Medya ve Bakış Açısı

*Medya bakış açımızı  hile ile nasıl değiştirebilir.

Günümüzün en önemli gücü hiç kuşkusuz medya. Medya deyince sadece televizyon, gazete ve radyo anlamayın. Özellikle internet gün geçtikçe bu medya diye adlandıracağımız sektörde yerini sağlamlaştırıyor. Üstelik Amerika’daki başkanlık seçimlerinde başlayan internet kullanımı ve Obama’nın bununla başarı elde etmesi tüm dünya siyasetini etkileyecektir. Twitter, Facebook, Friendfeed gibi sosyal amaçlı siteler zamanla siyasetin kullanılacağı bir güç aracı haline gelecektir. Bu bağlamda yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi bardağın boş ya da dolu yanı kadar basit olmayan aslında bakmamız gereken açının onlarca olduğunu gösteren örnekler var. Bunu daha iyi anlamak için günümüzde aynı haberi bir kaç kanaldan izleyin. Bu izleyeceğiniz bir kaç kanal bile birbirinden ne kadar farkılılaşacaktır göreceksiniz. Halbuki haber aynı. Fakat nasıl oluyor da birbirinden bambaşka şeyleri anlatıyor gibi davranıyorlar? İşte çıkar meselesinin, gücü ele alma isteğinin sonucu bunlar. O yüzden siz “siz” olun, başkası olmayın. Öyle çok daha…

Beyaz

Neden hayatta hep siyahları seçtim? Hep hüznü…Niye umutlar varken umutsuzluk? Neden hep efkar? Beyaz var oysa içimde. İçimde tam siyahın karşısında…Bütün güzelliği ile parlıyor oysa hüzne inat. Ben nasıl fark edemedim? Nasıl çektiyse beni kendine siyah, beyazlara hep geç kaldım.
Sabahları hiç sevmedim ben. Nedenini bilmiyorum. İşte bu yüzden hiçbir çiçeğin açışına şahit olamadım, günün ilk ışıklarına gözlerim kamaşırcasına bakamadım, hep duyduğum ama koklayamadığım teze mis gibi ekmek kokusunu fırından alamadım.
Hep upuzun taşlı yollarım oldu. Bana acı vermeliydi gideceğim yerler. Oysa sağıma dönsem tam karşımda gideceğim yer…Niye acı? Niye yollarım hep upuzun, taşlar bezeli her yerinde? Neden her şey esmer? Oysa içimde çiçekler var benim. Hem de rengarenk. Kırmızı, mor, yeşil…Bulutlarım bile var hem de beyaz…Benim de beyazlarım var artık, umutlarım. Hayallerimin hepsi bembeyaz hepsi capcanlı..

Devamını Okumak için »

Yalnızlığım

Yalnızlık, dört duvar arasında sessizliğimle paylaştığım en derin yanım. Paylaştığım her vakit, zaman diliminin ne olduğunu unuttuğum delirme anlarım, saatlerim, günlerim, aylarım, yıllarım.
Yalnızlık hiç paylaşılır mı? Ben yalnızlığımı sessizliğimde paylaştım. İkisi vazgeçilmezim oldu. Hayatta neler beni yalnızlığıma bırakıp gitmedi ki? Onları da paylaştım ben her yönüyle hiç gocunmadan. Acıttı canımı ama olsun acımı da paylaştım.
Hayat bir yolculuktu. Yola çıkarken kalabalıklar arasındaydım ama ben yine yalnızdım. Otobüs terminallerinde, tren garlarında, hasretin ve kavuşmanın en derin yanlarında, bakışları uzaklara dalan kimsesiz bir yolcunun üşümüş parmak uçlarındaki sızıydı benim yalnızlığım. Bunca gürültü arasında gelip buldu beni sessizliğim. Çıt çıkmıyordu, yine yalnızlığım yabancı değil bana.
Hep uçurumun tam kenarında ölmekle kalmak arasındaki duyguları yaşadım. Şehirlerin ışıklı caddelerinde sokak çocuklarının sattığı mendildi yalnızlığım. Saçı sakalı karışmış evsiz, sahipsiz bir münzevinin aç nefesiydi benim yalnızlığım. Köprüden serin sulara atlamak isteyen bir aşığın çaresiz cinnet anlarıydı. Yaşam bu belki de ölmek ya da kalmak, arasında yaşamak.
Yalnızlık hayatın her yanında. Bir hamalın nasırlı avuçlarında, yetim bir çocuğun sol yanında, bir aşığın söyleyemediği duygularında, bülbülün güle sevdasında ve insanın her daim hayatla olan kavgasında yalnızlığı.
Hayatı hep sevdim. Ne olursa olsun sevmek yalnızlığı da, sessizliği de. Her şeyi olduğu gibi sevmek hayata karşı, karşılıksız olsa da…

Devamını Okumak için »

Gri

Bir ruh var bende bedeni olmayan. Ben gibi tiryakisi yaşamın. Yaşamı sevmiş ama bir türlü açılamamış. Yazık! Hep susmuş. Susmuş da ömrü susmakla geçmiş. O sustukça lâl olmuş dili. Sessizliği bir ağaca benzemiş. Hep toprağın altında gizli gizli büyümüş dertleri. Derinlere inmiş suyunu bulmak için.

