gün bildirilerin sunumu başlıyordu ve Emrah’ın ilk gün sunumu vardı. Benim ise ikinci gündü. Emrah sunum yapacak olmanın heyecanı ile bir süre çalıştı anlatacaklarına…Sonra ışıkları söndürdük ve uyuduk…

ve TUDOK 2008’in ilk günü…

Devamını yazacağım efendim.

2 Yorum

05 Kalem

Komik, İronik

Hani böyle 05 kalemimizin ucu, apansızın bitiyo da biz bir şeyler yazarken, biz bir şeyler çizerken, sonra biz, acaba kalemimizin içinde uç var mı diye sallıyoruz ya o kalemi, içinde uç veya uçlar olduğuna dair o büyülü sesi duyuyoruz ya sonra kalemin içinden gelen, işte o anın, son derece muştulu bir hali var. Ölürüm o muştu için.

Son olarak şunu söyleyeyim ki, nerede bir, misafirlikte, en son çayı bittiğinde, gayrı çay içmeyeceğini belirtmek için, çay kaşığını, bardağının tepesine yerleştiren bir insan var, orada, hala, muhteşem bir geleneği yaşatmak isteyen, gerçekten güzel bir insan var.

Devamını Oku »

Yorum Yok

Forrest Gump ve Hayat

Sanat

Geçen akşam bir film izleme isteği hissettim. İzleyeceğim aslında o kadar çok film vardı ki hangisini seçsem karar veremedim. Sonra elimin altına en yakın olanı izlemeye karar verdim. O da Forrest Gump oldu. Filmi Kaan’dan edinmiştim. Film zevklerimizin onunla aynı olması da [Melih’e not ->“çatla, biz Edebiyatçıyız” :) ] filmi izlememe katkıda bulundu elbette.

Neyse biz filmimize geçelim. Forrest Gump 1994 yılında yapılmış bir film. Wiki’den aldığım bilgiye göre “ABD’de 329,694,499 $, uluslararası olarak 347,692,187 $ hasılat ile toplam kazancı 677,386,686 $’a” ulaşmış filmin. Gerçekten de devasa bir rakam. Filmin konusuna geçmeden önce elbette Tom Hanks’den bahsedeyim. Filmde oynadığı rolü başka kim oynarsa oynasın onun kadar iyi oynayamazdı sanırım. Bakışlarında saflık, hareketlerindeki samimiyet filmin başarısına başarı katmış.

Yönetmen Zemeckis ise benim başarılı dememe gerek bırakmayacak derecede bir yönetim sergilemiş. Filmin konusunun olduğu kadar kameraların açıları da film boyunca bana ilginç gelen bir diğer yanıydı filmin. Özellikle filmin başında ve sonundaki tüyün uçuşması ile Forrest Gump’un ve birçoğumuzun hayatının arasındaki tesadüfîliklere yapılan vurgu müthiş…

Forrest Gump’ı canlandıran Hanks kadar diğer oyuncuların tamamı da hatasız, kusursuz bir oyunculuk sergilemişler. Özellikle Teğmen rolündeki Gary Sinise ve “dünyanın en güzel adı”nı taşıyan Jenny yani Robin Wright Penn

75 gibi sınırdaki bir IQ seviyesine sahip bir insanın bir çok meslekteki durumu ve arka planında Amerika’nın kısa bir tarihçesi ve saflığın, temiz yürekliliğin insanı nerelerden nerelere getirebileceğini görebileceğiniz filmde bir çok yerde hüzünlendiğiniz anda gülmeye başlayacağınıza eminim.

Filmdeki diyaloglar ve monologlar o kadar güzel ki hayran kalmamak elde değil. İşte onlardan size birkaç örnek;

Annesi ölüm döşeğinde olan Gump ve Annesi;

-neden ölüyorsun anne..?
-bak sıram geldi.
-…
- ah hayır, sakın korkma bir tanem..ölümde hayatın bir parçası…


Askeriyeye giren Gump ve komutanı;

drill sergeant: gump! what’s your sole purpose in this army?

forrest: to do whatever you tell me, drill sergeant!

drill sergeant: goddamnit, gump! you’re a goddamned genius! that’s the most outstanding answer i’ve ever heard. you must have a goddamned i.q. of a hundred and sixty! you are goddamned gifted, private gump!

Film boyunca bir çok kez duyacağınız cümle;
stupid is as stupid does

Annesinden bir intial;
mama always said :” put the past behind you before you can move on”

Jenny’e evlenme teklif ederken;
forrest: “will you marry me? i’d make a good husband, jenny.”
jenny: “you would, forrest.”
forrest: “but you won’t marry me.”
jenny: “you don’t want to marry me.”
forrest: “why don’t you love me, jenny? i’m not a smart man, but i know what love is.”

Bu diyalog ve monologları ekşi’den aldım. Oradaki yorumlara baktığınızda bile insanları nasıl etkilediğini, beğenmeyenin olmadığını görebileceksiniz.

Bankta anlatılan bu hikayeyi unutmayacaksınız.
İzlemeden ölmeyin…

1 Yorum
« Önceki Yazılar