Yakın tarihin en büyük katliamlarından birisi…Sırp Ordusunun soykırım girişimi. Yüzlerce toplu mezar, binlerce ceset…Halen yenileri çıkıyor meydana. Dünya ise masum oldukları katledilen bu insanların haklarını savunmuyor. Boşnakların içi halen acılı. Onların acısını paylaşıyoruz. Cürmümüz kadar olsa da buradan bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Srebrenitsa Soykırımı : “11 Temmuz 1995″ Günü, Bebeğinden,İhtiyarına Kadar 12.000′in Üzerinde Boşnak Erkeğinin, BM Barış Gücü Askerleri Korumasında Ve Güvenli Bölgede Olmalarına Rağmen ,Tamamının Üç Gün Süresince Hunharca Katledildiği Soykırım.
Sene içinde sürekli içimde uhde kalan bir şeydi film izlemek. Uzunca bir süredir bu isteğimi de Lost, Heroes, Prison Break gibi dizilerle avutuyordum. Sürekli içimden geçiriyordum, “şu filmi izlesem, şuna bakmak lazım, bu filmi izlemeyen bir ben kalmışım” gibi cümleler eşliğinde de film izleme arzumu kendime anlatıyordum. Nihayet o günler geldi ve filmleri izlemeye başladım.
İlk olarak “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini izledim. Filmin adından da vermek istediği olgu “olmayacak şeylere umut bağlamamak gerektiği“. Filmde bu fikri yönetmen Ahmet Uluçay iki köylü gencin hayali ile gösterirken Karpuzcu Kemal’in sözlerinden vermiş “Karpuz Kabuğundan Gemiye Binersen, Çabuk İnersin“. Sinema hayali ile başlayacan gencin hayalleri arasına bir genç kız girer ve “gımıldak” yani film oynatmayı başarır. Ancak sonra… neyse anlatmayayım da edinin ve izleyin.
Filmle ilgili bilgiler şurada var.
İkinci İzlediğim film ise Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson ikilisinin başrollerini paylaştığı güldürürken, hüzünlendiren “Her Şey Çok Güzel Olacak” idi. Herkesin izlediği benim ise izlemek için daha yeni fırsat bulduğum filmde haylaz kardeş olan Cem Yılmaz, filmdeki adıyla Altan rolünün adamı olduğunu göstermiş. Gerçekten de o role ondan başkası pek gitmezdi.
Mazhar Alanson ise filmde düzenli bir hayat içinde kendince hayalleri olan, bu hayallere kapılarak kardeşi Altan’ın da başı çektiği belalar zincirine kapılıyor. Rahat tavırlarıyla güldüren Cem Yılmaz, babasının ölümüyle birlikte hüzünlendirmeyi de biliyor. Fondan gelen ilahi sesinin de etkisi yok değil. Filmde dikkat çeken bir diğer nokta da Alanson’un varlığı sebebiyle olsa gerek; müziklerin güzelliği. Günümüzde beğenilen iki oyuncu olan Ceyda Düvenci ve Nurgül Yeşilçay ise filmde fazla role sahip değil. Filmin sonunda çalan “Benim Hala Umudum Var” ise filmin konusunu özetleyen bir seçim olmuş.
Kimileri yetenekli doğar, kimisi yeteneklerini sonradan kazanır. Sanırım bu doğanlardan. Köpek yerdeki topu nasıl da kaldırıp başının üstünde tutuyor görün. :]