Hep rüzgâra karşı yürümüş. İnadına yürümek…Yürümüş. Yeri gelmiş koşmayı da öğrenmiş. Hiç ardına bakmadan koşmak, etrafını göremezcesine koşmak, kendisini unuturcasına. Varlığını bastığı topraklara hissettirerek, ayak izlerini bir mühür gibi geçtiği yollara “ben buradayım” diyerek gitmek.
Bazen bir gölge olmak istemek, belki hayatı kalabalık ortamlardan süzülüp bir kenarda onları seyretmek.  Belki de bir çölde serap olmak…Yarı yaşanmışlık yarı hayat. Yine de var olma çabası her şeyiyle…

Okuduğun bir kitapta sevdiğin sözcüklerin altını çizip ayırmak gibi. Ama her kitabı eline aldığında o kelimeleri tekrar tekrar okumak isteği. Her gün başka bir mevsim, her gün nefes alma aşkı sendeki…
Sabahın ilk uyanışını sevmek. O gri renge bile bir gökkuşağı gibi bakan gözlerini, camı her açtığında uzaklara bakan o gözlerindeki hüznü, sessizliği kurumuş gözyaşlarına dokunabilmeyi, aslında ben sende o ta derinlerdeki hüzne baktığımda sona yaklaşmayı seviyorum.

Devamını Okumak için »

İzlenilesi Bir Film AVATAR

Uzun süredir yazamıyorum ile başlayan bir yazı olacak bu maalesef. Dünya işlerinin yoğun oluşu beni buraya yazmaktan mahrum ediyor maalesef. Yazamamanın vermiş olduğu vicdani rahatsızlığı şu anda atıyorum çok şükür. Buna sebep olan ise bir film.
Uzun süredir yazmak bir yana uzun süredir de film izleyemiyordum. 3 hafta Ankara’da IMAX’de izlemek için bekledim; ancak bir türlü işlerimden fırsat bulup da IMAX’e gidemedim. Bir kez gittim ama onda da bilet bulamadım.
Aylardır beklediğim “Avatar” sonunda çıkmıştı ve artık izlemeliydim. Karar verdiğim sırada işim ile alakalı durumlar çıktı ve izleyemedim. İşlerim bittiği vakitlerde de sinemada yer bulamadım. Ancak 3 haftalık bu süreç sonucunda inadımı bırakmadım ve bu kez dikkatli davranarak biletlerimi internet üzerinden aldım. MyBilet hakikaten bu konuda çok iyi. Güvenerek alabileceğinizi belirteyim.
Ankara Panora AVM’nde Cinebonus’da altyazılı ve Real 3D olarak izlediğim filme gelince kesinlikle harikulade diyebilirim. Avatar 14 yıllık bir maziye sahip bir film. Böylesi bir özellik de merak duygularını uyandırmaya yetiyor zaten. Beni tanıyanlar benim hayal ürünü gerçek üstü şeyleri barındıran filmleri sevmediğimi bilir. Lakin bu filmde bu gerçek üstü şeyler aslında fark edemediğimiz gerçekleri öylesine güzel dile getiriyor ki.
Filmin başından sonuna kadar ekrandan gözümü ayırmadım. Filmin görselliği hakkında söylenenler gidip de göreceklerinizin yanında bence sönük kalır. Elbette film her şeyini görselliğe borçlu değil. Mükemmel kurgulanmış bir senaryo olmasa o görsellikler de gölgede kalır.

Gişe hâsılatı (Box Office) listesinde gelmiş geçmiş filmler arasında da 2.sıraya girmesi James Cameron’un iyi bir iş çıkardığının ve filmin de başarılı olduğunun bir diğer belirtisi zaten.

Her zaman yaptığım gibi filmin içeriği hakkında bilgi vermiyorum ve izlemenizi tavsiye ediyorum.

Kesinlikle izleyerek insanoğlunun yaşanan dünyaya karşı ne kadar da acımasız olduğunu görmelisiniz. Belki de Pandora’nın kutusunu anlamanın vakti gelmiştir…

Ha unutmadan, gözlükler sizde kalmıyor :)