Hayran Ol, Rahat Uyu

Aşağı yukarı hepimizin iyi ya da kötü facebook ile ilgisi vardır. Kimisi kullanır ve hakikaten book’unu çıkarır. Kimisi de kullanmaz ve kullananlara gıcık olur. Hatta kullanmayı aşağılık bir davranış gibi görür. Oysaki sosyalleşmek hayatın en büyük gereklerindendir. İnsan kendi kendisine yetemez hiç bir zaman.

Neyse daha fazla facebook ile ilgili konuşmadan bu sayfanın da ayakta durmasını sağlayan “Onur Şendere”, ufak bir etkinlik düzenlemiş. Bu etkinlik de yalnızca facebook kullananlara hitap ettiği için facebooktan bahsettim zaten. Facebookta 10 Nisan 2010 tarihine kadar “OnurSendere.com | Onur Şendere’nin not defteri beğeni sayfası”na hayran olur ve buraya tıklayarak aynı isimle yorum yazarsanız ufak bir çekilişe dahil olursunuz. Bu çekilişle de facebook, rss ya da blogger yastıkları kazanabilirsiniz.

RSS yastığı benim olur umarım. :)

Detaylar için buraya tıklayın.

Ve Sana Rağmen…

Yazık, ne mazi yazık
Anlatmaya yoruldum
Sen benden vaz geçince,
Ben o gün de vuruldum.

Yazık, günah ben oysa
Kardelen gibi,
Acıyla boy veren gibi,
Seni severdim .
Hüznün koynunda
Seni severdim.
Hem uyanık, hem uykumda
Seni severdim.
Ve sana rağmen yine severdim,
Dar ağacı ip boynumda.

Sen aşkı anlamaz bilmez,
Gül yansa ağlamaz, sakin.
Ben akmayan göz yaşında,
Seni severdim.
Sen hisli, korkak savaşçı,
Aşkı kime satmış hain?
Ben her savaş meydanında,
Seni severdim.

Devamını Okumak için »

Boşluk, Bomboşluk…

Bomboş bir yolda yürüyorum. Bomboş bir boşluk, yolun yanlarına serpilmiş, filizlenmiş, fidan vermiş. Varlığını hissettiriyor. Boşluk, bomboşluk…
Uçurum var yan tarafımda dibi, bucağı olmayan. Bir bilinmezliğe giden git gide derinleşen, bir alsa beni içine sanki yutacak. Bir boşlukta beni kaybedecek.
Sanki yaşıyor. Gitgide büyüyor içimde koca bir kara delik olmuş büyüyor, büyüyor ve sonunda her şey siyah…
Yaşlanıyorum. Yaşanmışlıklar içimde birikiyor. Yaşadığım her şey benden bir yaş alıyor. Ben bilmediğim bir yolda bilmeden yaşıyorum, yaşlanıyorum günler geçiyor. Sanki ruhumda, yanı başımda hatta içimde yine o…
Aslında sebebini bilmediğim yalnızlıklarımın, sessizliklerimin, mutsuzluklarımın, uğultularımın sebebi yine o…
Yollarda yürüyorum. Adımlarımı atıyorum yavaş yavaş…Arkamı dönüp baktığımda yürüdüğüm onca yol kaybolmuş. Sanki hiç yürümemişim gibi her şey aynı. Hep aynı aynı…Birden dehşetle etrafıma bakıyorum. Korkularım yüzüme gülmüyor. Yine boşluk. Çıktı karşıma, sarmış etrafımı öyle bir sarmış ki kurtulamıyorum. Bu defa teslim olma vakti. Gel büyü içimde kabullenme zamanıdır. Simsiyahlık vaktidir ve artık kaybolma…

Hülya Turan

Medya ve Bakış Açısı

*Medya bakış açımızı  hile ile nasıl değiştirebilir.

Günümüzün en önemli gücü hiç kuşkusuz medya. Medya deyince sadece televizyon, gazete ve radyo anlamayın. Özellikle internet gün geçtikçe bu medya diye adlandıracağımız sektörde yerini sağlamlaştırıyor. Üstelik Amerika’daki başkanlık seçimlerinde başlayan internet kullanımı ve Obama’nın bununla başarı elde etmesi tüm dünya siyasetini etkileyecektir. Twitter, Facebook, Friendfeed gibi sosyal amaçlı siteler zamanla siyasetin kullanılacağı bir güç aracı haline gelecektir. Bu bağlamda yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi bardağın boş ya da dolu yanı kadar basit olmayan aslında bakmamız gereken açının onlarca olduğunu gösteren örnekler var. Bunu daha iyi anlamak için günümüzde aynı haberi bir kaç kanaldan izleyin. Bu izleyeceğiniz bir kaç kanal bile birbirinden ne kadar farkılılaşacaktır göreceksiniz. Halbuki haber aynı. Fakat nasıl oluyor da birbirinden bambaşka şeyleri anlatıyor gibi davranıyorlar? İşte çıkar meselesinin, gücü ele alma isteğinin sonucu bunlar. O yüzden siz “siz” olun, başkası olmayın. Öyle çok daha…

Beyaz

Neden hayatta hep siyahları seçtim? Hep hüznü…Niye umutlar varken umutsuzluk? Neden hep efkar? Beyaz var oysa içimde. İçimde tam siyahın karşısında…Bütün güzelliği ile parlıyor oysa hüzne inat. Ben nasıl fark edemedim? Nasıl çektiyse beni kendine siyah, beyazlara hep geç kaldım.
Sabahları hiç sevmedim ben. Nedenini bilmiyorum. İşte bu yüzden hiçbir çiçeğin açışına şahit olamadım, günün ilk ışıklarına gözlerim kamaşırcasına bakamadım, hep duyduğum ama koklayamadığım teze mis gibi ekmek kokusunu fırından alamadım.
Hep upuzun taşlı yollarım oldu. Bana acı vermeliydi gideceğim yerler. Oysa sağıma dönsem tam karşımda gideceğim yer…Niye acı? Niye yollarım hep upuzun, taşlar bezeli her yerinde? Neden her şey esmer? Oysa içimde çiçekler var benim. Hem de rengarenk. Kırmızı, mor, yeşil…Bulutlarım bile var hem de beyaz…Benim de beyazlarım var artık, umutlarım. Hayallerimin hepsi bembeyaz hepsi capcanlı..

Devamını Okumak için »